Ege ve Akdeniz bölgeleri başta olmak üzere Türkiye’nin değişik bölgelerinde doğa koruma alanında faaliyet yürüten kişi, kurum ve platform temsilcilerinden oluşan 30 imzalı ortak bildiri yayımlandı. ‘Doğa Korumada Etik Müttefikliği’ adıyla paylaşılan “Doğa Korumada Etik Değerleri Savunmaya İlişkin Ortak Deklerasyon” başlığını taşıyan bildiride, “Doğa koruma alanında etik olmayan davranışlara sessiz kalmak ortaya çıkan zarara ortak olmakla eşdeğerdir. Bu nedenle, doğayı koruma iddiası olduğu halde doğaya zarar veren her türlü yapıya karşı medeni cesaretle açık bir tutum almak zorunludur.” denildi.

DOĞAYI KATLEDEN HOLDİNG YÖNETİCİSİ DOĞA KORUMACI OLDU

Türkiye’de doğa koruma alanında ilginç bir tartışma yaşanıyor. Bir tarafta zeytinlikleri yok eden maden şirketleri “ödüllü zeytin yağı” üretmekle övünüyor, diğer yanda zeytin üreticileri yurtlarından ediliyor. Maden ve enerji uğruna ormanları katleden Holding yöneticileri, ‘doğa koruma’ alanında faaliyet yürüttüğü öne sürülen vakıfta mütevelli heyeti üyesi oluyor. Doğal alanlar üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan ölçüde tahribata neden olan şirketlerin güdümünde kurulan çevre dernekleri ve bu şirketlerin fonladığı akademisyeninden aktivistine birçok kişi ve gruplar, son yıllarda giderek yaygınlaşan bir “mavi-yeşil badanacılığın” öznesi haline geliyor.

Emine Aksoy Zeytin Hasadı 2

MAVİ- YEŞİL GÖZ BOYAMAYA ORTAK TEPKİ

Şirketlerden belediyelere, akademik camiadan sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok alana sirayet eden bu “göz boyamacı” tutuma karşı harekete geçen Türkiye’nin değişik bölgelerinden doğa koruma örgütleri ortak bir bildiri yayımlayarak etik çağrısı yaptı. Doğa koruma konusunda yürütülen bilimden uzak ve etik dışı davranışların, doğayı korumak yerine zarar verdiği vurgulanan bildiride, şöyle denildi:

‘ETİK DIŞI EYLEMLER DOĞAYA ZARAR VERİYOR’

“Türkiye’de doğa koruma alanında faaliyet gösteren ve etik ilkelere bağlılık ile çalışan gerçek kişi ve tüzel kişiler olarak, bazı sivil toplum kuruluşlarının “doğa koruma” adı altında yürüttükleri faaliyetlerde etik standartlardan uzak uygulamalar sergilediklerini ve bu uygulamaların doğaya doğrudan zarar verdiğini anlamış bulunuyoruz. Etik dışı davranışlar yalnızca doğal yaşamı zedelemekle kalmayıp, aynı zamanda doğa koruma hareketine emek veren tüm kişi ve kurumların çabalarını boşa düşürmektedir. Aşağıda yer alan kurumlar, uzmanlar ve doğa korumacılar uzun yıllardır biyolojik çeşitliliğin, doğal yaşam alanlarının ve ekosistem bütünlüğünün korunması amacıyla samimi ve kesintisiz bir çaba göstermektedir. Buna karşılık, belirli yapıların etik dışı tutumları ve eylemleri nedeniyle elde edilen kazanımların zedelendiğini ve doğa koruma alanındaki ilerlemeyi geriye düşürdüğünü görmekteyiz.

