Bugün Karahöyük köyünün bulunduğu bereketli arazide kurulan Kültepe, Anadolu’daki tarım kültürünün son 4 bin yıllık geçmişine ışık tutuyor. Bugün insanlık için oldukça önemli olan birçok temel gıda ürününe kaynaklık eden Anadolu toprakları biyo-kültürel açıdan yeryüzünün en özel coğrafyalarından biri. Tek başına kuru soğanın üretim ve kültür tarihi bile bu toprakların hafızasındaki binlerce yıllık tanıklığı benzersiz kılıyor. Ancak bugün bu zengin kültürün derinliğinde keyiften sarhoş olmak yerine ihtiyacımız olan kuru soğanı bile ithal ederek karşılamaya çalışıyor oluşumuz trajedimizin ölçüsünü ortaya koymaya yetiyor.
SOĞAN ÜRETİM ALANLARI YÜZDE 37 AZALDI
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, fiyatı hızla yükselen iki üründen biri olan kuru soğanda üretim alanlarının yüzde 37, patatesteki üretim alanının ise yüzde 22 oranında azaldığını açıkladı. Dünyada üretilen her dört kuru soğandan biri Çin, yaklaşık beşte biri de Hindistan kaynaklı. ABD, Mısır, İran ve Rusya bu ülkeleri izliyor. 2016’da 2,12 milyon ton kuru soğan üreten Türkiye ise dünya kuru soğan üretiminde 2017 verilerine göre 7’nci sırada.
TÜRKİYE DÜNYANIN 7’NCİ BÜYÜK SOĞAN ÜRETİCİSİ
Kuru soğan yoksul yiyeceği olarak anılsa da oldukça stratejik bir gıda ürünü. Kuru soğan üreten ülkeler yalnızca yüzde 4 kadarını dış satıma konu ediyor, geri kalanını ise kendi iç pazarında tüketiyor. Hatalı tarım politikaları yüzünden Türkiye bugün en temel tarım ve gıda ürünlerinden biri olan kuru soğanı ithal edecek duruma düştü. Oysa kuru soğan Anadolu’nun en eski ihraç ürünlerinden biriydi.
Yaklaşık 4 bin yıl kadar önce Anadolu’da ticaret kolonileri kurarak mal alım satımı yapan Asurlu tüccarların tuttuğu çivi yazısı kayıtlar, kuru soğanı da içeriyor. Literatüre ‘Kapadokya tabletleri’ olarak geçen Kültepe metinleri, yaklaşık 4 bin yıl önce Anadolu’daki soğan üretimi ve ticaretine de ışık tutuyor. Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de ortaya çıkan 23 bin civarında çivi yazılı tablet, Asur Ticaret Kolonileri Devri olarak anılan ve M.Ö. 1975-1723 yılları arasına tarihleniyor. Tam olarak günümüzden 3993 yıl öncesinden itibaren tarihe not düşülmeye başlanan Asurca yazılmış tabletlerde, incirden nara, zeytinden üzüme, soğandan meşe palamuduna, koyundan sığıra, baldan yüne kadar birçok ürünün alınıp satıldığı belgeleniyor.
KÜLTEPE METİNLERİ IŞIK TUTUYOR
.jpg)
Kültepe tabletlerinde geçen tarım ürünleri hakkında bir araştırma yapan Esma Öz, ‘Kültepe Metinleri Işığında Eski Anadolu’da Tarım ve Hayvancılık’ adıyla Türk Tarih Kurumu’nca yayınlanan (2014) kitabında soğan için de bir bölüm ayırmış.
Kültepe tabletlerinde en çok adı geçen sebzenin soğan olduğunu belirten Öz, daha çok kervan yolculuğu boyunca yapılan harcamaların kaydedildiği masraf listelerinde anılan bitkinin fiyatlarının da düşük tutulduğunu aktarıyor: “1429 numaralı masraf listesinde, 2 kap soğan için 1,5 seqel gümüş ödendiği görülmektedir. Metnin 10. satırında şunları okuyoruz: ‘1,5 seqel gümüş, 2 kap soğanın fiyatıdır.’ Bir başka masraf listesinde ise soğan için 1/3 seqel ödendiği belirtiliyor.”
Kültepe Aşağı Şehir ya da diğer adıyla Kaniş Karumu canlandırması.JPG (Kültepe’de Asurlu tüccarların yerleştiği Aşağı Şehir’le ilgili bir canlandırma)
“SOĞANI BANA GÖNDER” YAZILI TABLET
Soğanların 14-20 çuval gibi büyük rakamlarla satın alınması, çok tüketildiğinin ve aynı zamanda soğanın ekonomik değeri olan bir besin maddesi olduğunu göstermektedir. Şu ana kadar yayınlanmış Kültepe tabletleri arasında Anadolu’da ekimi yapılan soğan çeşitleri ile ilgili olarak tek bir belge bulunmaktadır. Sözlüklerde ‘bir soğan türü’ anlamı verilen ve eski Babil ile Mari metinlerinden bilinen ‘suhu/atinnum’ cinsi bir soğan geçmektedir. Metnin 13-14 satırlarında şunları okuyoruz: ‘Soğanları ve suhu/atinnum cinsi soğanı bana gönder…’
BİR ÇOK SOĞAN TÜRÜ YETİŞTİRİLİYORDU
Orta Anadolu’nun iklimi soğan yetiştiriciliği için elverişli olduğundan o çağlarda muhtemelen yeşil soğan, kuru soğan ve yabani soğan gibi birçok soğan türü yetiştiriliyordu. Ancak bahsettiğimiz üzere şimdilik sadece suhu/antinnum cinsi soğanın yetiştirildiğini biliyoruz…”





