Antalya’da son aylarda gündemde olan deniz kirliliği yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Kaş İnceboğaz Mevkii’nde ve kent merkezindeki eski Lara Caddesi sahilinden denize atık su sızıntısı oldu. Ancak sağlık Bakanlığının yüzme suyu takip sistemine göre, falezlerden saatlerce şelale gibi atık suyun denize boşaldığı gün olan 25 Ağustos 2026 tarihinde yapıldığı belirtilen analizler yüzme suyunun mükemmel olduğunu yansıttı.

Mavi Bayraklı plajların birçoğunda benzer durum olduğu görüldü. Deniz suyu kirli ancak mavi bayraklı plajlarda yüzme suyu “mükemmel” olarak açıklanıyor. Bu sonuçlar, deniz suyunda neyin izlenip ölçüldüğüne bağlı. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, yalnızca iki başlıkta analiz yapmak deniz suyunun sağlıklı olduğunu söylemek için yeterli değil. Bazı durumlarda plaj kumu deniz suyundan daha büyük bakteri riski barındırıyor. Üstelik sahildeki bu riskler, sonbahar aylarında yüksek seviyeye ulaşıyor.

ANTALYA’DA DENİZ KİRLİ Mİ MÜKEMMEL Mİ?

Kasım ayında küresel iklim zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da aylardır deniz kirliliği konuşuluyor. Konu, dış basının da gündeminde. Özellikle kente en fazla turist gönderen ülkeler olan Almanya ve Rusya’da basın Antalya’daki deniz kirliliğini ele alan haberler yayınlıyor.

ATIK SULARI DA ‘LEVANT AKINTISI’ MI GETİRİYOR?

Son bir ayda yaşananlar, bu konuda bir yönetim sorun olduğuna işaret ediyor. Kaş’ta denize arıtılmamış atıksu deşarjı tespit edildi. Lara bölgesindeki Falezlerde bir atıksu hattındaki arıza sonrasında denize saatlerce şelale gibi atıksu boşaldı. Denizin rengi değişti, kötü koku oluştu. Küçük Çaltıcak’ta, Çıralı’da, Alanya’da insanlar denizde oluşan kirlilik görüntüleri nedeniyle sudan çıktı. Bir taraftan Antalya kıyılarındaki kirliliğin uzak bölgelerden akıntılarla geldiği anlatılırken diğer taraftan kentin kendi atıksu altyapısından kaynaklanan olaylar kamuoyuna yansıdı.

Antalya Konyaaltı Sahili (2)-1

ANTALYA KIYILARI İZMİR’E DÖNÜŞMEDEN ÖNCE

Antalya, kent içinde denize girilebilen nadir yerlerden biri. Bir zamanlar İstanbul’un ve İzmir’in de olduğu gibi Antalya’nın Plajları halen tıklım tıklım dolup taşıyor. Ancak insanlar kentin bu özelliğini yitirmesinden endişe ediyor. Bu yüzden vatandaş elinde cep telefonu, nerede bir deniz kirliliği görse kayıt altına alıp sosyal medyada paylaşıyor, basın kuruluşlarına, haber sitelerine gönderiyor.

DENİZ SUYU ANALİZLERİ YETERLİ Mİ?

Bütün bu yaşananların ortasında akıllarda en çok şu soru var: “Antalya’nın denizi temiz mi?” Bu soru, yıllardır alışılagelmiş bir izleme yönteminin verdi cevapla yanıtlanıyor. Yanıt genellikle, “mükemmel” ya da “iyi” şeklinde veriliyor. Yanıtı veren ise, yüzme suyu takip sistemi üzerinden 15 günde bir yapılan analizleri duyuran Sağlık Bakanlığı. Aynı şekilde Büyükşehir Belediyesinin Antalya Körfezinde yaptığı analiz sonuçları da Sağlık Bakanlığı ile eşleşiyor. Antalya falezlerinden saatlerce denize akan kanalizasyon suyunun karıştığı bölgede aynı gün, Ağustos 2026 tarihinde yapıldığı belirtilen analizlerde, yüzme suyunun mükemmel olduğunu yansıtıldı.

DOĞRU SORU: DENİZ NASIL ÖLÇÜLÜYOR?

