Antalya’nın Akseki ilçesinde faaliyet gösteren boksit ocağında planlanan dev kapasite artışı tartışma yarattı. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Başkanı Mustafa Karancı, mevcut 0,26 hektarlık maden sahasının yaklaşık bin 295 kat büyütülerek 340,9 hektara çıkarılmasının planlandığını belirterek, açık ocak yöntemiyle yapılacak delme ve patlatmalı üretimin bölgenin hassas yeraltı su sistemine zarar verebileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar, kazıların yeraltı su seviyesinin altına ineceğini ve bunun Akseki’nin içme suyu kaynaklarından Manavgat Havzası’na kadar uzanan ciddi çevresel riskler oluşturabileceğini ifade etti.
BÖLGENİN JEOLOJİSİNİ BİLEN UZMANLAR RAPOR HAZIRLADI
Jeoloji Mühendisleri Odası’nın açıklamasında, projenin yalnızca masa başında değil, bölgeyi uzun yıllardır tanıyan uzmanların değerlendirmeleriyle incelendiği vurgulandı. Hazırlanan teknik raporun, meslek hayatlarının önemli bölümünü Devlet Su İşleri’nde geçiren ve bölgenin yeraltı su sistemleri üzerine uzun yıllardır saha çalışmaları yapan İbradı Ürünlü Jeoloji Mühendisi Önder Yazıcı ile Akseki Emiraşıklar doğumlu Jeoloji Yüksek Mühendisi Ali Keleş tarafından hazırlandığı belirtildi.
“0,26 HEKTARLIK SAHA 340 HEKTARA ÇIKARILIYOR”
Açıklamada en dikkat çeken başlıklardan biri ise maden sahasının büyüklüğü oldu. Mevcut durumda yaklaşık 0,26 hektarlık alanda faaliyet yürütülen projenin kapasite artışıyla birlikte yaklaşık 340,9 hektarlık dev bir alana yayılmasının planlandığı belirtildi. Bu büyümenin yaklaşık bin 295 katlık genişlemeye karşılık geldiği ifade edildi. Yıllık üretimin ise 33,8 milyon tona kadar çıkarılmasının hedeflendiği aktarıldı.

“ASIL RİSK ÜRETİM MİKTARI DEĞİL, ÜRETİM YÖNTEMİ”
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, asıl tehlikenin üretim miktarından çok uygulanacak yöntem olduğunu söyledi. Karancı, “Burada belirleyici olan yalnızca üretim miktarı değildir. Açık ocak yöntemiyle yapılacak delme ve patlatmalı üretim faaliyetleri, bölgenin yeraltı su sistemi üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler oluşturabilir” dedi.
YERALTI SUYUNUN ALTINA İNİLMESİ PLANLANIYOR
ÇED dosyasındaki teknik detaylara dikkat çeken Karancı, planlanan kazı derinliklerinin bölgedeki yeraltı su seviyesinin çok altına ineceğini söyledi. Karancı’nın verdiği bilgilere göre; birinci ocakta yaklaşık 375 metre derinliğe inilmesi, 37 basamaklı kazı yapılması, taban kotunun 950 metreye düşürülmesi planlanıyor. İkinci ocakta ise; 190 metre derinliğe inilmesi, 15 basamaklı kazı yapılması, bin 40 metre kotuna kadar düşülmesi öngörülüyor. Ancak aynı bölgede yapılan ölçümlerde yeraltı su seviyesinin bin 147-bin 155 metre kotları arasında bulunduğu ifade edildi. Karancı, “Bu veriler, kazıların doğrudan yeraltı su seviyesinin onlarca metre altına ineceğini gösteriyor. Bu da yoğun susuzlaştırma faaliyetlerini zorunlu hale getirecek” dedi.
“DEĞİRMENLİK KAYNAĞI CİDDİ RİSK ALTINDA”
Açıklamada özellikle Değirmenlik Kaynağı’nın kritik risk altında olduğu vurgulandı. Bölgenin ileri derecede karstlaşmış bir yapıya sahip olduğunu belirten Karancı, yeraltı suyunun klasik bir yeraltı su deposu gibi davranmadığını söyledi. Karancı, “Bu bölgede su; düdenler, çatlaklar ve yeraltı kanalları boyunca hareket ediyor. Yani sistem son derece hassas. Yapılacak müdahaleler sadece ocak alanıyla sınırlı kalmaz” ifadelerini kullandı.
“MANAVGAT IRMAĞI’NA KADAR UZANABİLİR”
Değirmenlik Kaynağı'nın saniyede ortalama bin 900 litre debiye sahip güçlü bir karstik sistem olduğunu söyleyen Karancı, etkilerin çok geniş bir alana yayılabileceğine dikkat çekti. Karancı, “Yapılan bilimsel çalışmalar bu suların bir bölümünün Manavgat Vadisi’nde yeniden yüzeye çıktığını gösteriyor. Ancak sistemin tüm boşalım noktaları tam olarak bilinmiyor. Böyle hassas bir yapıda yapılacak patlatmalı madencilik faaliyetinin etkisi Manavgat Irmağı’na kadar uzanabilir” diye konuştu.

“KAYNAKLAR KURUYABİLİR”
Açıklamada, olası riskler arasında; yeraltı su yollarının değişmesi, içme suyu kaynaklarının debisinin düşmesi, bazı kaynakların tamamen kuruması, yerleşim alanlarının etkilenmesi gibi ihtimaller sıralandı. Karancı, “Bu sadece çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir risk meselesidir” dedi.
ÇED RAPORUNDAKİ “ÇELİŞKİ” VURGUSU
Jeoloji Mühendisleri Odası, ÇED raporundaki bazı ifadelerin bilimsel olarak birbiriyle çeliştiğini de savundu. Karancı, “Raporda bir taraftan yeraltı su sisteminin etkileneceği kabul ediliyor, diğer taraftan ‘yeraltı sularına olumsuz etki olmayacaktır’ deniliyor. Bu yaklaşım bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor” ifadelerini kullandı.
“KORUMA ALANLARI BELİRLENMEDEN KARAR VERİLMEMELİ”
Açıklamada ayrıca DSİ tarafından belirlenmesi gereken koruma alanlarının henüz oluşturulmadığına dikkat çekildi. Karancı, “Değirmenlik Kaynağı ve bölgedeki içme suyu kuyuları için mutlak ve dereceli koruma alanları hâlâ tanımlanmış değil. Bu alanlar belirlenmeden verilecek her karar ciddi risk taşır” dedi.
“MADENCİLİĞE KARŞI DEĞİLİZ”
Mustafa Karancı, açıklamasında madencilik faaliyetlerine tamamen karşı olmadıklarını da vurguladı. Karancı, “Madencilik ülkemiz için gerekli bir faaliyettir. Ancak çevresel sürdürülebilirlik, kamusal yarar ve doğal kaynakların korunması göz ardı edilerek yürütülemez. Yenilenemez doğal varlıklarımız bilimsel veriler ışığında korunmalıdır” diye konuştu.

“PROJE YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ”
Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi, projenin mevcut haliyle ilerletilmemesi çağrısında bulundu. Karancı, “Karst hidrojeolojisine uygun yeni bilimsel çalışmalar yapılmalı, DSİ koruma alanlarını belirlemeli ve proje yeniden değerlendirilmelidir. Aksi halde geri dönüşü mümkün olmayan çevresel ve toplumsal sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz” dedi.





