Manavgat, Gündoğmuş ve Akseki yaylalarını kapsayan Orta Toroslar’daki 4 günlük gezimizin bu bölümünde Evlekboğazı, Çatmaalan ve Geyran yaylalarında bir yandan doğal güzelliklere, bir yandan da sıcacık insan hikayelerine tanık olacağız
Bal kovanlarının başında kocaoğlan nöbeti
Ömer koyunları görünce duygulanıyor. Buralarda çocukken çok koyun gütmüş. Her taşta, her ağaçta her tepede anıları var. Güneş indi inecek, hava kararmadan çadırlarımızı kurup, odun toplamalıyız. Kayalığın önüne taşların arasına ateşimizi yakıyoruz. Fersin köyünden, Kır Veli’nin kızı Fatmana, hem koyunlarını otlatıyor, hem de bizimle sohbet ediyor. Bu yaylalarda sürekli konuşacak birilerini bulmak zor. Onun için Fatmana durmadan Gülseren’e sorular soruyor. Ateşimiz görünce Çatma alanında kovanlarını bekleyen Mehmet Keleş yanımıza geliyor. Burası Manavul (Pınarbaşı) köyünün yaylası, çok güzel bir kamp alanı. Havası güzel, her yan sedir, ardıç ve şimşir ormanı. Ateşimiz kömürleşiyor. Sucuklarımızı çaltı ormanından kestiğimiz şişlere diziyoruz. Aramızda en usta mangal yapan Numan var. Fatma Ana ve Mehmet Keleş’le birlikte akşam yemeğimizi yiyoruz. Kömürde demlediğimiz çayları içerken yine koyu bir sohbete dalıyoruz. Mehmet Keleş’in gece karanlığında gözleri sürekli kovanlarında.”Gece ayılar gelip kovanlardaki balı yiyorlar” diyor. Ömer,”Ben ateşin başına develik, çalba dalları serip açık havada yatacağım” diyor. Fatma Ana, keçesiyle koyunlarının başında yatıyor.”Korkmuyor musun?” diyor Gülseren.”Niye, korkayım ki” diyerek gece karanlığında, otların hışırtısıyla, koyunların arasında kaybolup gidiyor Fatma Ana.
Sabah, Fatmana’nın sesiyle çadırlarımızdan çıktık.”Yola gidecek insan erken kalkar, kalkın ısıcak çökmeden Evlekboğazını tutun” diyerek çadırlarımızı sallayıp bizi uyandırdı. Fatma ana, sıcacık, saf, tertemiz, hiç bozulmamış, her davranışı içten.
“Adam yüzüne hasiret (hasret) kaldık”
Ateşi canlandırıp, kahvaltımızı yapıyoruz. Güneş Çatmaalanına inmeden çadırlarımızı toplayıp, sırt çantalarımızı alarak Evlek boğazına doğru tırmanıyoruz. Evlekboğazı Belki de Toroslar da şimşir ağacının en çok olduğu boğaz. Her şimşir ağacı bir anıt ağaç, hem de birkaç asırlık. Dev Şimşir ve ardıç ağaçlarının arasında tırmanıyoruz, sol tarafımızda Gedefi dağı, sağ tarafımızda Aktop dağı. Üç saat tırmandıktan sonra Evlekboğazına çıkmadan hemen aşağıda Gedefi dağının eteğinde bir çeşme görüyoruz. Çeşmenin suyundan hem kana kana içiyoruz, hem de su şişelerimizi dolduruyoruz. Çeşmenin suyu buz gibi. Burada bir süre dinleniyoruz. Artık geldiğimiz dağlar belli belirsiz görünüyor. Buralarda Toroslar iç içe geçmiş durumda. Çeşmeden sonra tam Evlekboğazının Çatmaalanına bakan yüzünde bir oba görüyoruz. Gedefi dağının kayalıklarının gölgesinde bir keçi sürüsü yatıyor. Obanın önünde bir yörük kadını lor kaynatıyor. Biraz ileride de bir kadınla bir erkek keçileri kırkıyor. Selam veriyoruz ve kimin yaylası olduğunu soruyoruz. Yayla evinin içerisinden eli değnekli bir adam çıkıyor.”Kimi soruyorsunuz, hele hoş geldiniz, siz nerden gelip nereye gidersiniz” diyerek önce bizi sorguluyor. Dağcı olduğumuzu anlatıyoruz, Ömer ”Ben Ahmetlerden Musa çavuşun oğluyum” diyor.”Bana Fersin’den Kendirli (Ahmet Özkaynak) derler, buyurun oturun hele, avrat koş çay koy ocağa, ama önce bir soğuk ayran yapıp getir uşaklar serinlesinler” diyor. “Sadece ayran içip gidelim, yolumuz uzun” diyoruz. “Olmaz” diyor Kendirli,”ben size çay içirip yemek yedirtmeden buradan göndermem” diyor. Oturuyoruz, durmadan sorular soruyor Kendirli. Bolca taze keçi peyniri, yoğurt ve çay geliyor. Yemek yerken, Kendirli ”Yahu şu yaylalara ne zamandır gelip giden de yok, adam yüzüne hasiret kaldık, sizinle iki laf etmeden bırakacağımı mı sandınız” diyor gülerek.
