Hazırlayan: Rasim Gündüz
Avustralya’nın hemen üstünde ve Çin ve Japonya’nın güneyinde yer alan Uzakdoğu ülkesi Endonezya ve yanı başındaki Singapur iki ayrı dünya. Su ve toprak ülkesi de denilen Endonezya 280 milyonluk nüfusu ve yüzde 85’lik Müslüman oranı ile değişik bir kültür ve coğrafya. Endonezya’da zenginlik ve fakirlik koyun koyuna. Küçük ada ülkesi ve tek şehirden oluşan Singapur ise parayı, ihtişamı ve şehircilik kültürü ile bambaşka bir dünya.
İlk durak Endonezya
Toros Eğitim Kurumları’ndan Endonezya’daki Türk okullarına gezi inceleme amaçlı bir davet alınca Antalya’dan 10 gazetecinin yer aldığı grupla Endonezya’ya uçtuk.
Grubumuz; Ekrem Şen, Haşmet Öyken, Osman Altınışık, Tuncer Çetinkaya, Selami Şahin, Ali Tongülüs, Ali Buldu, Deniz Akgün, Adnan Çoban, bendeniz Rasim Gündüz ve Toros Eğitim Kurumları’ndan okul müdürleri Cemalettin Başbuğ ve Halis Özkan’dan oluştu. 19 Temmuz Pazartesi günü Antalya’dan19.35 uçağı ile İstanbul’a oradan da 00.25’te Singapur aktarmalı Jakarta’ya başlayan yolculuğumuz aradaki 4 saatlik zaman farkında dolayı yine bir akşam karanlığında Jakarta’da sonlandı. Havaalanı çıkışında bizi Cihan Haber Ajansı ve Zaman Gazetesi Jakarta Temsilcisi Selim Çağlayan ve Endonezya’daki Türk okullarında görevli genç öğretmenler karşıladı. Türk öğretmenlerin “Abiler…” diye başlayan hitaplarına gezinin sonraki bölümlerinde biz de ayak uyduracaktık.

Yol boyunca bolca bulanan manav dükkanları
Su ve toprak ülkesi
Antalya’dan Endonezya’ya harekâtımızdan önce bu Uzakdoğu ülkesi hakkında bilgiler edinmiştik. Endonezya ismi Latince Indus ve Yunanca nesos kelimelerinden türetilmiş ve "ada" anlamına geliyor. Su ve toprak ülkesi denilen Endonezya’da nüfusun yüzde 85’nin Müslümanlar oluşturuyor. 285 milyonluk nüfusu ile de Dünya’nın 4. büyüğü. Asya Kıtası’nın güney doğu ucunda, ekvator çizgisinin hemen güney ve kuzeyine dağılan 17 bin 508 ada üzerinde kurulu 33 eyaletten oluşan Endonezya, yağışlı ve tropikal bir iklime sahip. 2 milyon metrekareye yaklaşan yüzölçümü ile de büyük bir ülke olan Endonezya’ya su ve toprak ülkesi deniyor.

