Antalya Kitap Kurdu Sahaf’tan Erol Malçok’un ekim ayı okuma listesi, toplumsal duyarsızlıktan çalışma hayatının açmazlarına, yoksulluktan özgürleşme mücadelesine uzanıyor. İki düşünce kitabı ve üç romanın yer aldığı seçki, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkileri sorgulamaya çağırıyor.
EKİM AYINDA HANGİ KİTAPLAR OKUNUR?
Antalya Körfez Gazetesi muhabiri Ece Güneş'in haberine göre, Antalya’da Kitap Kurdu Sahaf’tan Erol Malçok, ekim ayı için hazırladığı okuma önerilerini kitapseverlerle paylaştı. Renata Salecl, David Graeber, Yaşar Kemal, Édouard Louis ve Douglas Stuart’ın eserlerinden oluşan listede, farklı coğrafyalardan birbirine seslenen insan hikâyeleri buluşuyor. Seçkinin ortak noktasında ise sıkışmışlık karşısında çıkış arayan, kimi zaman dayanışmaya kimi zaman düşlere tutunan insanlar yer alıyor.
KABALIK ÇAĞI: DUYARSIZLIKTAN ÇIKIŞ MÜMKÜN MÜ?
RENATA SALECL — METİS YAYINLARI
Toplumsal sarsıntılar karşısında bile kendi kabuğundan çıkamayan insan, başkalarıyla ortak bir kaderi paylaştığını nasıl hatırlayabilir? Renata Salecl, Kabalık Çağı’nda kabalığın ve kayıtsızlığın gündelik hayatımızdaki yerini sorgularken, bireysel davranışlarla toplumsal ilişkiler arasındaki bağı ele alıyor. metiskitap.com
Malçok’un seçkisinde kitap, öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmuş, kendi dört duvarı arasına çekilmiş insana bir çağrı olarak öne çıkıyor. Başkalarının yaşadıklarına kulak vermek ve empatiyi yeniden kurmak, demokrasinin filizlenebileceği bir zemin olarak düşünülüyor.

TIRIŞKADAN İŞLER: ÇALIŞIYORUZ AMA NE İÇİN?
DAVİD GRAEBER — EVEREST YAYINLARI
Antropolog David Graeber’in 2013 yılında yayımlanan “Tırışkadan İşler Üzerine” başlıklı makalesi, çalışma hayatına ilişkin geniş bir tartışmanın kapısını açtı. Kendi yaptığı işin anlamını ve gerekliliğini sorgulayan çalışanların deneyimleri, daha sonra kitaba dönüşen bu tartışmayı besledi. AlfaEkspres
Tırışkadan İşler, insanın zamanını dolduran ama kendisine bir anlam sunmayan işlere odaklanıyor. Malçok’un ekim önerileri arasında eser, çalışma hayatının alışıldık kabullerini sorgulamak isteyen okurlara sesleniyor: Bir işin var olması, onun gerçekten gerekli olduğu anlamına geliyor mu?

YER DEMİR GÖK BAKIR: ÇARESİZLİĞİN KARŞISINDA DÜŞLERE TUTUNMAK
YAŞAR KEMAL — YAPI KREDİ YAYINLARI
Yaşar Kemal’in Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır, yaşam olanakları daralan köylülerin korkularını, inançlarını ve hayatta kalma çabalarını anlatıyor. Çıkış yolları tükendikçe kendi yarattıkları bir ermişe sığınan insanların hikâyesi, umudun nasıl kurulabildiğini de gösteriyor. Yapı Kredi Yayınları
Malçok’un değerlendirmesinde Meryemce’nin inadı ve suskunluğu, köyün kimi zaman itaatkâr, kimi zaman isyankâr hâliyle birlikte okunuyor. Yoksulluğun ve yaşam güçlüklerinin kuşattığı insanlar, düşlere sığınarak dayanma gücü buluyor. Roman, bu düşlerin hem avuntuya hem de dirence dönüşebildiği bir dünyaya açılıyor.

MONİQUE KAÇIYOR: ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL NEDEN BU KADAR ZOR?
ÉDOUARD LOUİS — CAN YAYINLARI
Kırsalda yaşarken büyük bir cesaret göstererek kocasını terk eden Monique, Paris’te kurduğu yeni hayatında kendisini benzer bir ilişkinin içinde buluyor. Şehir değişse de ekonomik güçlükler ve ilişkideki baskı, özgürleşmenin önündeki engeller olarak varlığını sürdürüyor.
Malçok’un listesinde Monique Kaçıyor, bir kadının hayatını yeniden kurma mücadelesiyle öne çıkıyor. Monique’in bu ilişkiden ayrılma çabasında oğlu Édouard’ın desteği ona cesaret verirken, hikâye kişisel özgürlük ile ekonomik bağımsızlık arasındaki bağı da görünür kılıyor.

SHUGGİE BAİN: ANNESİNE EBEVEYNLİK YAPAN BİR ÇOCUK
DOUGLAS STUART — CAN YAYINLARI
Douglas Stuart’ın Shuggie Bain romanı, alkol bağımlılığı yaşayan bir anne ile oğlunun ilişkisini yoksulluk ve sevginin sınırları üzerinden anlatıyor. Can Yayınları
Babası evi terk eden Shuggie, annesinin değişen ruh hâllerine ve yaşadığı güçlüklerine tanıklık ediyor. Henüz çocukken onun bakımını üstlenmek, gündelik ihtiyaçlarını karşılamak ve yanında durmak zorunda kalıyor. Böylece anne ile çocuk arasındaki roller giderek yer değiştiriyor.
Malçok’un ekim seçkisini tamamlayan roman, Shuggie’nin annesine duyduğu sevginin yanı sıra erken yaşta üstlendiği ağır sorumluluğa odaklanıyor. Annesinin neredeyse tek yoldaşı hâline gelen çocuğun hikâyesi, bağlılığın insanı hem ayakta tutabildiğini hem de yorabileceğini düşündürüyor.





