Ana Sayfa     Politika   |   Güncel   |   Ekonomi   |   Kültür Sanat   |   Spor   |   Teknoloji   |   Sağlık   |   Çevre   |   Telekulak   |   Astroloji   |   Sektörel   |   Dosya
Röportajlar     |     Resmi İlan     |     Yazarlar    |     Galeri
Ana Sayfaya Dön Dosya Kategorisi Diğer Haberleri
Endonezya-Singapur Gezi Notları-2
05 Ağustos 2011 Cuma , 13:13
Tezatlar ülkesi Endonezya, Harikalar diyarı Singapur

Pasifik Okyanusu’ndaki Endonezya ve Singapur’a dair gezi notlarımızın bugünkü bölümünde Endonezya’daki Türk okullarının başarıları, ta oralardan Mustafa Akaydın’a laf yetiştiren Büyükelçi’yi ve alışamadığımız yemeklerden sonra deniz ürünleriyle bayram edişimizi ve Java adasının bir başka büyük şehri Bandung seyahatimizi anlatacağım.

Pasifik’te Türk düşü

Asya’nın en büyük hayvanat bahçesi Taman Safari gezimizden sonra programımızda Endonezya’daki Türk okullarından biri olan Karizma Banksa Koleji’ni ziyaret var. 4-5 ayrı bloktan oluşan büyükçe bir okul burası. Eğitim dili İngilizce, Türkçe de müfredatta mevcut. Burada bizi okuldaki Türk öğretmenlerin yanı sıra Pasifik Ülkeleri ile Sosyal ve İktisadi Dayanışma Derneği (PASİAD)  Endonezya Başkanı Tahsin Gül ve Endonezya Türk Okulları Genel Müdürü Ramazan Cingil karşıladı. Türkçe konuşan, şiir okuyup, şarkı söyleyen Endonezyalı öğrencilerle karşılaşmak, ülke topraklarından binlerce kilometre uzaklıkta olan bizler için hoş bir sürpriz oldu. Yıllar önce bir düş olan  ‘yabancı memleketlerde Türk okulları açma’ fikri bugün gerçeğe dönüşmüş durumda. İstiklal Marşı ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin bulunduğu köşenin önünde buradaki öğrencilerle fotoğraf çektiren arkadaşların yüzlerindeki memnuniyet görülmeye değerdi.

Ahmet Sukarno 1955 yılında ülkenin en büyük camisini ve katedralini karşı karşıya inşaa ettirmiş.

Fethullah Gülen hayranı Endonezyalı

 Okul ziyaretinden sonra misafiri olup akşam yemeği yiyeceğimiz Drs. H. Aip Syarifuddin’in evine geçiyoruz. Aip Syarifuddin Endonezya’daki işadamlarının oluşturduğu TOBB benzeri bir örgütün Türkiye Masası sorumlusu. 1994’de okul kurmak üzere Endonezya’ya gelen 4 Türk ile tanışmasını anlattı. 12 yaşında ölen oğlu Pribadi’nin adını vereceği Türk okulu kurmaya giden süreci ve  Fethullah Gülen ile tanışıklığını bir masal tadında anlattı. İlk Türk okulu açıldığında eş dost ve yakınlarından topladıkları 10-15 öğrenci ile eğitim faaliyeti yürütmüşler. Bu şekilde Türkiye’den Fethullah Gülen cemaatinin gönderdiği parasal destek ile 5 yıl kadar Endonezya’da tutunmak ve kendilerini tanıtmak için uğraşmışlar. Türk okulları bugün Endonezya’nın değişik eyaletlerinde 8 okul ve 3 bin 500 öğrencili dev bir organizasyona dönüşmüş. Sırada Üniversite kurmak var…

