Antalya’nın Kumluca ilçesi Alakır Vadisi’nde bulunan Dereköy HES’e entegre edilmek üzere yapımı planlanan GES projesi için Temmuz 2025’de yayımlanan acele kamulaştırmayla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararına Danıştay’dan yürütmeyi durdurma geldi.

Çaltı Mahallesi sınırlarında bulunan köylülere ait tarım arazilerinin, GES projesi için EPDK tarafından acele kamulaştırılması amacıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için köylüler dava açmıştı. EPDK tarafından hazırlanan değer tespiti raporunda 2 bin 500 m2’lik bir araziye yalnızca 57 TL değer biçilmesi dikkat çekmişti. Köylülerin açtığı davaya bakan Danıştay 6. Dairesi, mülkiyet hakkının ancak kamu yararı kapsamında ve anayasaya uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceğine vurgu yaparak hukuka aykırı olduğu belirtilen işlemle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Acele kamulaştırma kararına konu olan tarım arazileri için, tarım dışı kullanım izni bulunmadığı da vurgulanan Danıştay kararında, Cumhurbaşkanlığı kararının uygulanması durumunda telafisi mümkün olmayan zararların doğabileceği belirtildi.

‘HES OLMADI, GES YAPALIM’ DEDİLER

Kumluca Alakır Vadisi’nde inşa edilerek 2017 yılında hizmete alınan Dereköy HES’te enerji üretimi için yeterli su bulunamayınca proje el değiştirdi. Ülke genelindeki bir çok HES projesinde olduğu gibi Dereköy HES için de yardımcı kaynak olarak güneş enerjisi gündeme geldi. HES’te enerji üretimi yetersiz olunca Ekim 2021’de mevcut santrale entegre GES kurulması için hazırlanan projeye ‘ÇED Gerekli Değildir’ karar verildi.

40 BİN M2 TARIM ARAZİSİ İÇİN ACELE KAMULAŞTIRMA

Engebeli bir araziye sahip olan vadide, köylülerin kısıtlı tarım arazileri için Temmuz 2025’de acele kamulaştırma kararı alındı. 17 Temmuz 2025 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı ile Çaltı köyü sınırları içerisinde bulunan ve 9 parselden oluşan toplam 40 bin 200 m2 tarım arazisi üzerinde GES projesi yapılmasının önü açıldı.

2,5 DÖNÜM ARAZİYE 57 BİN TL DEĞER BİÇİLDİ

Ancak kamulaştırmaya dayanak oluşturan ve EPDK tarafından hazırlanan değer tespiti raporunda, köylülere ait verimli narenciye bahçeleri ve zeytinlik arazilere, sulu tarıma elverişli olmayan, ‘nohut tarlası’ tespiti yapılarak düşük fiyatlar belirlenmesi halkın tepkisini çekti. Buna göre, yaklaşık 2,5 dönümlük bir araziye 57.000 TL kamulaştırma değer biçilirken, 5437 m2’lik bir arazi için 184 bin TL kamulaştırma bedeli belirlendi. 1769 m2’lik bir başka tarla için de 118 bin TL kamulaştırma bedeli öngörüldü. 15.508 m2 büyüklüğündeki bir bahçe için de 1 milyon 815 bin TL değer biçilmesi dikkat çekmişti.

KÖYLÜLER DAVA AÇTI, DANIŞTAY DURDURDU

Bu gelişmenin ardından, arazilerini yok pahasına el konulmak istenen köylüler, konuyu yargıya taşıyarak Danıştay’da dava açtı. Davaya bakan Danıştay 6. Dairesi, acele kamulaştırmaya konu edilen tarım arazileri için, tarım dışı kullanım izni alınmadığını tespit ederek hukuka aykırı olduğu belirtilen Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesini durdurdu.

DANIŞTAY’DAN DEVLETE YÜKLENEN TOPRAĞI KORUMA ÖDEVİ’ HATIRLATMASI

Danıştay 6. Dairesi’nin, 2 Şubat 2026 tarihinde oy birligiyle aldığı yürütmeyi durdurma kararında, “Uyuşmazlık konusu parsellerin tarım arazisi niteliği dikkate alındığında, tarım arazisinin amaç dışı kullanımına izin verilebilmesi için, Devlete yüklenilen tarım arazilerinin korunması ödevi ile sosyal veya ekonomik bazı zorunlu ihtiyaçlar arasında makul bir denge kurulması ve arazinin, tarım arazisi olarak mı amaç dışı kullanımının mı sosyal veya ekonomik açıdan daha fazla kamusal yarar sağlayacağının ortaya konulması suretiyle tarım dışı kullanım izin prosedürünün tamamlanmış olması gerekmektedir.