Evlek boğazına çıkınca yine Torosların şaşırtan, uçsuz bucaksız, derin vadilerinden biri uzanıyor önümüzde. Burası ünlü Geyran yaylası. Dolana dolana iniyoruz, Geyran yaylasının en yukarıdaki büyük alana. Alanın yamaçlarında yayla evleri var. Yürüyoruz ama bitmek tükenmek bilmiyor büyük alan. Büyük alandan, Bülüçalanına aşıp, Bülüçalanının sonundaki Gocaolukta mola veriyoruz.; saat 17.00. Üçüncü gün burada konaklayacağız. Artık 1500 metre rakımına indik. Hava serin. Suya başımızı sokuyoruz ama su o kadar soğuk ki, suyun altında saçlarımızı yıkamak çok zor, ama yine de saçlarımızı sabunlayarak yıkıyoruz. Ayaklarımızı buz gibi soğuk suyun içerisinde tutabildiğimiz kadar tutuyoruz. Rahatlıyoruz ve Gocaoluğun arkasındaki salkım söğütlerin altına koyu gölgeye uzanıyoruz. Hemen yorgunluğumuzu alıyor Geyran yaylasının havası ve Gocaoluğun soğuk suyu. Günün akşamında Geyran yaylasında yatacağız.
Yedi köyün ortak yaylası: Geyran
Üçüncü günün akşamında Geyran yaylasında yatacağız. Çadırlarımızı salkım söğütlerin arasına kuruyoruz. Her yan otlarla kaplı. Çadırlarımızın altı sanki pamuk serilmiş gibi. Hemen önümüzde Gocaoluk şırıl şırıl akıyor. Aşağılarda da Geyran yaylasının üçüncü ve en büyük alanı kızıl alan uzanıyor. Gün batımında, katran ve ardıç ormanlarının arasından ufka doğru kıvrılarak akan bir görüntüsü var kızıl alanın. Gocaoluğun bulunduğu yer 1350 metre rakımında. Akşam gün inerken hava soğumaya başlıyor. Yine odun toplamaya başlıyoruz. Geyran yaylası Akseki’nin yedi köyünün ortak çıktıkları bir yayla. Mahmutlar, Sadıklar, Taşlıca(Kilissalı ya da Geysi),Cemeller.
Goca oluğun yukarısında çukur obada Mahmutlar köyünden Nebi Özdemir yaylıyor. Nebi’nin bir keçi sürüsü var. Kızları Ayşenur ile Nurgül, bize keçi peyniri, yoğurt ve çadırlarının yanında besledikleri tavuklarının yumurtalarını getiriyorlar. Akşam sadece yoğurdu ve kalan son yiyeceklerimizi yiyoruz. Peynir ile yumurtayı sabah kahvaltısına bırakıyoruz.
Gece hava serin oluyor Geyran yaylasında. Dingin gökyüzündeki Elif Teyzenin ışıl ışıl yıldız yorganını üzerimize çekerek derin bir uykuya dalıyoruz. Çok güzel uyuyoruz. Sabah erkenden dinlenmiş olarak uyanıyoruz. Akşamdan kalan ateşimizi hareketlendirip, keçi peynirini tavaya koyup kömürlerin üzerine koyuyoruz. Kömürde, taze keçi peyniri yavaş yavaş eriyerek pişiyor. Peynirimiz iyice pişince üzerine yayla yumurtalarını kırıyoruz. Geyran yaylasında bundan daha güçlü ve lezzetli bir başka kahvaltı olamazdı.
Kahvaltı sonrası yavaş yavaş toparlanıyoruz, ama Hüseyin boş durmuyor, Numan ve beni ıslatmaya çalışıyor. Numan’la birlikte, Hüseyin’i tutuyoruz ve kaldırıp boylu boyunca Gocaoluğun soğuk sularının dolu olduğu afurun içine yatırıyoruz. Hüseyin, ohhh çekerek çıkıyor afurun içinden.(6) ”Benim bütün amacım, beni suya yatırmanızı sağlamaktı, çok rahatladım” diyor. Hep birlikte gülüyoruz.78 km yürüyerek Alidürbe’den Geyran’a trans yapmanın mutluluğuyla burada noktalıyoruz. Toros Dağlarının koyakları, vadileri gizem dolu. Her koyak, her vadi keşfedilmeyi bekliyor.
Temmuz 2011
ALİ ÇETİN
sinanalicetin@yahoo.com
namaras.org
Dip not:1)Cevdet Türkay (oymak. Aşiretler ve cemaatler)2)İbn Bibi (Selçukname) 3)Yazıcı zade Ali(Tevarih-i al-i Selçuk) 4)İbrahim Hakkı Konyalı 5)Ketir: Keskin ve sivri taşlardan, orman gibi oluşmuş kayalıklara denir.6)Afur: keçi ve koyun sürülerinin su içebilmesi için ağaçtan ya da betondan yapılmış dar küçük, uzunca havuzlar.

Fersin köyünden Kendirli Ahmet Özkaynak’ın oğlu keçi kırkıyor.
Geyran’da çadır kurduk

Salamut yaylasında çeşmeden su doldurduk
|