Cuma namazına gelen kadınlar

Bir de yemeklere alışabilsek…

Okullarla ilgili bilgi verdikten sonra yemeğe geçiyoruz. Burada bir masa etrafında toplanıp yemek yeme alışkanlığı yok. Herkes tabağını alıp bir koltuğa çekiliyor. Padang dedikleri bir yemek grubu var; öve öve bitiremediler. Ana yemek Hindistan cevizi suyu ile pişirilip, bol sosla servis ettikleri dana etinden yapılıyor ama bizim damak zevkimize uygun değil. Kızarmış tavuk da var. Tavuğun ayakları ile pişirildiğini gören Ali Buldu, gezi buyanca bunu diline doladı. Türk okullarındaki görevli öğretmen ve idarecilerin “Eyüp Abi” dedikleri Aip Syrifuddin’in evinden ayrılıp otele dönüyoruz. Ertesi gün Cuma…

Fethullah Gülen hayranı işadamı Aip Syarifuddin’e, Türk okulu yetkilileri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile çekilen fotoğrafı hediye etti.

Endonezya’dan Akaydın’a selam

Gün, Endonezya’nın Türkiye Büyükelçisi Murat Adalı’ya ziyaretle başlıyor. Adalı, taa ordan bizim Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ı bombaladı ki, burada Ekspres gazetesinde manşet bile oldu! Japonya’da karşılaştığı Süleyman Evcilmen’i, Akaydın ile karıştırıyordu ama olsun; o kadar kabahat kadı kızında da olurdu. Ha, bir de Büyükelçi Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ı bilmiyormuş. Hatta Turizm Bakanı Menderes Türel olsa daha iyiymiş. Buraya kadar Türkiye’deki siyasi iktidar katında bu lafların iyi pirim yapacağını tahmin etmek zor değil. Fakat Büyükelçi’nin Turizm Bakanı’nı tanımamasını istikbali için hayra mı, yoksa şerre mi yormak lazım, bilemedik. Bu arada CHP Antalya İl’de 11 kişinin istifa ettiğini ve Ülken’in düşürüldüğünü de haber alıyoruz. Biz Endonezya’ya dair bilgiler alacağımız yerde iş Büyükelçi’nin Antalya’ya dair meraklarını gidermeye dönüşüyor. Neyse ki, Büyükelçi’den Endonezya’da 300 Türk’ün yaşadığını, iki ülke arasındaki ticaretin yeni yeni geliştiğini ve artık herkesin bildiği ama onun “sır” diye fısıldadığı savunma sanayimizin Endonezya’ya deniz altı gemileri satacağını öğrendik. Büyükelçi ile sohbetimiz akşam kaldığımız otelde bir araya geldiğimiz Endonezyalı gazeteci grubu ile düzenlenen yemekte de sürdü.

Karizma Koleji’nin öğrencileri uluslar arası yarışmalarda gözde.

Cami ve Kilise bir arada

Endonezya’ya bağımsızlığını kazandıran Ahmet Sukarno, 1955’te ülkeye iki büyük ibadethane kazandırmış. Biri caddenin bir tarafına öteki diğer tarafına konuşlandırılmış. Bu durum ülkedeki dini inançlara hoşgörünün de sembolü olmuş. Biri Hıristiyanlar için büyük bir katedral, diğeri ise bizde cami denilen İstiklal Mescidi. Bu ülkede camiye mescit, bizdeki mescide ise musalla diyorlar. Bir kısmımız İstiklal Mescidi’nde Cuma namazı kılırken, bir kısmımız da yakın bölgeyi gezdi. Bizde Hanefi mezhebi hâkimken, Endonezya’da Şafilik hâkim. Namaz şekillerinde ufak tefek farklılar var. Ayrıca burada kadınlar da cuma namazı kılmaya geliyor. Belirtmeden yapamayacağım; Endonezya’daki durumu görünce, Türkiye’deki ibadethanelerin temizliği ve ibadet öncesi insanların temizlenme yöntemleri ile gurur duyduk.