TARIM DIŞI KULLANIM İZNİ ALINMAMIŞ

Diğer yandan, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla Anayasa'ya uygun olarak kanunla sınırlandırılabilmesi mümkündür. Ancak buna ilişkin düzenlemelerin öncelikle kamu yararına dayanması gerekmekte, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması, kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır. Bu nedenle de taşınmazların tarım arazisi niteliğinde bulunması halinde, tarım dışı kullanımı gerektiren bir amaç için yapılan kamulaştırmalarda, 5403 sayılı Kanun uyarınca alınması gereken tarım dışı kullanım izninin alınmamış olması, mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla Anayasa'ya uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceği yolundaki anayasal hükme de aykırı olacaktır.

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARI HUKUKA AYKIRI BULUNDU

Bu durumda; iş bu kararın verildiği tarih itibarıyla uyuşmazlığa konu taşınmaz için verilmiş tarım dışı kullanım izninin bulunmadığı anlaşıldığından, söz konusu proje bölgesindeki tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanılabilmesi, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na göre tarım dışı amaçla kullanım izni alınmasına yani bu arazilerin tarım dışı amaçla kullanılmasında kamu yararının bulunduğu hususunun tespitine bağlı olduğundan, anılan prosedür yerine getirilmeksizin tesis edilen dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararının uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı, uygulanması hâlinde giderilmesi güç veya imkânsız zararların doğmasına yol açacağı sonucuna ulaşılmıştır.”

Cumhurbaşkanlığı Kararına Yürütmeyi Durdurma (5)

TARIM DIŞI KULLANIM İZNİ STRATEJİK İHTİYAÇLAR İÇİN

Devletin tarım arazilerini korumakla ilgili yükümlülüklerinin hatırlatıldığı Danıştay kararında, tarım arazilerinin, ancak alternatif alan bulunmaması ve Kurulun uygun görmesi şartıyla; savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar, doğal afet ortaya çıkan geçici yerleşim ihtiyacı, petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri kamu yararı gözetilerek yol ve alt yapı faaliyetleri için ‘tarım dışı kullanım’ izni verilebileceği vurgulandı.

‘ACELE KAMULAŞTIRMA İSTİSTAİ BİR YÖNTEM’

Acele kamulaştırmanın istisnai bir yöntem olduğu vurgulanan kararda, mülkiyet hakkı ve kamu yararı ilişkisine denilerek şöyle denildi: “Bu kapsamda tarım arazisinin amaç dışı kullanımı, ancak arazinin, tarım dışı kullanımının sosyal veya ekonomik açıdan daha fazla kamusal yarar sağlayacağının yapılacak değerlendirme sonucunda belirlenerek Toprak Koruma Kurulunun uygun görüşü üzerine, Tarım ve Orman Bakanlığınca veya Valiliklerce tarım dışı kullanım izni verilmesi halinde mümkündür. Hali hazırda uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik verilmiş tarım dışı kullanım izninin bulunmadığı anlaşılmaktadır.”

Cumhurbaşkanlığı Kararına Yürütmeyi Durdurma (6)

‘HAKLILIĞIMIZ ORTAYA ÇIKTI’

Tarım arazileri ellerinden alınmak istenen köylüler, Danıştayın bu kararının ardından işlemin uygulanması için ilgili kurumlara dilekçe ile başvuruda bulundu. Kararı değerlendiren Çaltı Mahallesi Muhtarı İsmail Yavuz, en başından beri projenin bu alanda yapılmasının uygun olmayacağını dile getirdiklerini belirterek, “Danıştay haklılığımıza karar verdi. Bu yürütmeyi durdurma kararına çok sevindik. Bu süreçte bizlere destek olan, doğaya ve insanlara saygı duyan herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum” diye konuştu.

‘TÜRK ADALETİNE GÜVENİMİZ TAZELENDİ’

Alakır– Karacaören Doğa Kültür Derneği ise konuyla ilgili açıklamasında, “Danıştay 6. Dairede açılan davalarda Yürütmeyi Durdurma (YD) kararı verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Tek geçim kaynakları olan tarla bahçe ve zeytinliklerini kaybetmekten şimdilik kurtulmuş olan Çaltı’lı komşu ve akrabalarımızın sevincini paylaşırken, Türk adaletine duyduğumuz güveni de tazeliyoruz” denildi.