Turizm kenti Antalya’da resmi açıklamalar deniz suyunun mükemmel olduğu fikri üzerine kurulu. Bu fikrin sektörel sloganı ise “Mavi Bayrak inmesin, turizm zarar görmesin!” şeklinde özetlenebilir. Tam da yüzden, “Antalya’da deniz temiz mi?” sorusunu değiştirerek sormamız gerekiyor. Çünkü doğru soru şu: Antalya’da deniz nasıl ölçülüyor? Yüzme suyu yalnızca E. coli’den ibaret değil. Rekreasyonel suların mikrobiyolojik kalitesinin izlenmesinde E. coli ve intestinal enterokoklar dünyanın birçok ülkesinde temel fekal indikatörler olarak görülüyor. Avrupa Birliği Yüzme Suyu Direktifi de bu göstergeleri esas alıyor.

KUMSALLAR BAKTERİ YUVASI OLABİLİR

Bunun çok haklı nedenleri var elbette. E. coli ve intestinal enterokokların yüksekliği, fekal kirlilik ve buna bağlı sağlık riskleri konusunda son derece değerli bilgiler sağlıyor. Ancak “E. coli ve enterokok uygunsa yüzme suyunda halk sağlığı açısından başka mikrobiyolojik risk yoktur” sonucunu çıkarmak da son derece yanlış. Çünkü bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, kirliliğin yalnızca deniz suyunda değil, kumsal ve karasal alanda da devam ettiğini gösteriyor. Hatta bir adım daha öteye gidecek olursak, kimi bakteriler kumlarda suyunda olduğundan daha etkili olabiliyor.

Antalya Konyaaltı Sahili (3)-1

BİLİMSEL ÇALIŞMALAR NE SÖYLÜYOR?

Antalya’da deniz kirliliği bu yıl daha fazla görülür olduğu için gündemde. Ancak kirlilik yeni bir olgu değil. Bu konuda yakın zamanda yapılmış bilimsel çalışmalar da var. Yapılan bilimsel araştırmalar, sadece deniz suyunu analiz etmenin denizin temiz olduğunu söylemek için yeterli olmadığına işaret ederken, bu denkleme plaj kumu ve sedimanın da eklenmesi gerektiğinin altını çiziyor.

DENİZ SUYU TAMAM, KUMSAL NE OLACAK?

Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde 2024 yılında N. Ulukan Şimşek tarafından hazırlanan “Konyaaltı Plajı Deniz Suyu ve Plaj Kumunda Kantitatif Mikrobiyal Risk Değerlendirmesi (QMRA)” başlıklı yüksek lisans tezi, bu konuda yakın zaman içerisinde yapılmış güncel ve önemli çalışmalardan biri. Doç. Dr. Gönül Tuğrul İçemer’in danışmanlığında yürütülen bu tez çalışmasında, yalnızca E. coli ve intestinal enterokoklara odaklanılmamış. Pseudomonas aeruginosa ve Staphylococcus aureus gibi fekal olmayan fırsatçı patojenleri de değerlendiriyor. Üstelik yalnızca deniz suyunu değil, plaj kumunu ve sedimanı da kapsıyor. Bu detay küçük gibi görünse de Antalya’da yüzme suyunun temiz olup olmadığı yönündeki tartışmayı daha doğru bir alanda yürütmek için yeni bir kapı aralıyor: Deniz suyu temiz olabilir; peki ya kum?

BAKTERİLER KUMLARDA DAHA UZUN YAŞIYOR

İzmarit, plastik atıklar ve cam kırıkları sezon başında iş makineleri ve dev eleklerle kumsallardan temizleniyor. Bu vahşi uygulamanın yarattığı başka ekolojik sorunlar da var elbette. Ancak kumsaldaki kirlilik, yalnızca görünen katı atıklardan ibaret değil. Kumsal, mikrobiyolojik açıdan bambaşka bir ortam. Çalışmadan edindiğimiz bilgilere göre, kum ve sediman; mikroorganizmaları güneşin ultraviyole etkisinden koruyabiliyor, organik madde sağlayabiliyor ve biyofilm oluşmasına uygun mikro-ortamlar yaratabiliyor. Bu nedenle bazı bakteriler deniz suyuna kıyasla kum ve sedimanda daha uzun süre yaşayabiliyor.

SADECE DENİZ SUYUNU ÖLÇMEK YETERLİ DEĞİL

Dalga hareketi, yağmur, taşkın veya insanların yoğun kullanımıyla kumdaki mikroorganizmalar yeniden su kolonuna karışabiliyor. Yani bugün aldığınız deniz suyu numunesi size bir fotoğraf gösterebilir. Kum ise geçmiş kirliliğin hafızasını taşıyor olabilir. Bu nedenle sadece deniz suyuna bakarak plajın bütün mikrobiyolojik riskini değerlendirmek eksik kalabilir.

