Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, 2026-2027 eğitim-öğretim döneminin başlamasına kısa bir süre kala sorunları masaya yatırdı. Koç, giderlerin arttığını belirterek aile bütçesinin artık zorladığını söyledi. Koç, “Yeni eğitim öğretim yılına girerken eğitim, anayasal bir hak olmaktan uzaklaşarak hane halkının sırtına yıkılan ağır bir ekonomik yüke ve ticarileşen bir yapıya dönüşmektedir” dedi. Koç, TÜİK’in Ağustos 2026 verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 31,51 olduğunu, eğitim enflasyonunun ise yüzde 53’ü aştığını belirtti.
OKULA BAŞLANGIÇ MALİYETİ 81 BİN TL’Yİ AŞIYOR
Okula dönüş masraflarının geçen yıla göre yüzde 23 ila 29 arttığını söyleyen Koç, “Servis kullanan bir lise öğrencisinin başlangıç masrafı 81 bin 524 TL’yi, ilkokul öğrencisininki ise 77 bin 559 TL’yi aşmaktadır” ifadelerini kullandı. Koç, ulaşım gideri olmayan öğrencilerde dahi kırtasiye ve giyim masraflarının ilkokulda 22 bin 566 TL’ye, lisede 26 bin 228 TL’ye ulaştığını aktardı.

ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ ÇAĞRISI
Ücretsiz okul yemeğinin çocukların eğitim hakkının bir parçası olduğunu vurgulayan Tülin Koç, “Türkiye'de milyonlarca çocuk ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluktan doğrudan etkilenirken, ücretsiz okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemiş olması eğitim politikalarının en büyük eksikliklerinden biri olmaya devam etmektedir. Ücretsiz okul yemeği bir lütuf ya da sosyal yardım değil; çocukların eğitim hakkının ve fiziksel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Ücretsiz okul yemeği uygulaması, hiçbir ayrım gözetmeksizin kamu okullarındaki tüm kademelerde derhal başlatılmalı ve doğrudan genel bütçeden finanse edilmelidir. Veli-Der olarak bir kez daha yineliyoruz: Hiçbir çocuk yoksulluk ve açlık ve nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılamaz” dedi.

OKULLARDA HİJYEN VE GÜVENLİK SORUNU
Okullardaki temizlik ve güvenlik sorunlarına da değinen Koç, yetersiz ödenek ve kadrolu personel eksikliğinin önemli sorunlara yol açtığını belirterek, “Okullara yeterli ödenek ayrılmaması ve kadrolu temizlik personeli istihdam edilmemesi nedeniyle okullarda hijyen krizi kritik bir seviyeye ulaşmıştır. İŞKUR bünyesindeki geçici ve güvencesiz personel çalıştırma modelleri (Toplum Yararına Programlar) dahi sınırlandırılmasıyla birlikte okullarımız; sabun, tuvalet kağıdı ve dezenfektan gibi en temel hijyen malzemelerinden bile yoksun bırakılmıştır” ifadelerini kullandı.
Koç ayrıca, “Güvenlik meselesi yalnızca asayiş ve fiziki tedbirlerle sınırlandırılamaz. Görevlendirilecek personelin çocuk psikolojisi, çocuk hakları ve temel pedagoji eğitimi almış olması; bu personelin güvenceli ve kadrolu biçimde istihdam edilmesi kamusal eğitimin vazgeçilmez bir gereğidir. Çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir ortamda eğitim alabilmesi yalnızca polisiye önlemlerle değil; hak temelli, bilimsel ve önleyici politikalarla mümkündür. Bu doğrultuda; okullarda psikososyal destek birimleri güçlendirilmeli, “okul sosyal hizmeti” modeli hayata geçirilmeli, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalıdır. Akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, şiddeti besleyen ortamları kurutacak demokratik ve katılımcı bir okul ortamı yaratılmalıdır” şeklinde konuştu.

RİSKLİ OKUL BİNALARI VE KALABALIK SINIFLAR
Okulların fiziki koşullarının da eğitim hakkını etkilediğini ifade eden Koç, “Geçtiğimiz günlerde basına yansıdığı Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile 15 üniversite arasında imzalanan "Eğitim Yapılarının Afetlere Karşı Güvenliği İş Birliği Protokolü" kapsamında yürütülen çalışmalarda okul binalarının durumuna ilişkin çarpıcı veriler ortaya çıktı. Protokol çerçevesinde incelenen 900 okul binasından 396'sının riskli bulunarak yıkıldığı bildirilmiştir. İncelenen binaların %40'ından fazlasının riskli çıkması, MEB'e bağlı henüz denetlenmemiş yaklaşık 60 bin kamu okulu binasının güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır. Yıkılan ve boşaltılan okullar nedeniyle birçok bölgede 2, 3 hatta 5 okulun aynı binaya sıkıştırılması; ikili eğitime geçilmesine, ders sürelerinin kısaltılmasına ve ciddi fiziki yetersizliklere neden olmaktadır. Yıllardır Milli Eğitim Bakanlığını ikili eğitimin, kalıcı yaz saati uygulamasının sakıncaları konusunda uyarıyoruz. Ne var ki Bakanlık; güçlendirme veya risk gerekçesiyle binaları boşaltmakta, yenilerini zamanında inşa etmeyip okulları birleştirmekte ve bu geçici olması gereken çözümleri kalıcı uygulamalara dönüştürmektedir. Kamu hizmetinin sürekliliği ve eşitliği ilkelerini zedeleyen bu tablodan en ağır darbeyi çocuklarımız almaktadır” dedi.

EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK BÜYÜYOR
PISA 2025 sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde eğitimdeki sınıfsal farklara dikkat çeken Tülin Koç, “Siyasi iktidarın pembe tablolarla yönetmeye çalıştığı algının aksine, gerek PISA raporunun arka planında yer alan veriler gerekse ulusal sınavlarımızın sonuçları çocuklarımızın eğitimde derinleşen devasa bir eşitsizlik ve nitelik kaybıyla karşı karşıya olduğunu açıkça göstermektedir. PISA sıralamasındaki göreli yükseliş, eğitim sistemimizin niteliğinin artmasından değil, diğer ülkelerin puanlarındaki sert düşüşlerden ve sınav formatına sağlanan uyumdan kaynaklanmaktadır. Ayrıca OECD'nin sınav yapılacak okulları önceden Bakanlığa bildirmesi üzerine bu okullara özel öğretmenler atanmakta ve öğrenciler özel hazırlık kurslarına tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla ortada genel bir eğitim devrimi değil, sınav sistemine özel olarak çalıştırılmış okulların ürettiği yanıltıcı bir tablo bulunmaktadır Nitekim ulusal sınavlar bu tabloyu doğrulamaktadır; 2026 YKS sonuçlarına göre lise son sınıf öğrencilerinin yalnızca yüzde 15,9’unun dört yıllık bir lisans programına yerleşebilmiş olması, ortada kutlanacak bir başarı olmadığını kanıtlamaktadır” sözlerini kaydetti.

KARMA EĞİTİM VE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM VURGUSU
Karma eğitimin korunması gerektiğini belirten Koç, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES ve benzeri protokoller aracılığıyla okulların kapısını cemaat ve tarikatlara açması, eğitimdeki dinselleşme politikalarının ulaştığı tehlikeli boyutu açıkça gözler önüne sermektedir. Karma eğimi tartışmaya açmak sıradan bir pedagoji tercihi değil, toplumsal yaşamı muhafazakârlaştırma ve laik eğitimi bütünüyle tasfiye etme hamlesidir. Türkiye'de eğitim sistemi; yetersiz kamusal kaynaklar, piyasalaştırma hamleleri ve laik-bilimsel eğitim ilkelerinden uzaklaşılması nedeniyle çok boyutlu bir kriz içindedir. Karma eğitimin fiilen aşındırılması kız çocuklarını kamusal alandan soyutlayan ve gençleri ucuz iş gücüne dönüştüren bütüncül bir siyasal tercihtir. Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için ücretsiz ve zorunlu kılınmazken, 2021 Şurası kararlarının ardından 4-6 yaş Kuran kursları hızla yaygınlaştırılmıştır. Okullarda, camilerde, MEB dışı vakıf, dernek yapılarına ait mekanlarda çocuklarımız 4 yaşından itibaren fiilen ayrıştırılmakta; çeşitli protokollerle düzenlenen panel, kamp ve seminerlerle bu ayrım pekiştirilmektedir. VELİDER olarak altını çizerek yineliyoruz: Karma eğitim tartışmaya açık bir tercih değil; kamusal, laik ve demokratik eğitimin vazgeçilmez” dedi. Okul öncesi eğitimin de tüm çocuklar için ücretsiz ve erişilebilir olması gerektiğini söyleyen Koç, Antalya’da yemekli ana sınıflarında aylık ücretlerin 3 bin 200 TL’ye, bağımsız anaokullarında ise 3 bin 700 TL’ye kadar çıktığını aktardı.
VELİ-DER’DEN EĞİTİM İÇİN 10 TALEP
Tülin Koç, açıklamasının sonunda Veli-Der’in taleplerini sıralayarak parasız, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim; ücretsiz okul öncesi eğitim, yemek, temiz su ve ulaşım; yeterli temizlik ve güvenlik personeli; öğretmen açığının giderilmesi ve kamu okullarının ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanmasını istedi. Koç son olarak eğitim için 10 talepte bulundu:
-
“Kamusal, parasız, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim herkes için güvence altına alınmalıdır.
-
MEB’in sorumluluğunda, zorunlu, ücretsiz, laik ve bilimsel okul öncesi eğitim hayata geçirilmelidir.
-
Çocuk emeği sömürüsüne son verilmeli, MESEM uygulamaları kaldırılmalıdır.
-
Tüm çocuklar için eşit ve erişilebilir eğitim olanakları sağlanmalıdır. Kayıt parası, bağış, aidat ve benzeri adlarla velilerin üzerine ekonomik yük bırakılmasına son verilmelidir.
-
Okullarda ücretsiz yemek, temiz su ve sağlık hizmeti sunulmalıdır.
-
Eğitimde kullanılan servis ve ulaşım hizmetleri ücretsiz ya da kamu tarafından karşılanarak edilerek erişilebilir hale getirilmelidir.
-
Eğitim bütçesi artırılmalı, kamu okullarının tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır.
-
Temizlik ve güvenlik hizmetleri için yeterli sayıda, nitelikli, kadrolu personel istihdam edilmelidir.
-
Öğretmen açığı derhal giderilmeli, ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli, tüm öğretmenler güvenceli çalışma koşullarına kavuşturulmalıdır.
-
Demokratik ve katılımcı okul işleyişi güçlendirilmelidir.
-
Tarikat ve cemaatlerin eğitim alanındaki tüm faaliyetlerine son verilmelidir.
-
Eğitim bir hak, devletin yerine getirmesi gereken kamusal bir sorumluluktur. Çocukların geleceği piyasaya, yoksulluğa, çocuk emeği sömürüsüne ve ideolojik kuşatmaya terk edilemez.
-
Hiçbir çocuk yoksulluk nedeniyle eğitimden kopmamalı, hiçbir çocuk çalışmak zorunda bırakılmamalıdır. Her çocuk eşit, özgür, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkına sahip olmalıdır.”




