Röportaj: Hediye Gündüz / Antalya Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü
Türkiye’de nükleer karşıtı hareketiniz ne zaman başladı?
Bizim Türkiye’de nükleer karşıtı hareketimiz 1990’lı yıllarda başladı. Bunun öncesinde 1980’lerde Silifke Balıkçılar Kooperatifi Başkanı Arslan Eyce’nin önderliğinde yürütülen hareket, balıkçıların, çiftçilerin karşı çıkışları ile Akkuyu’da nükleer santral kurulmasının önüne geçti. Bizim de içinde olduğumuz nükleer karşıtı hareket, 1990’lı yılların başında Süleyman Demirel’in “Akkuyu’ya Nükleer Santral Kuracağız” demesi ile başladı. Bunun ertesinde Türkiyeli Yeşiller, Sosyalistler, Çevreciler, Anarşistler, Doğa Korumacılar İzmir Aliağa’da yapılmak istenen termik santrali engellemişlerdi. Ege’de oluşan enerji karşıtı bu hareketlilik, nükleer karşıtı harekete dönüşmüştü. SOS Akdeniz grubu ile Yeşillerin soruna sahip çıkması ile de nükleer karşı çıkış ülke gündemine girmiştir. O yıllarda, Ankara, İzmir ve İstanbul’da yoğun bir anti nükleer çalışma yürüttük. Ankara’da başlayan ‘nükleer santral istemiyoruz’ imza kampanyasını, Ortaköy’de stantlara taşıyıp, hareketi sokağa taşıdık. Nükleer karşıtı bisikletçiler boğaz yolunu kestiler. Bu dönemde Ağaçkakan Dergisi yayına başladı ve sürekli olarak anti nükleer hareketin sözcüsü oldu. Aynı dönemde Greenpeace’in İzmir’e gelen Sirius Gemisi limana girerken “Türkiye Nükleer Santral İstemiyor” pankartı taşıdı.
Bu süreçte halktan destek gördünüz mü?
Şehirlerde ortaya çıkan hareketliliklerin Akkuyu’ya yönelmesi de kaçınılmazdı. SOS Akdeniz’in organizasyonu ile Silifke’de buluştuk ve Silifke Kültür Dayanışma Derneği’nin düzenlediği anti nükleer haftaya katıldık. Bir grup nükleer karşıtı ile yerel halktan aldığımız destek ile Akkuyu Nükleer Santral alanına dağ yolundan girdik ve Akkuyu’nun olağanüstü güzelliğindeki koylarını görüntüledik. Aslan Eyce’nin desteği ile Yeşilovacık ve Büyükeceli Köyleri’nde kahve sohbetlerine katıldık, röportajlar yaptık. Silifke’de çok büyük katılımlı bir miting ve kapalı salon toplantısı düzenlendi.
Akkuyu Antinükleer çalışmanın merkezi oldu. Bu konuda bilgi verir misiniz?
İlerleyen aylarda Akkuyu Anti nükleer çalışmanın merkezi oldu. Ağustos ayının ilk haftasında Akkuyu’da, Büyükeceli sahilinde çadırlarımızla buluştuk ve santralin hemen dibinde onu nasıl engelleyeceğimizi tartıştık. Akkuyu buluşmaları o yıllardan sonra devam etti ve nükleer karşıtı hareketin gündemini belirledi. 1993’de Ankara’da yapılan Nükleer Teknoloji Kongresi’ne tepki olarak, Nükleer Karşıtı Hafta’yı düzenledik. Bir hafta boyunca hem nükleer teknoloji kongresine karşı çıktık, bir yandan da Ankara’nın her yerinde nükleer karşıtı çalışmalar yaptık. Bu hafta ben İstanbul-Ankara yolunu yürüyerek, nükleer karşıtı bisikletçiler de pedal basarak katkı verdik. Sivas olaylarının acısını yaşayan Ankara anti nükleer hareketin Kızılay sokaklarına barış taşıması ile teselli buldu.
Daha sonra neler yaptınız?