GÖKOVA’DA YIKIMA ÇANAK TUTAN DERNEK

Bu kapsamda, Akdeniz Koruma Derneği’ne ilişkin olarak doğrudan sahada tespit edilen bir dizi olgu bulunmaktadır: Marmaris Gökova Karacasöğüt’te Özel Çevre Koruma statüsüne rağmen marina yapılması yönünde verilen görüşlerde Akdeniz Koruma Derneği’nin referans alınarak sürece dahil edildiği, dernek yaklaşımının ekosisteme zarar verecek bir projenin ilerlemesine zemin hazırlayarak proje sahiplerinin yöre halkı ve doğa savunucularına karşı kendilerince argüman geliştirmek ve tartışmaları bastırmak için söz konusu derneğin görüşlerini dayanak olarak kullandıkları görülmüştür. Aynı alanda hemen ardından başka bir derneğin yaptığı sualtı araştırmaları sonucunda çıkan rapor ve yereldeki derneklerin büyük çabalarıyla Karacasöğüt Koyu ilgili bakanlıkça ‘1.derece sualtı arkeolojik SİT alanı’ ilan edilmiş ve bu eşsiz koyda önerilen marina projesi durdurulabilmiştir.

Akdenizi Koruma Derneği

KURUMLAR VE HALK ARASINDA GÜVEN SORUNU YARATILDI

Balıkçılığa kapalı alanları belirleme sürecinde, karar verici yetkili kurumlar ve balıkçılar arasında aracılık ve yönlendirme rolü üstlenen derneğin kıyı balıkçılarının kapsayıcı rızasını ve görüşlerini almadan, eşitliği ve güven tesis edici niteliğine gerekli önemi vermeden, toplum tabanlı proje ilkelerine aykırı tepeden inme tutumları Kaş, Datça, Palamutbükü, Çalış, Fethiye, Bozburun, Söğüt, Hisarönü ve Selimiye’de geleneksel kıyı balıkçıları arasında ciddi kırgınlık ve kızgınlık uyandırırken, geçimini denizden sağlayan yöre insanında güven ve saygı sorunu oluşturmuştur. Yöredeki STK’lar ve yerel paydaşların gerçek anlamda içinde olmadığı münferit doğa koruma girişimlerinin başarısından söz edilemeyeceği gibi, ilgili kilit yerel paydaşları sonunda küstüreceği açıktır.

Akdeniz fokunun kritik ve mahrem kıyı mağaralarında; yeterli insan kaynağı, teknik kapasite ve uygun yöntem eksikliğinde, kısacası yeterli altyapı sağlanmaksızın dernek yönetimince saha çalışmalarına geçilmesine izin verilmesi sonucunda, açıkça tür üzerinde istenmeyen baskılara zemin hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, görsel belgelerle de tespit edildiği üzere, bir dişi bireyin mağara içinde yattığı platformdan yoğun stres ve panik haliyle denize kaçarak barınma alanını terk etmek zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Bu özensiz yaklaşımların, biyolojik araştırmalarda canlılara ve yaşam alanlarına zarar verilmemesi yönünde en temel evrensel ilkelere aykırı olduğu açıktır.”

Akdeniz Foku (2)

FOKLARIN MAĞARASINA BETON BLOKLAR

Doğa koruma alanında faaliyet gösteren kişi kurum ve platform temsilcilerinden oluşan 30 imzalı bildiride, nesli tehlike altındaki türlerin yaşam alanlarına restorasyon adı altında çimento bazlı beton blok uygulandığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“Diğer bir örnekte ise, gerçek habitat gereksinimi temelinde hiçbir bilimsel gerekçe bulunmadığı halde, Akdeniz foklarının zaten kullandığı milyonlarca yıllık jeolojik oluşumlu, su dolu kıyı mağaralarının doğal karakteristik yapısı bozularak, ‘restorasyon’ adı altında, mağara içerisine plastik jüt çuvallar içinde çimento bazlı beton blok uygulamaları yapılmıştır. Anlamsız bu eylem genel anlamda başkalarınca manipüle edilmeye açık olup, doğallığını koruyan civar kıyılarda zaten yapılaşma öngören kimi kaynakların, kıyı mağaralarında benzer ‘yapay çözümler’ öne sürme ve doğal kıyı habitatı üzerine potansiyel inşaat projeleri planlama eğilimlerini cesaretlendirir ve destekler. Ayrıca, yüksek endemizm içeren hassas mağaraların ekosistemleri, jeomorfolojik yapısı, deniz suyu fiziksel dinamikleri, sesil omurgasızları ve karanlık/yarı karanlık ortamlarda yaşayan flora ve fauna bileşenlerinin içeriye konan beton bloklarla doğal bütünlüklerinin bozulması açısından etik ve bilimsel çerçevede ciddi riskler oluşur. Sonuçta, bu oldukça yanlış yaklaşım mağara doğal yapısının bozulması ve habitatın kalbinde durup dururken plastik kirliliğine nedendir. Ancak esasen, bu nadir türün habitatını inatla beton platformlu mağaraya indirgeyen yanlış tutum ve eylemlerin, geniş kıyısal habitatlara yönelik derin perspektifli koruma planlamaları yerine mağara bazında noktasal yaklaşımlara yönlendirici ve M. monachus habitatlarına bütünleşik bakıştan uzak, ucuz ve göz boyayıcı işler olduğu açıktır.