Pribadi Koleji’nin vitrinleri, öğrencilerin aldığı ödüllerle dolu

Deniz ürünleri dünyası

Endonezya’ya geldiğimiz akşamı saymazsak bu ikinci günümüzdü. Ama şöyle ağız tadıyla bir yemek yiyebilmiş değildik. İki gündür bize rehberlik eden Mehmet Çetin öğretmenden,  bizi deniz ürünleri yiyebileceğimiz ve sonrasında da Pasifik Okyanusu’nu görebileceğimiz yere götürmesini istedik. Burada soyadı ile hitap edilen Mehmet öğretmen, 2001’de  İngilizce öğretmeni olmak üzere üniversite öğrenimi için gelmiş bu ülkeye. İzmir Yamanlar Koleji mezunu olan Mehmet Çetin, şimdilerde Türk okullarında öğretmenlik yapıyor. Artık Endonezyalı sayılır; buradan evlenmiş. Pasifik Okyanusu kıyısında, buradaki Beach Park benzeri bir yere varıyoruz. Çoğunluğunu hayatımızda ilk defa gördüğümüz yüzlerce deniz canlısının bulunduğu bir restorandayız. Siparişlerimizi beklerken gelen onlarca çeşit sos ve mezenin tadına bakaduralım,  bir yandan da pipetlerimiz ile Hindistan cevizi suyu içiyoruz. Restoran’ın altında özel bir ekip var; işi Hindistan Cevizlerini servise hazır hale getirmek. Birazdan masaya İstakoz, Kalamar, Midye, Yengeç, Ahtapot ve onlarca balıktan oluşan deniz ürünleri servisi başlıyor. Alışamadığımız yemeklerden sonra, deniz ürünleri ile midelerimiz bayram yaptı. Hesap mı?  Kişi başı 15 TL bile değil. Türkiye’de olsak 300’er liradan aşağı kurtulmak mümkün değildi.  Balıktan ziyafetinden sonra, Pasifik Okyanusu’na girelim dedik ama ne mümkün. Şehrin içinden akan kanallar pisliğini okyanusa boşaltıyor. Yine de, “Buralara kadar geldik, okyanusa ayağımızı değdirmedik” dememek için bir iki arkadaşımız denize girdi.

Deniz Akgün, Endonezya dilini öğrenmeye kararlı…

Tekstil şehri Bandung

Geceyi otelde geçirdikten sonra Cumartesi sabahı saat 10.00’da yollara düştük. İstikamet Java adasının tekstil şehri Bandung. Orada da Türk okulu Pribadi Koleji’ni ziyaret edeceğiz. İçinde bulunduğumuz araç Bandung şehrinin girişine yaklaştığında şoföre sorduk: Kaç saatimiz var? Aldığımız cevap: “30 dakika sonra Pribadi Koleji’ne varmış oluruz”. Ama biz artık biliyorduk ki, 1.5 saatten erken varamayız. Aynen de öyle oldu. Sınıflarda Türkçe öğrenen öğrencilerle hatıra fotoğrafları çekip, biraz sohbet ettikten sonra, şehir turuna çıktık. Tekstil şehri olarak bilinen Bandung’da da Jakarta şehrindeki gariplikleri görmek mümkün. Yan yana sıralanmış lüks villaların yanı başında tenekeden evler… Tekstil şehri olan Bandung’ta ucuzluk yok ama kaliteli ürünler var.

Bandung dönüşü “meyvelerin kralı” Düryen’in tadına bakıyoruz. Ah şu kokusu olmasa…

Yediğin kadar fiyat

Bir saatten fazla süren alışveriş faslından sonra, akşam yemeği için yakınlarda bulunan bir restorana giriyoruz. Jakarta’dakilerin aksine burada pişirilen yemekleri seviyoruz. Onlarca çeşit yemeğin tadına bakıyoruz. Burada, siparişe göre değil, yemeğin ne kadarının yenildiğine göre fiyat çıkarılıyor. Misal, tabağınızdaki tavuğun yarısı kalmış; yarı fiyat uygulanıyor. Burada yemek oldukça ucuz. Türkiye’de olsa kişi başı 70-80  TL gelebilecek hesap burada 25 TL civarında geliyor.