Jakarta’dan görünüm
Sömürüden bağımsızlığa
Yeraltı kaynakları bakımından zengin, fakat geri kalmış milletlerin makûs talihi olan sömürü düzeni, Endonezya için de geçerli olmuş.Sırasıyla Portekiz, İngiliz, Hollanda, Japonya ve tekrar Hollanda sömürgesinde kalmış. Endonezya’yı en uzun sömüren Hollanda olmuş: 350 yıl. Kalay, petrol, doğal gaz, kömür, bakır, altın madenleri bakımından hala dünyanın en büyük rezervlerine sahip olan Endonezya, bağımsızlığına ancak 2. Dünya Savaşı sonrasında kavuşabilmiş. 1945’de Ahmet Sukarno başkanlığında oluşturulan parlamento, Endonezya Birleşik Devletleri olarak bağımsızlık ilan ettikten sonra, 1950’de de Endonezya Cumhuriyeti adını alır. Ulusalcılık, halkçılık, temsili demokrasi, devletçilik, laiklik ilkelerine üzerine kurulan Sukarno başkanlığındaki bağımsız Endonezya’da yapılan ilk işlerden biri yabancı devletlere ait olan şirketleri millileştirmektir. 6 generalin kaçılıp, Komünist Partililerce öldürüldüğü şayiası ile1967’de ABD destekli bir darbe ile başa gelen General Muhammet Suharto dönemi komünistler ve daha sonraki dönemlerde de kendine muhalif olanlara karşı kıyıma sahne olur. Komünistlerin panzehiri olarak ise İslamcılar kullanılır. General Suharto dönemi de 1998’deki ayaklanma ile son bulur. Bugün ise demokratik kurallara göre yönetilen, rüşvetten arınmış bir yönetim modelini oturtmaya çalışıyorlar. Ama, hala devlet dairelerinde rüşvetsiz iş yaptırılamaması başlıca sorun. Eyaletlerden oluşan milli meclisi 460 milletvekili oluşturuyor. Ülkede koolisyon hükümeti işbaşında. Endonezya’da, Türkiye’deki AK Parti politikalarını birebir taklit eden ve adı da AK Parti anlamına gelen bir parti bile kurulmuş. Ve gün geçtikçe bu parti güç kazanıyor. 300’ün üzerinde etnik grup ve dilin bulunduğu tahmin edilen Endonezya’nın resmi dili ise bu lehçelerin ortak özelliklerinden oluşturulan Bahasia. Endonezyalılar, Malezyalılarla aynı soydan geliyor. Endonezya’daki çok kültürlülük, "Çoklukta birlik" anlamına gelen ulusal slogan "Bhinneka Tunggal Ika" ile ifade ediliyor.

Motosiklet istilası
Tezatlar ülkesi Endonezya
İlk gecemizi geçireceğimiz otele doğru yol alırken, akşamın geç vakti olmasına rağmen sıkıntı verici bir trafikle karşılaşıyoruz. Dev gökdelenlerin bulunduğu Java adasının en büyük şehri Jakarta, ülkenin başkenti. 18 milyona yakın insanın yaşadığı söyleniyor. Burası aynı zamanda ticaretin de başkenti. Burada yerel yönetimin başında seçimle gelen vali var. Jakarta; merkez, kuzey, güney, batı ve doğu olmak üzere 5’e ayrılmış. Her birinin valisi var. Merkez valisi diğer valilerin üstünde. Abdullah Gül’ün Endonezya ziyareti sırasında konakladığı Sarı Pan Pasifik otele güç bela ulaşıyoruz. Valizleri odalara çıkarmadan yemek yemek için gittiğimiz ilk adres Burger King oluyor. Global dünya dedikleri bu olsa gerek! Neyse, geç vakit valizlerimizi odalarımıza çıkarmamızla, etrafı keşfe çıkmamız bir oluyor. Sonraki günlerde de karşılaşacağımız keşmekeş manzaralarla daha ilk gün otelden çıkar çıkmaz burun buruna geliyoruz. Her yer pislik içinde. Seyyar köfteci arabalarının anımsatan tezgâhların etrafında toplanan kalabalıklar, karınlarını doyuruyor. Böyle bir keşmekeşin içinde oturup gitar çalıp eğlenmelerinden bu yapıyı artık kanıksadıklarını anlıyoruz.