TERMİK SANTRALİN SOĞUTMA SUYUNA DENİZ ÇAYIRI PROJESİ

Tüm bu olumsuzluklara ek olarak, koruma ve bilimsel izleme faaliyetleri yürüttüğünü ve karar alma süreçlerine bilimsel katkı sunmayı amaçladığını beyan eden STK’nın Gökova’da, sağlıklı Posidonia oceanica deniz çayırı alanlarının sökülerek Gökova–Ören’de bir termik santralin soğutma suyu çıkışına taşınması karşısında bu projeye dair herhangi bir eleştirel değerlendirme ortaya koymaksızın seyirci kalması; potansiyel riskler barındıran benzer müdahalelerin önünü açabilecek bir zemin oluşturmaktadır. Derneğin, kuruluş tarihinden önce zaten yapılmış olan bazı doğa koruma işlerini, delilleri ile ortaya koyulacağı üzere, kurumsal olarak kendileri yapmış gibi gösterdikleri de değişik zamanlarda tespit edilmiştir. Fon sağlayıcılara başarı unsuru olarak raporlanan hassas ve tartışmalı nitelikte çalışmaların (biyokütle, balıkçılık gelirlerindeki değişim, habitat doğal yapısının değiştirilmesi vb...), ilgili bilimsel akademik çevre ve konusunda ihtisaslaşmış kurumlarla ön değerlendirme bile olmadan ve görüş alışverişi süreçleri işletilmeden yapılması, karar vericiler ile yerel paydaşları yanlış ve yanıltıcı kararlara yönlendirmektedir. Akdeniz Koruma Derneği Başkanı olan kişinin, önceki dönemde yönetiminde bulunduğu TINA (Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı) tarafından etik olmayan ve sorumsuz davranışları gerekçesiyle istifa etmesi istenmesi ve sonuçta görevden uzaklaştırılmış olması, söz konusu etik sorunların münferit olmadığını ortaya koymaktadır.”

AKBELEN’İ KATLEDEN HOLGİNG YÖNETİCİSİ DOĞA KORUMA VAKFI ÜYESİ YAPILDI

Doğayı yıkıma uğratan holding yöneticilerinin doğa koruma alanında faaliyet gösteren vakıflara mütevelli heyeti üyesi yapıldığının da altı çizilen bildiride, şu ifadelere yer verildi: “Akbelen ormanları ve zeytinliklerinin kesilmesi ve habitatın tahrip edilmesine neden olan, Milas ve Bodrum’un temel su kaynaklarını kurutma riski oluşturan kömür madeni faaliyetleriyle bağlantılı bir holdingin yönetim kurulu üyesinin Akdeniz Koruma Vakfı’na Mütevelli Heyeti Üyesi yapılması ve Yönetim Kurulu Üyeliğine atanması, doğrudan ekosistem tahribatı ile ilişkilendirilen bir aktörün STK karar organlarına dahil ve taltif edildiğini göstermektedir. Bu atama, doğa koruma ahlaki ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi kamu yararı açısından da kabul edilebilir değildir. Bu etik dışı harekete karşı, kurum içinden ve dışından gelen “yeşile boyamaya” yönelik meşru itirazlara yönelik demokratik ve şeffaf bir değerlendirme süreci işletilmesi yerine, bazı çalışanların görevleri sonlandırılmış ve etik ihlaline ilişkin görüşler etkisizleştirilmiştir.

