Antalya Barosu Başkanlığı, gaziler ve şehit yakınlarının Ankara Güvenpark’ta sürdürdüğü barışçıl eyleme yönelik kolluk müdahalesine ilişkin resmi sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Baro, 19 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleşen müdahalede gazilerin alandan çıkarıldığını, yollarının kapatıldığını ve hareketlerinin polis kordonuyla engellendiğini belirtti. Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının şehitlerin ve gazilerin fedakârlıkları üzerine kurulduğu vurgulandı. Antalya Barosu, gazilerin temel haklarını duyurmak amacıyla gerçekleştirdiği barışçıl eylemin kolluk barikatlarıyla karşılanmasını hukuki, tarihsel ve vicdani açıdan ağır bir çelişki olarak değerlendirdi.
GAZİLERİN TALEPLERİ AYRICALIK DEĞİL, HAK
Antalya Barosu, gazilerin protez ve medikal cihazlara erişim, nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma, ekonomik ve sosyal koşullarının iyileştirilmesi, intibak ve özlük haklarının geliştirilmesine yönelik taleplerinin ayrıcalık veya lütuf olmadığını bildirdi. Açıklamada, bu taleplerin sosyal hukuk devletinin yerine getirmesi gereken anayasal sorumluluklar kapsamında bulunduğu ifade edildi. Baro, bir gazinin kendisini hayata bağlayan tıbbi malzemeye ulaşamamasının veya ekonomik güçlükler altında yaşamaya mecbur bırakılmasının sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını belirtti. Gaziler ve şehit yakınlarının taleplerinin merkezinde ayrıcalık değil, eşitlik, hakkaniyet ve insan onuruna yaraşır yaşam koşullarının bulunduğu kaydedildi.
STATÜ VE RÜTBE FARKLILIKLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ
Antalya Barosu açıklamasında, gaziler ve şehit yakınları arasında statü ve rütbe farklılıklarına bağlı olarak ortaya çıkan özlük ve sosyal hak eşitsizliklerine de dikkat çekildi. Aynı ülkenin güvenliği için görev yapan, aynı tehlikelerle karşılaşan ve ağır sonuçlara katlanan kişiler arasında yalnızca statü veya rütbeye dayalı farklılık oluşturulmasının Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesi açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Baro, gaziler ile şehit yakınlarının sosyal ve özlük hakları bakımından karşı karşıya kaldığı farklılıkların ciddi bir sorun olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Gaziler ve şehit yakınları ayrıcalık değil eşitlik, hakkaniyet ve insan onuruna yaraşır yaşam koşulları istemektedir” denildi.
GÜVENPARK’TAKİ EYLEME POLİS MÜDAHALESİ
Antalya Barosu, gazi ve şehit yakınlarının sorunlarını ve hak taleplerini kamuoyuna duyurmak amacıyla Ankara Güvenpark’ta gerçekleştirdiği barışçıl eylemin 19 Ağustos 2026 tarihinde kolluk müdahalesiyle karşılaştığını belirtti. Açıklamaya göre eylemciler alandan çıkarılırken yolları kapatıldı ve hareket etmeleri polis kordonuyla engellendi. Baro, tekerlekli sandalyeleri ve protezleriyle seslerini duyurmak isteyen gazilerin saatlerce polis çemberi içerisinde tutulduğunu ve fiilen hareket serbestisinden yoksun bırakıldığını ifade etti. Bu uygulamanın, devletin gazilere karşı taşıdığı anayasal sorumluluğun hiçe sayıldığını gösterdiği savunuldu.

ANAYASA’NIN 34’ÜNCÜ MADDESİ HATIRLATILDI
Antalya Barosu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34’üncü maddesinde herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının güvence altına alındığını hatırlattı. Baro, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez araçlarından biri olduğunu ve yurttaşların siyasal ve toplumsal karar süreçlerine katılmasının temel yollarından birini oluşturduğunu belirtti. Açıklamada, gaziler ve şehit yakınlarının taleplerini demokratik mekanizmalar aracılığıyla kamuoyuna ve yetkililere ulaştırmalarının engellenmesinin yalnızca toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına müdahale olmadığı ifade edildi. Baro, söz konusu uygulamanın yurttaşlık bağının ve demokratik katılımın özünü zedelediğini savundu.
“FİİLİ TECRİT” ELEŞTİRİSİ
Antalya Barosu, hak arayan gazilerin polis kordonuyla çevrilerek saatlerce fiilen alıkonulmasının Anayasa’nın 19’uncu maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Açıklamada, herhangi bir yargı kararı veya suçüstü hali bulunmaksızın uygulandığı belirtilen fiili tecridin kişi özgürlüğü açısından ağır sonuçlar doğurduğu savunuldu. Baro, bu uygulamanın ceza hukuku bakımından hürriyeti tahdit niteliği taşıdığını ileri sürdü. Gazilerin hak arama faaliyetlerinin polis kordonuyla engellenmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı ifade edildi.
ANAYASA’NIN 61’İNCİ MADDESİNE VURGU
Antalya Barosu, Anayasa’nın 61’inci maddesinin devlete harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazileri koruma ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlama yükümlülüğü getirdiğini belirtti. Bu düzenlemenin idare açısından bir takdir alanı değil, yerine getirilmesi gereken pozitif bir yükümlülük olduğu kaydedildi. Baro, Anayasa’nın 2’nci maddesindeki sosyal hukuk devleti ilkesi, 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesi ve 61’inci maddesindeki özel koruma yükümlülüğünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada, devletin görevinin gazilerin ve şehit yakınlarının karşısına barikat çıkarmak değil, hak taleplerini dinlemek ve sorunlarını çözmek olduğu ifade edildi.
SAĞLIK VE ÖZLÜK HAKLARI İÇİN ÇAĞRI
Antalya Barosu, gazilerin sağlık, protez ve medikal cihaz, maaş, intibak, özlük ve sosyal haklarına ilişkin taleplerinin sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda gecikmeksizin ele alınması gerektiğini bildirdi. Statü ve rütbe temelinde ortaya çıkan farklılıkların nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığının yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Baro, bürokratik engellerin kaldırılması ve gaziler ile şehit yakınlarına yaraşır yaşam koşullarının güvence altına alınması çağrısında bulundu. Açıklamada, devletin gazilerin karşısına engel koymak yerine hak taleplerinin çözümüne odaklanması gerektiği vurgulandı.
ANTALYA BAROSU: “KARARLILIKLA DURACAĞIZ”
Antalya Barosu, gazilere ve şehit ailelerine yönelik olduğunu belirttiği hukuka aykırı müdahalelerin karşısında kararlılıkla duracağını açıkladı. Baro, barışçıl hak arama faaliyetlerini kısıtlayan fiili engellemelerin ve ablukanın sona erdirilmesi gerektiğini belirterek, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun biçimde güvence altına alınması gerektiğini hatırlattı.