Hayvanlar arabalardan sarkıtılacak havuca koşuyor
Zeytin ve ekmeğe hasret kaldık
Otele dönüp uyumamız yerel saat ile gece yarısı 3.00’ü bulmuştu. Sabah ta 7.00’de uyanıp kahvaltıya indik. İlk şaşkınlığımızı ekmek bulamamakla yaşadık. Burada ekmek yerine pirinç yiyorlar. Tam bir zeytin delisi olan biz Türkler için, kahvaltıda zeytin bulamamak da ikinci sürpriz oldu. Bereket yumurta vardı. Onu da Ekrem Şen ağabeyimiz sayesinde keşfettik. İkinci gün kahvaltımızda kendimize omlet ziyafeti çektik. Zira diğer yiyecekler ya çok tatlı ya çok acı; bize göre değil yani. Peynirin acısı oluk mu; Endonezya’da var. Adnan Çoban kahvaltı işini daha kestirmeden halletti: Pilav üstü kuru fasulye.

Jakarta’da kanallardan pislik akıyor
Dünyanın en büyük hayvanat bahçesi
Kahvaltıdan sonra Asya’nın en büyük hayvanat bahçesi olan Taman Safari’yi görmek için yola koyulduk. Planlanan 2 saatlik yolculuktu 3 saati aşmıştı. Bu arada yol üzerinde onlarca çeşidi bulunan ve gelip geçen arabaların önüne atlayan insanların sattığı tropik meyvelerden tattık. Dışında taze ceviz kabuğunu andıran siyah bir kabuk, içinde ise şeftali erik karışımı hoş bir tadı olan Mangis en beğendiğimiz meyve oldu. Parka yaklaştıkça yine yol kenarlarında gelen geçen araçlara uzatılan havuçların alâmetifarikasını Taman Safari’ye girince anladık. Arabalardan inmenin tehlikeli ve yasak olduğu bu cenneti andıran parkta, zebra, bizon, lama gibi onlarca hayvan, arabaların camlarından uzatılan havuçları kapmak için koşturuyordu. Adnan Çoban’ın deyimi ile burada ‘yalaka olmayan tek hayvan’ ormanlar kralı arslan. O, hiç böyle şeylere tevessül etmeden üzerine çıktığı yüksekçe bir yapıdan manzarayı seyrediyor. Burada bir birine zarar vermeyeceği düşünülen hayvanlar gruplandırılarak kale duvarı gibi yapılarla ayrılan bölgelerde özgürce yaşıyor; sonuçta arazi büyük. Vadinin yukarılarında kurulan kovboy kasabasında günde iki seans olmak üzere canlı canlı kovboy filmi çevriliyor; seyircisi çok. Sırf bu gösteri için parka gelenler var.

Çoklukta Birlik anlamına gelen Endonezya'nın arması
“Dörtleyelim birader”
Bizim için eğlenceli bir o kadar da dinlendirici geçen Taman Safari’den şehir merkezine dönüşe geçtik. Yol boyunca gördüğümüz sefalet manzaraları bir kez daha bize Türkiye’nin değerini anlama olanağı verdi. Bir ülkede zenginlik ve yoksul arasında bu kadar mı fark olur; merkezde modern iş merkezleri ve konutların yer aldığı yapılar, ama hemen yanı başında ya da şehrin daha dış mahallerinde 2-3 metrekareden oluşan derme çatma kulübemsi evler… Galiba burada kişi sayısı kadar motosiklet ve özel oto var. Trafik yoğunluğunu hafifletmek için özel otoların şehir içinde 4 kişiden daha az yolcu ile hareket etmesine izin verilmiyor. Bize rast gelmedi ama özel otolardaki kişi sayısı 4’ten azsa yollarda bekleyen otostopçular belli bir para karşılığı sayıyı dörde tamamlıyormuş. Burada insanlar saatlerce trafikte bekleseler de ne bir tek korno sesi duyuyorsunuz, ne de bağırıp çağıran insanlar görüyorsunuz. Daha da önemlisi, bu kadar trafik yoğunluğunun içinde, üstelik vızır vızır motosikletlerin işlediği bir ortamda bir tek kaza meydana gelmemesine şaşırarak baktık hep. Zaten günlük yaşamda hep gülümseyen bir yüz ifadesi takınan Endonezyalıların kavga edecek tipler olmadığını anlamıştık.

Antalyalı gazeteciler
|