Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Küresel iklim politikalarının ve ülkelerin uygulama hedeflerinin gündeme geleceği konferans öncesinde, Sosyal Demokrat Dergisi’nde (SODEV) yayımlanan bir yazı, iklim krizinin çevresel sonuçlarının yanı sıra toplumsal ve ekonomik boyutlarını da tartışmaya açtı.
Avrupa Sosyal Demokrat Hareketi Başkanı Cezmi Doğaner’in kaleme aldığı “İnsan, doğa ve sosyal adalet için adil bir gelecek” başlıklı yazıda, iklim değişikliğinin kuraklık, aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller, su kaynaklarındaki azalma, tarımsal üretim kayıpları ve hava kirliliği üzerinden günlük yaşamı etkilediği belirtildi. Bu etkilerin ekonomi, sağlık, istihdam ve yaşam kalitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Doğaner, iklim krizinin yükünün toplumun bütün kesimleri tarafından eşit biçimde taşınmadığına işaret etti.
İKLİM KRİZİNİN YÜKÜ HERKESİ AYNI ETKİLEMİYOR
Doğaner’in değerlendirmesinde düşük gelirli aileler, çalışanlar, çiftçiler, küçük işletmeler ve ekonomik açıdan kırılgan toplulukların iklim değişikliğinin sonuçlarını daha ağır yaşadığı vurgulandı. Bu nedenle çevre politikalarının sosyal adalet yaklaşımından ayrı ele alınamayacağını belirten Doğaner, sosyal demokrat iklim politikasının temelini doğayı korurken insanı, insanı korurken de doğayı gözden çıkarmamak olarak tanımladı.
Yazıda, temiz hava, temiz su, sağlıklı gıda ve yaşanabilir bir çevrenin herkes için temel bir hak olduğu ifade edilirken çevre hakkının yalnızca ormanların, denizlerin ve doğal alanların korunmasıyla sınırlı olmadığı kaydedildi. Sağlıklı ve güvenli bir yaşamın; eğitim, çalışma, sosyal güvence ve bireylerin kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olabilmesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

COP31 İÇİN ASIL ÖLÇÜ: VERİLEN SÖZLER NASIL UYGULANACAK?
Antalya’da yapılacak konferansın yalnızca yeni iklim hedeflerinin belirlendiği bir toplantı olarak görülmemesi gerektiğini savunan Doğaner, daha önce verilen taahhütlerin somut sonuçlara dönüştürülmesinin önemini öne çıkardı. Yazıda, iklim politikalarının başarısının bildirilerde ve belgelerde açıklanan hedeflerden ziyade enerji sistemlerinin dönüşümü, emisyonların azaltılması, temiz ulaşımın yaygınlaştırılması, kentlerin iklim koşullarına karşı dirençli hâle getirilmesi ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle ölçülmesi gerektiği belirtildi.
COP31 gündeminde temiz enerjiye geçiş, elektrifikasyon, sera gazı ve metan emisyonlarının azaltılması, döngüsel ekonomi, iklime dirençli kentler, sürdürülebilir tarım, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve kırılgan grupların karar süreçlerine katılımı gibi başlıkların bulunduğuna dikkat çekildi. Doğaner’e göre bu alanların tamamı yalnızca çevre politikalarını değil, Türkiye’nin enerji, sanayi, tarım, ulaşım, eğitim, istihdam ve kentleşme politikalarını da ilgilendiriyor.
SOSYAL DEMOKRASİDE ÇEVRE HAKKI VE EŞİTLİK
Sosyal demokrasinin özgürlük, eşitlik, dayanışma ve sosyal adalet ilkelerinin çevre politikalarında da karşılık bulması gerektiğini belirten Doğaner, ekonomik gelişme ile doğanın korunmasını birbirine rakip hedefler olarak görmeyen bir yaklaşımın önemini vurguladı. Yeşil dönüşümün yalnızca karbon emisyonlarını düşürmeye yönelik teknik bir değişim olmadığını ifade eden yazıda, daha sağlıklı, adil ve dayanıklı bir toplum oluşturmanın da bu sürecin parçası olduğu kaydedildi.
Doğaner, ekonomik dönüşümün sosyal sonuçlarının göz ardı edilmesi hâlinde yeni eşitsizliklerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Fosil yakıtlara dayalı sektörlerin küçülmesi, işletmelerin değişime uyum sağlamak zorunda kalması ve bazı bölgelerde geleneksel iş alanlarının ortadan kalkması ihtimaline karşı çalışanların korunması, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve yeni istihdam olanaklarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