ALAKIR’DAKİ HES’LER 10 YILDIR VAAT EDİLEN ELEKTRİĞİ ÜRETEMİYOR

Alakır Nehri üzerinde bilim insanları ve yöre halkının bütün itirazlarına rağmen kurulmuş bulunan ve 10 yıldan fazla süredir çalışmakta olan HES’lerin hiç birinin vaat ettikleri elektriği üretemediklerini dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Üstelik bu durum maalesef ülkemizdeki HES’lerin çoğu için de geçerlidir. Ülkemiz, masa başında, yöre hakkında hiçbir bilgisi olmayan ve muhtemelen liyakatsiz kamu görevlilerinin üstünkörü hazırladıkları hesapsız ve rant odaklı projelerin bedelini ödemektedir. HES’lerin ülkemiz enerji kaynakları arasında en alt kalemlerden biri haline dönüştüğünü görmek, 2009 yılından beri Alakır Nehri için söylediklerimizin (projelerin yanlış olduğunun) doğru olduğunu ortaya koysa da, bu durum bizi sevindirmemekte, aksine temiz su kaynaklarımıza, dağlarımıza, ormanlarımıza verilen zararlar bizi kedere boğmaktadır.”

3-4 GÜN SU BİRİKTİRİP YARIM GÜN ELEKTRİK ÜRETİLİYOR

Son derece hassas birer ekosisteme sahip derelerin, bilimsellikten uzak projelerle tahrip edildiği görüşüne yer verilen açıklamada, “karşılığındaysa yok denecek kadar az bir enerji elde edilmiştir/edilmektedir. Bütün bu hatalardan ders almasını beklediğimiz ilgili kurumların, başta EPDK olmak üzere, maalesef hatalarına yenilerini eklemekle meşgul olduklarını görüyor, üzüntü ve endişe ile izliyoruz. Bu hataların bize en yakın olanı, verimsiz Dereköy HES’e yardımcı GES projesiydi. Yaz aylarında 3-4 gün su biriktirip yarım gün elektrik üretebildiğini gözlerimizle gördüğümüz bu HES için yine yanlış bir yardımcı proje planlanmıştı: Alakır Vadisi’nde günde sadece birkaç saat güneş gören Çaltı Köyü Yanıklar mevkiine güneş enerjisi santrali! Hem de köylülerimizin tek geçim kaynağı olan tarla bahçe ve zeytinlikleri zorla ellerinden alınıp tahrip edilerek! Bir yanlışın başka bir yanlışla düzeltildiği nerede görülmüş? Bu kaygı verici gelişmelerin sonucunda bizi umutlandıran tek şey Danıştay 6. Dairesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararıdır. Davanın da bu karar ile uyumlu bir nihayete ereceğini umuyor, dahası, ülke ekonomisine, tarımımıza ve doğal yaşama daha fazla zarar verilmesinin engellenmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.

BAKANLIKTAN ‘HES’LER YETERLİ ELEKTRİK ÜRETEMİYOR’ İTİRAFI

Cumhurbaşkanlığı’nı temsilen davalı kurum olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Danıştay’a sunduğu savunmada yer verilen ifadeler ise dikkat çekici. Davalı idare yanında müdahil olan enerji şirketinin de benzeri şekilde tekrarladı savunmada, “…projenin 26/07/2026 tarihine kadar tamamlanması gerektiği, projenin gecikmesinin enerji arz zincirinde gecikmelere yol açabileceği, birincil kaynak olan hidrolik, su kaynağının yeterli olmaması nedeniyle üretim lisansına ikincil kaynak olan güneş kaynağının dahil edildiği ve meydana gelen kapasite eksikliğinin tamamlanmasının hedeflendiği, Ülkemizde son yıllarda meydana gelen kuraklık nedeniyle hidroelektrik santrallerin genel anlamda tam kapasite çalışamadığı ve bunun sonucu olarak da üretim kayıplarının ve arz dengesizliğinin yaşandığı ve bu nedenle doğalgaz çevrim santrallerinin çalıştırılarak açığın kapatılmaya çalışıldığı, bunun da doğalgazda dışa bağımlılığı ve cari açığı artırdığı, son yıllarda meydana gelen kuraklık nedeniyle hidroelektrik santrallere ikincil kaynağa dayalı hibrit tesislerin yapılmasının zorunluluk haline geldiği, entegre edilen yardımcı kaynak GES projelerinin, üretim dengesizliğini azaltarak üretimin daha dengeli ve öngörülebilir hale getirilmesini sağladığı…” görüşüne yer verildi.

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ-YUSUF YAVUZ