Antalya Konyaaltı Sahili (4)

BOĞAÇAYINDAKİ GÖLLENME ALANI EN RİSKLİ BÖLGE

Boğaçayı neden özellikle önemli? Çalışmanın Antalya açısından en dikkat çekici sonuçlarından biri Boğaçayı çevresinde ortaya çıkıyor. Çalışmaya göre, Boğaçayı gölleme bölgesindeki istasyonun özellikle kış dönemindeki sonuçları yağış ve taşkınlarla ilişkilendiriliyor. Durgun su ve uygun sıcaklık koşullarının mikroorganizmaların kalıcılığını destekleyebildiği; yağış sonrasında ise burada biriken mikrobiyal yükün plaj alanına taşınabildiği değerlendiriliyor.

YEREL İDARECİLERİN VİZYONU VE FATURASI

Boğaçayı’nın bu “göllenen” bölümünü, Antalya’nın ‘pırlanta gerdanlığı’ olarak sunan yerel idarecilerin, “bataklıktı ışıl ışıl oldu” söylemiyle doğal ekosistemi yok ederek aslında ne tür bir sonuca yol açtığını ayrıca değerlendirmek gerek.

DOĞRU ÖLÇÜM ZİNCİRİ: KİRLİLİK KARADA BAŞLAR

Yeniden çalışmaya dönersek, elde edilen bulgular, Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı ile birlikte düşünüldüğünde çok daha anlamlı hale geliyor. Çünkü deniz kıyıda başlamıyor. Yağmur kent yüzeyini yıkıyor. Dere havzasındaki kirleticiler suya karışıyor. Taşkın geliyor. Dere denize ulaşıyor. Sonunda biz plajın açıklarından numune alıp “deniz temiz mi?” diye soruyoruz. Oysa doğru izleme sistemi havza → dere → dere ağzı → kıyı suyu → plaj kumu zincirinin tamamını takip etmek zorunda.

RİSK, REFERANS DEĞERİN ÜZERİNDE

Çalışmanın risk değerlendirmesinde bir tür bakteri olan Pseudomonas aeruginosa özellikle dikkat çekiyor. Dosyada verilen QMRA sonuçlarına göre yaz döneminde E1 istasyonu için hesaplanan risk yaklaşık 2,02×10⁻². Çalışmada karşılaştırma amacıyla kullanılan 1,9×10⁻² referans risk düzeyinin üzerinde. Diğer iki istasyonda hesaplanan yaz değerleri ise bunun altında kalıyor. Pseudomonas neden önemli? Çünkü bu bakteri özellikle yüzmeyle ilişkili dış kulak yolu enfeksiyonları, deri enfeksiyonları ve folikülit gibi rahatsızlıklarla ilişkilendiriliyor.

Antalya Konyaaltı Sahili (5)

KLASİK FEKAL İZLEME YETERLİ DEĞİL

Burada en kritik nokta ise şu: Pseudomonas fekal indikatör değildir. Dolayısıyla yalnızca klasik fekal göstergeleri izleyen bir program, yüzücünün maruz kaldığı bütün mikrobiyolojik tehlikeleri doğrudan ölçmüş olmaz. Bu, “mevcut yüzme suyu analizleri değersizdir” anlamına gelmiyor elbette. Tam tersine: Mevcut sistem gereklidir ama halk sağlığı riskinin tamamını açıklamak için tek başına yeterli olmayabilir.

KUMDA OYNAYAN ÇOCUKLAR RİSK ALTINDA

Staphylococcus sonucu daha da düşündürücü: Çalışmanın ham risk değerlerinde sonbahar döneminde E1 istasyonu için Staphylococcus aureus riski yaklaşık 4,52×10⁻² olarak veriliyor. Bu değer çalışmada kullanılan 1,9×10⁻² referans düzeyinin yaklaşık 2,4 katı olarak kaydedilmiş. S. aureus açısından plaj kumu özellikle önem taşıyor. Çünkü bakterinin kumda deniz suyuna göre daha uzun süre canlı kalabilmesi ve insanların, özellikle de çocukların kumla doğrudan temas etmesi farklı bir maruziyet yolu yaratıyor. Çocuk deniz suyunu içmek zorunda değil. Kumdan eline bulaşan mikroorganizmayı ağzına taşıması yeterli olabilir. Bu nedenle plaj sağlığının yalnızca “deniz suyu kalitesi” üzerinden tartışılması başlı başına eksik bir yaklaşım olabilir. Bu verilere bakıldığında, artık “yüzme suyu güvenliği” yerine, daha bütüncül bir bakışla “rekreasyonel kıyı sağlığı” kavramını konuşmanın daha doğru olduğunu düşünebiliriz.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSKLERİ TETİKLİYOR