‘YEŞİLE BOYAMA’, YIKIMA HİZMET EDİYOR

Yukarıda belirtilen durumlar çerçevesinde, bu gibi faaliyetlerin uluslararası literatürde ‘yeşile boyama’ (greenwashing) olarak tanımlanan pratiklerle örtüştüğü görülmektedir. Genel bir bakış açısıyla bu tür uygulamalar, doğayı koruma hedefini görünürde sahiplenirken, gerçekte ekosistemlere zarar veren ekonomik yaklaşımları ve idari süreçleri meşrulaştırmakta; toplumsal desteği zayıflatmakta; fon sağlayıcı kurum ve kuruluşları yanıltmakta; doğa koruma alanında özveriyle çalışan kişi ve kurumların emeklerini değersizleştirme ve işlevsiz hale getirmektedir. Doğa koruma çalışmaları ‘iki ileri, üç geri’ bir döngüye mahkûm edilmekte; bu durum kamu vicdanını olduğu kadar, doğa korumada saha çalışanlarını, geleneksel balıkçıları, yöre insanını, bilim insanlarını, fon veren kuruluşları, çevre platformlarını ve ilgili tüm paydaşları doğrudan ilgilendirmekte ve olumsuz etkilemektedir.”

‘FONLAR GÖZDEN GEÇİRİLMELİ’

“Bizler bağımsız sivil toplum kuruluşları, uzmanlar ve doğa korumacılar olarak, kabul edilemeyecek uygulamalar içinde bulunan yapılarla birlikte hareket etmeyeceğimizi, işbirliği yapmayacağımızı, doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmelerini uygun bulmadığımızı kamuoyuna açıkça bildiririz” denilen bildiride, “etik değerlerin doğa koruma çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olduğunu; fon sağlayıcı kurumların destek verecekleri yapıları güçlü etik filtrelerden geçirmeleri gerektiğini; fon veren kuruluşların da süreçlerde taraf olan paydaşlar arasında bulunduğunu vurgulamak isteriz” görüşüne yer verildi.

‘SESSİZ KALMAK, ZARARA ORTAK OLMAKTIR’

Doğanın korunmasının, yalnızca iyi niyetle değil, temel ahlaki ve bilimsel ilkelerin bütüncül olarak uygulanması ile mümkün olduğunun altı çizilen bildiride, “Doğa koruma alanında etik olmayan davranışlara sessiz kalmak ortaya çıkan zarara ortak olmakla eşdeğerdir. Bu nedenle, doğayı koruma iddiası olduğu halde doğaya zarar veren her türlü yapıya karşı medeni cesaretle açık bir tutum almak zorunludur. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadelerine yer verildi.

BİLDİRİYE İMZA KOYAN KİŞİ VE KURUMLAR

“Doğa Korumada Etik Müttefikliği” adı altında bir araya gelerek paylaşılan ortak bildiriye imza veren kişi, kurum ve platform temsilcileri şöyle:

EKODOSD (Kuşadası), Karaburun Yerel Fok Komitesi, Datça Aktur Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği, Kent Politikaları Derneği,

Bodrum Yarımadası Kültür ve Çevresini Koruma Derneği, Karaburun Sivil İnisiyatif,

Keçi Kültür Ekoloji ve İletişim Derneği, Sualtı Araştırmaları Derneği, MUÇEP, Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği, Mersea Marine Consulting, Yeryüzü Canları Derneği,Lon Briet, Dr. Aylin Ulman, Dr. N. Ozan Veryeri, Doç. Dr. Oğuz Yiğiterhan, Dr. Huriye Göncüoğlu, Ceyhun Ekinci, Sezer Cete, Dr. Munise Ozan, Selçuk Arı, Doğada Bu An, Fatih Tunalı, Şöhret Kumcu, Dr. Işıkhan Güler, Volkan Korkmaz, Gürcan Çakır, Latif Beytorun, Levent Yüksel, Hakan Bartın.

ELEŞTİRİLERİN ODAĞINDAKİ DERNEKTEN AÇIKLAMA

Öte yandan eleştirilerin hedefindeki Akdeniz Koruma Derneği ise geçtiğimiz hafta konuyla ilgili bir açıklama yaparak iddiaları reddetmişti.

