Antalya'nın Konyaaltı ilçesi sınırlarındaki Feslikan ve Saklıkent yaylalarında mermer ocaklarının neden olduğu tahribat her geçen gün büyüyor. Yazın kent halkının serinlemek için akın ettiği, zengin bitki örtüsü ve su kaynaklarıyla öne çıkan dağlar iş makineleriyle kesilerek mermer bloklarına dönüştürülüyor. Çevre savunucuları ise "Antalya'nın çatısı" olarak nitelendirilen bölgenin madencilik faaliyetleri nedeniyle geri dönüşü zor bir yıkımla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.

MERMER OCAKLARI YENİDEN GÜNDEMDE…

Antalya'nın kuzeybatısında yer alan Saklıkent bölgesi ile Feslikan Yaylası'nın batı kesimleri, yaz aylarında kent halkının serinlemek ve temiz hava almak için tercih ettiği en önemli doğal alanlardan biri. Sahil şeridi kavurucu sıcaklarla mücadele ederken, yaylalarda hala yeşil coğrafya ve serin iklim yaşamını sürdürüyor. Ancak bu eşsiz doğa, yıllardır genişleyen mermer ocaklarının baskısı altında her geçen gün biraz daha yok oluyor. Bölgeyi ziyaret edenleri artık yemyeşil dağlar yerine, iş makinelerinin oyduğu dev çukurlar, toz bulutları ve kesilmiş kayalıklar karşılıyor. Nefes almak için çıkılan dağlar, ziyaretçilerine aldıkları nefesi bile sorgulatan bir manzara sunuyor.

BİR ZAMNLAR ÜRETİM COĞRAFYASIYDI

Sinandeğirmeni, Saklıkent, Moryer, Güzle ve Dereköy... Bu yaylalar geçmişte yalnızca yazlık yaşam alanları değil, aynı zamanda üretimin merkezleriydi. Yaylacılar ve çobanlar iklimi, suyu ve toprağı doğanın dengesiyle uyum içinde kullanıyor; keçi ve koyun sürülerini yaz boyunca bu yüksek rakımlı alanlarda otlatıyordu. Zamanla insanlar bölgeden çekildi. Onların yerini iş makineleri, dev kamyonlar ve taş ocakları aldı. Bir dönem yaşam üreten dağlar, bugün blok blok kesilerek ticari bir hammaddeye dönüştürülüyor.

DAĞLAR BLOKLAR HALİNDE İHRAÇ EDİLİYOR

Mermer ocaklarının tahrip ettiği alanın iki yanında Devlet Su İşleri'nin inşa ettiği sulama göletleri bulunuyor. Doyran Mahallesi'nde üreticiler bu göletlerden yararlanarak sebze yetiştirmeye çalışırken, hemen yanı başındaki dağlar dinamitle parçalanmaya devam ediyor. Geçmişte bu dağların pınarlarından su içen keçiler Antalya Limanı'ndan gemilere yüklenerek Arap ülkelerine ihraç ediliyordu. Kuzey ve batıdaki verimli ovalarda yetiştirilen buğdaylar ise deve kervanlarıyla limana taşınıyor, bölgenin üretim gücünü dünyaya ulaştırıyordu.

COĞRAFYA İHRACAT LİSTESİNDE

Bugün ise aynı coğrafya bambaşka bir ihracatın konusu. Dağlar adeta bir peynir kalıbı gibi kesiliyor; tonlarca mermer blok kamyonlarla Antalya Limanı'na taşınarak Çin, Hindistan ve Körfez ülkelerine gönderiliyor. Bir zamanlar yaşamı besleyen dağlar, bugün tonu birkaç yüz dolara satılan ticari bir ürüne dönüşmüş durumda.

“ANTALYA’NIN ÇATISI KORUNMALI”

Çevre savunucuları, Antalya'nın su kaynakları, biyolojik çeşitliliği ve yayla ekosistemi açısından kritik öneme sahip olan Saklıkent ve çevresindeki dağların madencilik baskısından korunması gerektiğini vurguluyor. Bölgedeki tahribatın yalnızca doğal yaşamı değil, su varlıklarını, tarımı ve gelecek kuşakların ortak yaşam alanlarını da tehdit ettiğine dikkat çekiliyor. Bir zamanlar üretimin ve yaşamın simgesi olan dağlar, bugün her geçen gün biraz daha eksiliyor. Geriye ise kesilmiş yamaçlar, yükselen toz bulutları ve kaybedilen bir doğanın sessiz tanıklığı kalıyor.

Muhabir: BÜLENT ÖNER