PES’İN ADİL GEÇİŞ YAKLAŞIMI ÖNE ÇIKTI
Yazıda Avrupa Sosyalist Partisi’nin (PES) çevre ve iklim politikalarında benimsediği adil geçiş yaklaşımına da yer verildi. İklim adaleti ile sosyal adaletin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği anlayışının merkezde bulunduğu belirtilirken yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji yoksulluğuyla mücadele, döngüsel ekonomi ve nitelikli yeşil istihdamın birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi.
PES’in 2025 tarihli “For a Just Green Transition” başlıklı kararında da çevresel ve sosyal boyutların birlikte değerlendirilmesi, işini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan çalışanların desteklenmesi, mesleki eğitimin geliştirilmesi ve yapısal dönüşüm yaşayan bölgelerde yeşil yeniden sanayileşmenin desteklenmesi konularının öne çıktığı aktarıldı.
Doğaner’in yazısında bu yaklaşımın temel ilkesi, yeşil dönüşümün maliyetlerinin toplum içinde adil biçimde paylaşılması ve ortaya çıkan ekonomik kazanımların toplumun bütün kesimlerine ulaşması olarak ortaya konuldu.
ENERJİ YOKSULLUĞU VE YEŞİL İSTİHDAM GÜNDEMDE
İklim politikalarının sosyal boyutlarından birinin enerji yoksulluğu olduğunu belirten Doğaner, yükselen enerji fiyatlarının düşük gelirli aileler üzerindeki etkisine dikkat çekti. Bir hanenin evini yeterince ısıtamaması veya temel enerji ihtiyacını karşılayamamasının yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal bir mesele olduğunu ifade eden yazıda, temiz enerjiye geçiş sürecinde temel enerji ihtiyacına erişimin güvence altına alınması gerektiği kaydedildi.
Enerji verimliliğinin artırılması, konutların yalıtılması, kamu binalarında enerji tasarrufunun geliştirilmesi, güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımlarının yaygınlaştırılması ve yurttaşların yenilenebilir enerji üretimine katılabilmesi, bu kapsamda öne çıkan uygulamalar arasında sıralandı.
Yeşil dönüşümün yeni istihdam alanları yaratma potansiyeline de değinilen yazıda, yenilenebilir enerji, toplu taşıma, geri dönüşüm, sürdürülebilir tarım, çevre teknolojileri ve döngüsel ekonomi gibi sektörlerde oluşabilecek iş olanaklarının nitelikli ve güvenceli çalışma koşullarıyla desteklenmesi gerektiği belirtildi. Gençlerin geleceğin iş alanlarına hazırlanması ve mevcut çalışanların yeni beceriler kazanması için eğitim politikalarının da dönüşüm sürecine dâhil edilmesi gerektiği ifade edildi.

TARIMDAN KENTLEŞMEYE KADAR GENİŞ BİR DÖNÜŞÜM ÇAĞRISI
Doğaner’in değerlendirmesinde su kaynaklarının korunması, tarımsal üretimde verimliliğin artırılması ve çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi de önemli başlıklar arasında yer aldı. Bilimsel bilgiye, teknolojiye, eğitime ve finansman olanaklarına erişimin sürdürülebilir tarım açısından önem taşıdığı belirtilirken üretim politikalarının toprak, su, çiftçiler ve gıda güvenliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Kentler için ise toplu taşımanın güçlendirilmesi, temiz ulaşımın yaygınlaştırılması, yaya ve bisiklet yollarının desteklenmesi, yeşil alanların korunması ve hava kirliliğinin azaltılması gerektiği kaydedildi. Kentsel dönüşümün yalnızca eski binaların yenilenmesi olarak ele alınmaması gerektiğini belirten Doğaner, enerji verimli, güvenli, erişilebilir ve sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulmasına dikkat çekti.
YEŞİL DÖNÜŞÜM İÇİN DEMOKRATİK KATILIM VURGUSU
Yazıda, iklim politikalarının toplum adına alınan kararlarla sınırlı kalmaması, karar süreçlerinin toplumun katılımıyla yürütülmesi gerektiği de ifade edildi. Çalışanlar, sendikalar, işverenler, yerel yönetimler, bilim insanları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların sürece katılımının önemine değinilirken özellikle dönüşümden doğrudan etkilenecek bölgelerde yaşayanların görüşlerinin dikkate alınması gerektiği belirtildi.
Demokratik katılımın yalnızca kararların kabul görmesini kolaylaştırmadığı, aynı zamanda uygulamaların hayata geçirilmesini de güçlendirdiği ifade edilen yazıda, insanların kendileri hakkında alınan kararların oluşum sürecinde söz sahibi olması gerektiği vurgulandı.

COP31 ANTALYA’DA HANGİ SORULARI GÜNDEME GETİRECEK?
Doğaner, COP31’in Türkiye açısından uluslararası diplomasinin ötesinde, ülkenin ekonomik ve sosyal dönüşümünü değerlendirmek için de önemli bir fırsat olduğunu belirtti. Enerji, sanayi, tarım, kentleşme, ulaşım, eğitim, istihdam ve sosyal politikaların birbiriyle bağlantılı biçimde ele alınması gerektiğini kaydeden Doğaner, iklim hedeflerinin toplumsal sonuçlarının da tartışılması gerektiğine işaret etti.
Yazıda, yeşil dönüşümün finansmanının nasıl sağlanacağı, maliyetlerin kimler tarafından üstlenileceği, yeni ekonomik fırsatlardan hangi kesimlerin yararlanacağı, çalışanların haklarının nasıl korunacağı ve enerji yoksulluğunun nasıl önleneceği gibi sorular öne çıkarıldı. Çiftçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların ve düşük gelirli ailelerin dönüşümden nasıl etkileneceği de sosyal demokrat iklim politikasının yanıt araması gereken konular arasında gösterildi.
Doğaner’in temel yaklaşımına göre iklim politikalarının başarısı yalnızca karbon emisyonlarının azaltılmasıyla sınırlı kalmamalı; sosyal eşitsizliklerin azaltılması, çalışanların ve üreticilerin korunması, enerji yoksulluğuyla mücadele edilmesi ve gelecek kuşakların yaşam hakkının güvence altına alınması da dönüşümün hedefleri arasında bulunmalı.
İNSAN, DOĞA VE SOSYAL ADALET İÇİN ADİL BİR GELECEK
Cezmi Doğaner, yazısının sonuç bölümünde çevresel dönüşüm ile sosyal ilerlemenin birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan hedefler olduğunu ortaya koydu. Antalya’da düzenlenecek COP31’in yalnızca yeni hedeflerin konuşulduğu bir toplantı olarak kalmaması, kararların uygulanabilirliği ve toplum üzerindeki etkileri bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.