1994’de İstanbul-Sinop-Akkuyu-İzmir-İstanbul yolunu nükleer santrale ‘hayır’ diyerek yürüdüm. Sinop’ta da nükleer santral yapılması düşünülüyordu. 1995’de Nükleersiz Bir Dünya İçin Avrupa Uzun Yürüyüşü’ne katılarak Viyana’dan Moskova’ya yürüdüm. Yürüyüş dönüşü Git Dergisi’ni çıkardım. Git o yıldan beri nükleer karşıtı hareketin sesi oldu. 26 Nisan 1997’de Sinop, Çernobil Olmayacak! Mitingi’nden hareketlenerek, Akkuyu’ya yürümeye başladım. Yürüyüşe Ankara’dan ve Konya’dan katılımlar oldu. Akkuyu’ya vardığımızda küçük bir grup olmuştuk. Aynı yıl Akkuyu’da Nükleer Karşıtı Platform Yeşil Ev kurmuş ve nükleer karşıtları yerel çalışmaya başlamıştı. Bizim küçük yürüyüşçü grubumuz da Yeşil Ev’de konakladı. Bu ve izleyen yıllarda nükleer karşıtı çalışma şehirlerde ve Akkuyu’da yoğun biçimde devam etti. Akkuyu’da Yeşil Ev’in yanına Git Dergisi olarak Atomun Karşısındaki Ev’i kurduk. 1999 Temmuz buluşması Akkuyu’nun en sıcak yazı oldu. Bergama hareketi Akkuyu ile birleşti. Bergamalı köylüler siyanüre karşı verdikleri direnişi Akkuyulular’a anlattılar. Öte yandan meslek odaları, sendikalar, partiler, dernekler çok büyük bir katılım sağladılar. Ağustos’un o sıcak günü mitingin ortasından hareketlenen nükleer karşıtları tüm topluluğu Atom’a karşı yürüyüşe geçirdi. Bu hareketliliği izleyen yılda Türkiye nükleer santral kurmaktan bir kez daha vazgeçti.
Şu anda Ruslar sondaj aletleri ile Akkuyu deliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yeşil ve Sol Çalışma Grubu’ndan Ender Eren, 2000’li yıllarda başlayan nükleer santral kurma çalışmalarına karşı başlayan anti nükleer hareketi ikinci dalga olarak tanımlıyor. Bugün itibariyle Türkiye Rusya ile ikili bir anlaşma yapmış ve Akkuyu’da nükleer faaliyet artmıştır. Şu anda sondaj aletleri ile Akkuyu delinmekte zemin etüdü yapılmaktadır. Bu bir anlamda Türkiye’de nükleer santral kurulmaya başladığının işaretidir. Elbetteki son on yılda nükleerciler bu noktaya kolay gelmediler. Yasalar çıkardılar, üst mahkemenin bozma kararına karşı yeni çareler ürettiler; en önemlisi de 1996 yılına Sinop’da Nükleersiz Yaşam Şenliği’nde toplanan nükleer karşıtlarından üç genç arkadaşımızın, acı bir kaza sonucu denizde kaybolan bedenleri henüz daha bulunmadığı saatlerde, nerji bakanının nükleer yasa tasarısını meclise indireceğini açıklamasıdır. Yani üç genç insanın kayıp bedeni bile nükleer yanlılarını günlük mesailerinden alı koymamıştır.
Sinop’ta yaşananları ve nükleer yasanın meclise inmesini protesto etmek için ne yaptınız?
O yıl, Sinop’ta yaşanları ve nükleer yasanın meclise inmesini protesto etmek için Ankara’da meclisin etrafında yürümeye başlamıştım. İlk katılım Antalya’dan gelmişti. Şimdi NKP Antalya sözcülüğünü yapan Hediye Gündüz’de meclisin etrafında yürümeye başlamıştı. Sonra arkası geldi, Greenpeace katıldı, odalardan bireysel katılımlar oldu. Bugün Akkuyu’da içinde yaşadığımız benim Atomun Karşısına kurduğum çadırımın da yer aldığı anti nükleer kamp, yirmi yılı aşan anti nükleer mücadelenin bir uzantısıdır. Türkiye, özellikle de ilk nükleer kazmanın vurulacağı Akkuyu’da ve Mersin’de büyük bir hareketlilik oldu. Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un öncülüğünde nükleer karşıtı eylemler başladı. 17 Nisan’da Mersin’den başlayan insan zinciri Akkuyu’da Atom Santrali’nin önüne dayandı. Ben insan zincirine oğlum Yunus ile birlikte katılmıştım. Elimizde Nükleer santral istemiyoruz yazan dövizler vardı. Aynı dövizi Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sebahat Arslan’ın çağrısı ile katıldığım Akkuyu Nükleer Kampındaki çadırımın kenarına astım. Bu kez dövizde bir değişiklik yaptım. Şimdi artık, çadırımın üstünde bir pankart var ve pankartta “HET ATOM” yazıyor.
Son olarak ne eklemek istersiniz?
Bir komşu, ülkemizi sondaj aletleriyle delmeye, işgal etmeye başladı. Biz nükleer karşıtları olarak yurt edindiğimiz Akkuyu’yu onlara vermeyeceğiz. Çadırlarımız evimiz oldu, nükleere karşı kaynattığımız kazanımızda aşımız var. Nükleer işgale karşı sözü olan, çadırını, kaşığını, tabağını kapıp gelsin. 11 Martta nükleer felaketin yaşandığı Fukuşima 1 santralinde, dün, depremden bu yana en yüksek düzeyde radyasyon ölçüldü haberi, Timur Danış’ın çağrısının önemini daha da arttırıyor!
|