İklim değişikliği burada da karşımıza çıkıyor. Çalışmanın başka bir önemli sonucu risklerin yalnızca klasik yaz sezonuyla sınırlı olmayabileceğine işaret ediyor. E. coli ve Staphylococcus açısından sonbahar dönemindeki yükselişler, uzayan sıcak dönem ve plaj kullanım sezonunun uzamasıyla ilişkilendiriliyor. Antalya gibi insanların ekim ayında, hatta uygun yıllarda daha da geç tarihlerde denize girdiği bir kentte bu çok önemli. İzleme takvimi hâlâ “haziran geldi, yüzme sezonu başladı; Ağustos bitti, risk azaldı” mantığıyla kuruluyorsa iklim değişikliğinin sadece doğal ekosistemi değil, izleme takvimini de eskittiğini söyleyebiliriz.

ANTALYA COP31’E HAZIRLANIRKEN…

COP31’e hazırlanırken çöp kapanından önce bunu konuşalım. Tam burada Antalya’nın COP31 hazırlıklarıyla garip bir tezat ortaya çıkıyor. Deniz süpürgesi satın alıyoruz. Dere ağızlarına bariyer koyuyoruz. Kıyılardan çöp topluyoruz. Hayalet ağ çıkarıyoruz ve bütün bunların tonajını kamuoyuna açıklayarak yapılan çalışmaların öneminin altını çiziyoruz.

Antalya Konyaaltı Sahili (6)

DENİZ SÜPÜRGESİ BAKTERİYİ TEMİZLER Mİ?

Bunların yapılmasına elbette kimsenin itirazı yok. Ama Pseudomonas’ı deniz süpürgesiyle toplayamazsınız. Staphylococcus’u çöp kapanına takamazsınız. E. coli’yi bariyerle durduramazsınız. Nitratı kepçeyle çıkaramazsınız. Fosfatı sahil temizliğiyle azaltamazsınız. Atıksu arızasından sonra denize ulaşan mikrobiyolojik yükü fotoğraftan belirleyemezsiniz.

DENİZDE HER ŞEYİN BAŞI ÖLÇÜM

Bunların hepsi için başka bir araç gerekiyor: Ölçüm. İşin en tuhaf tarafı da burada başlıyor. Antalya’da bugün deniz kirliliğinin başka illerden, başka ülkelerden, akıntılarla geldiğini anlatabilecek kadar iddialı açıklamalar yapılıyor. Fakat aynı kentte çok daha temel bir soruyu sormak zorunda kalıyoruz: Konyaaltı’nda yüzücünün temas ettiği deniz suyunda ve çocukların oynadığı plaj kumunda Pseudomonas ve Staphylococcus düzenli olarak izleniyor mu? Daha da basiti: Atıksu arızasının yaşandığı sabah kıyı suyundan hangi saatte numune alındı? Hangi mikroorganizmalar araştırıldı? Kumdan hiç numune alındı mı? Sonuçlar nerede? Bu soruların cevapları kamuoyuna açık değilse Antalya’nın deniz yönetimindeki sorun teknoloji eksikliğinden önce önceliklendirme sorunudur.

MAVİ BAYRAK EKOLOJİK DURUM SERTİFİKASI DEĞİL

Mavi Bayrak başka, ekosistem ve halk sağlığı başka. Burada Mavi Bayrak tartışmasına da dikkat etmek gerekiyor. Bir plajın Mavi Bayraklı olması elbette önemsiz değildir. Ancak Mavi Bayrak, Antalya Körfezi’nin bütün kimyasal ve ekolojik durumunun sertifikası değildir.