Hazırlık ekibi ve pipetle içilen Hindistan Cevizi suyu

Okyanusun bütün balıkları burada

Dönüş yolu çile dolu

Bandung’tan Jakarta’ya akşam vakti dönüşe geçtik. Rehberimiz Mehmet Çetin’in öve öve bitiremediği düryen isimli meyvenin tadına bakmak üzere mola verdik. Kavun büyüklüğünde, dış yüzeyi dikenimsi bir tabakayla kaplı olan bu meyve kesilip açıldığında ortalığı çürük soğan kokusu gibi şey kaplıyor. Buna rağmen “meyvelerin kralı” deniyor ya, düryen yemeye başlıyoruz. Düryenden ilk dilimi alır almaz, insanda bir tükürüp geri çıkarma hissi uyanıyor ama sonradan alışıyorsunuz. Sanki bağımlılık yapıyor. Bütün ısrarlara rağmen düryeni ağzına koymanlar da vardı: Ali Buldu ve Deniz Akgün gibi… Fakat düryen ziyafeti bize eziyetli bir yolculuğun da kapısını araladı. 2-3 km ilerledik ki, yol kapalı. Bu yollarda 2 saatlik yol 3-4 saat sürünce sabaha kadar beklemeye kendimizi hazırladık. Neyse ki 1 saatten fazla süren bir bekleyişten sonra yol açıldı. Jakarta’da otele girdik, saat gece yarısı 3.00’ü geçmişti.

 

Yarın: Bambaşka bir dünya: Singapur

 Özür:  Dün Endonezya’yı anlattığımız Gezi Notları -1’de Türkiye’den pazartesi gecesi çıktığımızı yazmışım. Doğrusu 19 Temmuz Salı gecesi olacaktı. Düzeltir özür beyan ederiz.

***********

Endonezya halkında Türkiye’ye karşı üst seviyede bir sempati var. Bunun tarihsel kökleri taa 1500’lü yıllara dayanıyor. O dönemde, Portekiz başta olmak üzere sömürgeci ülkelere karşı koymak isteyen başta Açe (Aceh) halkı başta olmak üzere Endonezyalılar, Osmanlılardan gemilerle silah, mühimmat ve asker desteği alırlar.  Söylentiye göre o dönemde Açe’ye gemilerle ulaşan Osmanlı subay ve askerlerinden bir kısmı geri dönmeyip, Açe’ye yerleşmiştir. Bugün kökenlerini bu Türk subaylarına dayandıran Açeliler mevcuttur.

 

Bu haber toplam (1011) defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
 
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.


Bu Habere Yorum yapılmamış ilk yorum yazan siz olun!

  
Bu Haberi paylaşın
 
 
İPİMİZİ ÇEKİYORUZ… - İPİMİZİ ÇEKİYORUZ…
Binali Efe
Baykal’a jest - Baykal’a jest
Ali Orhan
DEĞERLİ GENÇLER, SEVGİLİ ANTALYALILAR - DEĞERLİ GENÇLER, SEVGİLİ ANTALYALILAR
Mehmet Tosun
SIFIR ÇEKEN ÖĞRENCİ DEĞİL İKTİDAR - SIFIR ÇEKEN ÖĞRENCİ DEĞİL İKTİDAR
Aydın Yavuz
YETMEYECEK KÖFTELER - YETMEYECEK KÖFTELER
Ahmet Özmen
Gazetecilik ve Nedim Şener - Gazetecilik ve Nedim Şener
Engin Korkmaz
TARİHE NOT DÜŞMEK! - TARİHE NOT DÜŞMEK!
Yaman Çağrı Doryan
Mustafa Erdem “barışın” adayı… - Mustafa Erdem “barışın” adayı…
Salih Karadağ
Tüm Yazarlarımız
  • BUGÜN
  • DÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
Antalya şehiriçi trafiğinden memnun musunuz?

Fikrim yok
Hayır
Kararsızım
Evet
Işık süresi çok uzun

Ana Sayfa   |   Politika   |   Güncel   |   Ekonomi   |   Kültür Sanat   |   Spor   |   Teknoloji   |   Sağlık   |   Çevre   |   Telekulak   |   Astroloji   |   Sektörel   |   Dosya   |   Röportajlar   |   Resmi İlan   |  
E-Gazete (aboneler için)   |   İletişim  |   Reklam Seçenekleri  |   Künye
Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2011
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Yazılım & Tasarım : Akdeniz internet