Röportaj: Hediye Gündüz - Antalya Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü
Biz Özgür Gürbüz'ü nükleere hayır demek için 1995 yılında Mersin'den Akkuyu'ya 170 km. geri geri yürüyen genç olarak tanıdık. Aradan 16 yıl geçti, o sürede neler yaptın?
-O zamanlar gazeteciliğe yeni başlamıştım. Yürüyüşten sonra enerji ve çevre alanında gazetecilik yapmaya devam ettim. Aralarında Yeni Yüzyıl, Milliyet, Referans, Yön Radyo, Habertürk ve Sabah'ın da bulunduğu birçok gazete ve dergide çalıştım. Uzun bir süre İngiltere'de yaşadım, Çin'de gazetecilik yaptım. Enerji ekonomisi ve çevre konularıyla ilgili bilgilerimi arttırmaya çalıştım. İkinci yüksek lisansımın tez konusu da nükleer enerji ile rüzgar enerjisinin maliyet yönünden karşılaştırılması oldu. Gazeteciliğe ara verdiğim birkaç yıl boyunca çeşitli sivil toplum örgütlerinde çalıştım. Birkaç aydır da Heinrich Böll Stiftung Derneği'nde enerji ve çevre konularından sorumlu proje koordinatörü olarak görev yapıyorum. 'Enerji ve İnekler' adlı bir de kitabım var.
-1995'ten bu yana dünyada nükleer enerjiye bakış değişti mi?
-Çernobil sonrası nükleer enerji bir duraklama dönemine girmişti. 2000'li yılların başlarında iklim değişikliğini bahane ederek nükleer santralleri pazarlama çalışmaları başladı. Çernobil'in unutulduğu sanıldı. Bu çabalar nükleer enerjiyi biraz olsun kıpırdatmıştı ki bu defa da Japonya'da Fukuşima faciası meydana geldi. Fukuşima'da yaşananlar güvenli nükleer santral diye bir şey olmadığını gösterdi. Dünyanın üçüncü ve dördüncü en büyük ekonomileri (Japonya ve Almanya) bu kazadan sonra nükleer enerjiden vazgeçtiler. Almanya için bu tarih 2012, Japonya için 2050. İsviçre ve İtalya da benzer kararlar aldı. Çernobil sonrası ülkedeki tüm nükleer reaktörleri kapatan İtalya, yeni santral yapmak için hazırlık yapıyordu. Halk itiraz etti, referanduma gidildi ve oradan da nükleere kocaman bir hayır çıktı. Tüm bunların ışığında Türkiye'deki nükleer enerji ısrarı bir kez daha sorgulanmak zorunda… Dünyanın en büyük ekonomileri nükleer enerji olmadan biz yolumuza devam ederiz diyorsa, Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını arttıracak bu santrallerde ısrar etmesinin anlamı ne? Hem de Türkiye, güneş, rüzgar ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarında çok ciddi potansiyellere sahipken. Almanya bugün 28 bin megavat civarında rüzgar gücü kurmuş. İspanya ise 21 bin megavat. Türkiye bu iki ülkeden daha büyük potansiyele sahip ancak kurulu rüzgar gücümüz 2 bin megavatın altında. Nükleer inat yüzünden yerli kaynaklarımız güneşi, rüzgarı bırakıp yüzümüzü ithal enerji, nükleere dönmüşüz. İşte asıl geri geri (anarya) yürüyüş bu.
-Yenilenebilir enerji kaynaklarının nükleerden pahalı olduğu söyleniyor, bu doğru mu?
Bize yıllarca nükleer santrallerden “sudan ucuza” elektrik üretileceği anlatıldı. Sonra bize bu masalı anlatan devlet büyüklerimiz Rus şirketiyle bir anlaşma yaptı. Yapılan anlaşmada üretilen her kilovatsaat elektrik için 12,35 cent (dolar) ödenmesi kabul edildi. Türkiye'de kurulu rüzgar santrallerini bir bir dolaşalım. İddia ediyorum bu kadar pahalıya elektrik üreten bir rüzgar santrali dahi bulamazsınız. Elimizde raporlar var. İşte yeni açıklanan REN21 raporu. Dünyada, karada kurulan rüzgâr türbinlerinin kilovatsaat başına 5 ila 9 cent arasında bir maliyetle elektrik ürettiği yazıyor. Sizce 12 mi pahalı, yoksa 9 mu? Sadece bu da değil. “Yeni Nükleer – Ekonomi Hayır Diyor” başlıklı ve 9 Kasım 2009 tarihli araştırmalarında Citi Grup uzmanları, İngiltere'nin uzun yıllar sonra yeni santraller kurulmasına ilişkin aldığı kararın önündeki 5 ana risk alanına dikkat çekiyor. Planlama, inşaat, elektrik satış fiyatı, santralin işletimi ve nükleer atık sorunuyla miyadı dolan santralin söküm işlemleri, yatırımcının çözmesi gereken beş riskli nokta. Yine aynı rapora göre bir nükleer reaktörün zarar etmemesi için üretilen elektriğin kilovatsaatinin piyasada en az 6,5 avro sentten (9,1 dolar cent) satılması gerektiğine vurgu yapılmış. Bu, şirketin karsız satış fiyatı… Kaldı ki, iş sadece para değil.
-İstihdam açısından durum nedir?
Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevresel riski de çok düşük. Tüpgaz etkisi bile yok. Japonya'daki depremden sonra nükleer santrallerin nasıl bir felakete yol açtığını bir kez daha gördük. Çernobil'in verdiği zarar yüz milyarlarca dolar değerinde. Yenilenebilir enerji kaynaklarının istihdam yaratması da başka bir faydası. Bugün Akkuyu'da kurulmaya çalışılan nükleer santralde 300-500 kişi çalışacak. Şirket, Enerji Bakanlığı'nı koluna almış, 300 öğrenciye Rusya'da burs veriyoruz diye hava atıyor. 20 milyar dolar para yatırılmış, 300 mühendis adayına iş yaratılmış. Aynı büyüklükte bir rüzgar çiftliği kursak biz bu mühendis arkadaşlara iş bulduğumuz gibi yanında montaj hatlarından nakliyata kadar türlü işkollarında binlerce vasıfsız işçiye de ekmek kapısı açardık. Türkiye her yıl 1000 megavat rüzgar türbini imal edip kursa, 10-15 bin kişinin çalıştığı bir sektör yaratılır. Türkiye'nin parasının nasıl çarçur edildiğine görmek isteyenler Akkuyu'ya gelsinler.
|