CHP kurultay takvimi işliyor. 12 Aralık’ta Genel Merkez’den gelecek üye listeleri askıya çıkacak. Tüm örgütlerde olduğu gibi Antalya’da da kongre hazırlıkları için düğmeye basılmış durumda.
Antalya’da en çok delege ağırlığı bulunan Muratpaşa’da yarış zorlu geçecek. Ahmet Durmaz zaten uzunca bir zamandır adaylık çalışması yürütüyor.
Herkes bir önceki kongreye göre yorumlar yapıyor, güç dengeleri üzerine yorumlar yapıyor ama 2012’de yapılacak kongreler büyük sürprizlere gebe. Her kongrede öne çıkan, adından söz ettiren, delegeler üzerinde ağırlığı bulunan isimler ya da ekipler bu seçimde çok da rahat olamayacaklar.
Muratpaşa özelinde üye sayılarını temel alarak bir analiz yapalım.
Bundan önceki ilçe kongresine girilirken Muratpaşa’da 2900 civarında kayıtlı üye vardı. Bu sayı şimdi olmuş 7400 civarında. Yani iki kattan fazla bir artış var. Muratpaşa’ya 3500’den fazla bir yeni üye katılımı var.
Bu arada 1750 civarında da diğer merkez ilçelerden ve illerden gelenler, 1000 civarında da giden var.
Bu 3500 yeni üyenin 2500’nün Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesiyle başlayan sürecin ilk 3-4 ayında kendiliklerinden partiye üye kaydını yapanlardan oluştuğu tahmin ediliyor.
İşte dananın kuyruğu burada kopuyor.
Yeni üyelere kim ulaşabilir, kim kendini doğru şekilde anlatırsa o ekibin şansı yüksek olacak.
Dersim’den medet ummak…
1937 -1938 yıllarındaki Dersim (Tunceli) İsyanı ile yaşanan olaylar CHP’nin kendi milletvekili Hüseyin Aygün’ün sözleri ile yeniden gündem oldu. AKP’ye yakınlığı ile bilinen ve ‘yandaş medya’ yakıştırmalarının yapıldığı basın yayın organlarına bakılırsa ‘CHP katliam yapmış’. Açıktan olmasa da Atatürk’e, Cumhuriyet’e bir saldırı eğilimi var.
AKP’li milletvekillerinin de sözleriyle desteklenen haberlerde tek parti döneminde Alevilere soykırım uygulandığı söyleniveriyor. E tabi olaylar CHP’nin tek parti iktidarı döneminde olunca sorumlusu da belli: İsmet İnönü ve Atatürk; dolayısıyla CHP.
Şimdilerin ileri demokratları Dersim’de vergi vermeyen, asker göndermeyen devlet otoritesini kabul etmeyip inşa edilen karakolları yerle bir eden aşiret gerçeğini neden görmek istemez? Devletin otoritesini kabul ettirmek adına aşırı güç kullanımı olabileceği gibi devleti tanımayan isyancı aşiret varlığını birlikte değerlendirmek varken, “Vurun abalıya” misali neden hep CHP’ye vurulur?
Bahsi geçen dönemde, 1937’de, ilk isyan başladığında İsmet İnönü Başbakan’dır. 37’nin sonunda isyan kanlı bir şekilde bastırılır.
1938 isyan yeniden patlak verir. Bu kez Başbakanlık koltuğunda Celal Bayar vardır. Bu da normaldir zaten. Çünkü ortada sadece CHP vardır. Demokrat Parti’nin birçok kurucu ismi o dönemlerde CHP’de siyaset yapmaktadır.
Bugün Dersim İsyanı üzerinden siyasi çıkar hesabı yapanlar acaba bu gerçeği bilmiyor mu? Celal Bayar’ın siyasi mirasına sahip çıkmaya çalışan AKP’liler buradan ne tür bir medet ummaktadır acaba?
Baykal’ın ayak sesleri
Geçen hafta CHP Genel Merkezi’nin gündemi; Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Zaman gazetesinde sarf ettiği sözleriydi. Atatürk ve CHP’yi suçlayıcı bir üslup kullanan Aygün’e parti içinden tepkiler basın bildirisi ile ete kemiğe büründü. Basın bildirisinde Genel Merkez ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki koyulmuş, sessiz kalmanın da iddiaları kabullenmek anlamına geleceği vurgulanmıştı.
O bildiriye eski Genel Başkan Deniz Baykal dışındaki 4 Antalya milletvekili Osman Kaptan, Gürkut Acar, Yıldıray Sapan ve Arif Bulut’un imza koyması CHP’yi yakından takip eden gazetecilerin, yazarların dikkatinden kaçmadı. Basın bildirisinde Antalya milletvekillerinin tam kadro yer alması, Önder Sav’ın tasfiyesinden sonra aralarında işbirliği olduğu söylenen Baykal-Kılıçdaroğlu ikilisi arasındaki iplerin koptuğuna yoruldu.
CHP Genel Merkez odaklı bir başka iddia ise Baykal – Sav ikilisinin yeniden bir araya gelmek için dirsek temasına geçtiğine yönelik. Sav’ın, Baykal’a kurultayda genel başkanlığa yeniden aday olmaması şartıyla bir başka ismin genel başkan adaylığında anlaşma teklifinde bulunduğu, Baykal’ın ise “Bakarız” cevabı verdiği söyleniyor.
Hüseyin Aygün’e karşı oluşan tepkinin sonucu olarak imzaya açılan basın bildirisine aslında 12 değil 55 milletvekilinin imza koymak istediği fakat Baykal’ın “ Parti ikiye bölündü” görüntüsü verdirmemek için buna engel olduğu iddiasını da dikkate alırsak, CHP’de yeniden bir Baykal ağırlığının hissedilmeye başlandığını söyleyebiliriz.
|