|
Bu çığlığı duyan yok
Ya ben çok tembel oldum, ya da soğuk kış şartları zaten küçük olan beynimi iyice büzüştürdü.
Bazen düşünürken, hafıza kaybı hastalığı mı yaşıyorum diye, kendimi sorguluyorum.
Ama oraya bir sonuç çıkaramayınca da, işi yaşlılığa vuruyorum.
Eğe insanlar geçmişin anılarıyla yaşamaya başlarlarsa demektir ki, ayaklar artık o bedeni çekemiyordur.
O halde beyinde sorunlar oluşuyor demektir.
Ben kendimi artık böyle yorumluyorum.
Çok çabuk unutuyorum, çok çabuk alınganlaşıyorum, bana tramvay’da yer vermek isteyen liseli gence bile kızdığıma göre.
Demek ki, erken bunama bende var.
Hem yaşlılığı kabullenemiyorum, hem hafızamı yerine oturtamıyorum, hem de, her şeyi ben biliyorum diye sabah akşam ahkam kesiyorum.
Tamam be kendimi biliyorum da peki ülkeyi ve kentleri yönetenler acaba oturup benim gibi bir muhasebe yapmıyorlar mı?
Buna modern dilde empati diyoruz ya.
Bu ülkeyi yönetenler, bu kentleri yönetenler, hatta idareci koltuklarında oturanlar zaman zamn empati yapsalar, bunu ilke haline getirseler bu güzelim ülke, bu güzelim kent daha yaşanılabilir bir hal almaz mı?
Mesela, Başbakan Erdoğan bir günlüğüne asgari ücretle geçinen bir aile reisi olduğunu düşünse?
Ana muhalefet partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kendini bir günlüğüne iktidar olmuş olarak hayal etse.
Sağlık Bakanı yoğun bakıma kaldırılmış bir anne’nin oğlu, Ticaret Bakanı bakal, Enerji Bakanı sulu tarımla yaşamını sürdüren geçinen bir çiftçi.
Turizm Bakanı turistik aile pansiyonu işleten bir aile babası, Adalet Bakanı’da fikirlerinden dolayı hapse atılmış bir gazeteci.
Mesela, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın 65 yaş ulaşım kartı almış bir vatandaş yerine koysa kendini.
Ya da Minibüs şoförü.
Acaba ne yapardılar.
Bu listeyi çoğaltmak var aslında.
Bugünlük bunlarla yetinelim mi?
Şimdi Adalet Bakanı sırf düşüncelerinden dolayı hapse atılmış bir gazeteci olsaydı ve ne için hapse atıldığını bile bilmeseydi.
Başbakan eline geçen para ile ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünseydi.
Kılıçaroğlu başbakan olsaydı.
Yandı gülüm keten helva.
Ama bugün bu saydığım koltuklarda turanlar ne yazık ki, empati yapmaktan uzak bir görünüm içindeler.
Ülke eden gitmiş, vatandaş geçim derdinde, fikirlerinden dolayı tutuklananların sayısı her geçen gün artıyor.
Söyleyin kimin umurunda.
Ülkenin öz varlıkları yabancıların eline geçmiş, dereler kurutulmuş, tarım arazileri konkasör şantiyesi haline dönmüş.
Hatta köylünün anası, işçinin babası, memurun evladı ağlıyor.
Çevre çığlığını arş’a yükseltiyor.
Duyan var mı?
Yoksa ben hazfa kaybına mı uğradım.
Yalan mı bunca yazdığım.
Her şey yerli yerinde de ben mi görmüyorum. Ben mi duymuyorum.
Ben mi söylemiyorum.
Yoksa,
Sizler mi suskunsunuz.
|