ANTALYA’NIN YENİ BİR İZLEME MODELİNE İHTİYACI VAR

Aynı şekilde mevzuata uygun yüzme suyu sonuçları da o plajda düşünülebilecek bütün mikrobiyolojik tehlikelerin ölçüldüğü anlamına gelmez. Dolayısıyla kamuoyuna yalnızca, “Numuneler uygun çıktı” demek yerine artık “Hangi numune? Nereden? Ne zaman? Hangi parametre? Hangi laboratuvar? Yağıştan önce mi sonra mı? Deniz suyu mu, kum mu?” sorularına da yanıt verilmesi zorunludur. Çünkü çoğunlukla sorun görülmeyen ya da üzeri örtülen ayrıntılarda gizlidir. Çünkü gelinen noktada Antalya’nın yeni bir izleme modeline ihtiyacı var.

Antalya Konyaaltı Sahili (7)

COP31 YENİLENME FIRSATI OLABİLİR

Bu çalışma tek başına “Konyaaltı sahili tümüyle sağlıksızdır” sonucunu vermiyor. Ama çok daha önemli bir şey söylüyor. Bugünkü rutin göstergelerimizin dışında da ölçülmeye değer halk sağlığı riskleri olabilir. Bu nedenle COP31, Antalya için yalnızca uluslararası bir toplantı değil, deniz ekosistemi ve yüzme suyu yönetimini yenileme fırsatı olabilir. Antalya’da kurulacak yeni sistemde klasik fekal indikatörler korunmalı; fakat risk esaslı biçimde fırsatçı patojenler de izlemeye dahil edilmeli. Deniz suyuyla birlikte plaj kumu ve gerektiğinde sediman incelenmeli. Dere ağızları ayrı istasyonlar olarak izlenmeli. Şiddetli yağış ve atıksu arızası sonrasında rutin takvim beklenmeden otomatik numune protokolü devreye girmeli. Sonuçlar kamuoyuna açık bir sistemde yayımlanmalı. Yüzme sezonunun izlenmesi Antalya’nın değişen iklimine göre yeniden değerlendirilmelidir.

ANTALYA’NIN HAYALİ KIZILDENİZ

Burada kısa bir parantez açalım: Bugün Türkiye’den de çok sayıda ziyaretçiyi kendine çeken Mısır’ın turizim bölgesi Sharm El Şeyh, 2022’de COP27’ye ev sahipliği yapan ülkenin özellikle arıtma ve benzeri alt yapılara yönelik yatırımlar sayesinde önemli ölçüde deniz koruma başarısı sağladı. Bugün Antalya’daki denizle ilgili projelerde bile Kızıldeniz görüntüleri kullanılıyor. Türk turizim acentaları Kızıldeniz odaklı paket turlar satıyor.

KONU ARTIK SADECE DENİZİN RENGİ DEĞİL

Brezilya’nın plajlarıyla ünlü Rio kentinin, kumsalı da izleme alanına dahil eden ender kentlerden biri olduğunu belirtiliyor. Antalya dahil ülkemizde tüm kıyı kentlerinde bu kapsamda bir izlemenin de hayata geçirilmesi önemli olacaktır. Çünkü konu artık sadece denizin renginin mavi olmasıyla sınırlı değil. Konu, çocuğunuzun yüzdüğü suda ne olduğu, oynadığı kumda ne olduğu ve bir arıza yaşandığında bunu kaç gün sonra değil, kaç saat içinde öğrenebildiğimizdir. Gelişmişlik ve çağın gerekliliği, tüm bu konularda ne kadar sağlıklı biçimde organize olduğunuzla ilgilidir.

MEVZUAT VAR, ADIM ATMAK VE UYGULAMAK YETERLİ

COP31’e hazırlanırken Antalya’ya yeni bir slogan değil, yeni bir bilimsel standart gerekiyor. Ölçmediğimiz bir riskin olmadığını da söyleyemeyiz. Bu konuda aslında yeni bir mevzuata da ihtiyacımız yok. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2026 yılında güncellenen “Deniz İzleme Kılavuzu” önemli bir referans kaynağı: https://webdosya.csb.gov.tr/v2/ced/2026/08/2026-20260811150014.pdf

ANTALYA, İZMİR KÖRFEZİ OLMASIN

Antalya’da kent içerisinde daha uzun yıllar denize girebilmek ve deniz ekosistemini koruyabilmek için bu önemli adımların gecikmeden atılması gerekiyor. Aksi halde bir zamanlar imbat rüzgârıyla kentin sokaklarına yayılan yasemin kokularının hakim olduğu İzmir sahilini bugün kanalizasyon kokusuyla baş başa bırakan dramatik son Antalya’yı da bekliyor.

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ-YUSUF YAVUZ