Akdeniz Koruma Derneği’nin denizel ve kıyısal ekosistemlerin korunması için bilimsel temelli çalışmalar yürüten ve kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olduğu savunulan açıklamada, “Tüm faaliyetlerimizde temel önceliğimiz; doğa koruma hedeflerini, yerelde yaşayan ve geçimi doğaya bağlı olan toplulukların ihtiyaç ve gerçeklikleriyle birlikte ele almaktır. Bilimsel veriye dayalı çalışma yaklaşımıyla AKD’nin sahadaki faaliyetlerinden elde edilen veriler, ilgili kurumlarla paylaşılır ve karar alma süreçlerine bilimsel katkı sunmayı amaçlar. Kurulduğumuz 2012 yılından beri tüm çalışmalarımızın sonuçları birçok raporda kendine yer bulmuş, kamuoyuna açık bir şekilde paylaşılmış ve ilgili kurumlarca denetlenmektedir” ifadelerine yer veriliyor.

‘BİZİM İNİSİYATİFİMİZDE DEĞİL’

Eleştiri konusu olan dernek faaliyetleri arasındaki balıkçılığı kapalı alanların ilanı ile ilgili tartışmalara da denilen açıklamada, “Balıkçılığa kapalı alanlar, yetkili kurumların değerlendirmesi sonucunda ilan edilmektedir. AKD’nin bu süreçteki rolü, yereldeki diğer kurumlar gibi yalnızca görüş sunmakla sınırlı olmuş; bilimsel izleme sonuçlarına dayanarak koruma ihtiyacı bulunan alanlara ilişkin bulguları karar vericilerle paylaşmak ve ekosistem temelli koruma yaklaşımını desteklemek şeklinde yürütülmüştür. Balıkçılığa kapalı alanların belirlenerek ilan edilmesi Dernek olarak bizim insiyatifimizde olan bir konu değil, tamamen resmi makamların kontrolünde olan bir durumdur” denildi.

Balık Yavrusu 1

‘FOK PROJELERİ BAKANLIKLA YÜRÜTÜLÜYOR’

Akdeniz keşiş foku ve deniz çayırları gibi hassas tür ve habitatlara yönelik çalışmaların da bilimsel yöntemler ve ilgili izin süreçleri kapsamında yürütüldüğü görüşüne yer verilen derneğin açıklamasında, bu çalışmaların, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve bağlı kurumların koordinesi ile yürütüldüğü belirtildi.

‘MARİNAYA DESTEK OLMADIK’

Gökova Körfezi’nde yer alan Karacasöğüt’te inşa edilmesi planlanan marinaya ilgili eleştirilere de değinilen dernek açıklamasında, “kurumumuzun ne yazılı ne de sözlü herhangi bir olumlu görüşü ya da marina yapımını destekleyici bir veri paylaşımı bulunmamaktadır. Benzer şekilde, Gökova Ören sahilinde geçmişte başka isimler tarafından yürütülen deniz çayırı restorasyon çalışmasının da Akdeniz Koruma Derneği ile herhangi bir kurumsal ilişkisi bulunmamaktadır” ifadelerine yer verildi.

HOLDİNG YÖNETİCİSİNİN VAKIF ÜYESİ OLMASI

Derneğin bağlı olduğu vakfın mütevelli heyetinde yer alan holding yöneticisi ile ilgili eleştirilere de denilen dernek açıklamasında, “2025 yılında kurulan Akdeniz Koruma Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alan söz konusu isim, kurumsal kimliğinden bağımsız olarak bireysel düzeyde desteklediği çevresel konular kapsamında Vakfımızda kurucu üye olarak yer almıştır. Ancak süreç içerisinde yapılan karşılıklı değerlendirmeler ve söylem–eylem uyumunun gözetilmesi doğrultusunda, yolların ayrılmasının daha uygun olacağına karar verilmiştir” denildi.

EMİNE ERDOĞAN’IN KİTABINDA YER ALDI

Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kızılkaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın çevre konusundaki deneyimlerini aktardığı, 2022’de yayınlanan ve kapağında yer alan kauai kuşu ile gündeme gelen ‘Dünya Ortak Evimiz’ adlı kitabına yazılarıyla katkı veren isimlerden biriydi. Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan ‘Sıfır Atık’ projesi ile bu projenin denizlerdeki uygulamalarına değinilen ‘Sıfır Atık Mavi’ bölümlerinde bu projelere destek veren AKD Balkan’ı Zafer Kızılkaya’nın hikayesi de yer almıştı.

Emine Erdoğan (3)

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ - YUSUF YAVUZ