Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya EXPO Alanı'nda düzenlenecek olan BM İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) için geri sayım sürerken, yerel idarelerin hazırlık konsepti küresel iklim politikasının ciddiyetiyle taban tabana zıt bir tablo ortaya koyuyor. Küresel karbon emisyonları, 1.5 derece sınırı ve iklim adaleti gibi hayati başlıkların tartışılması gereken zirve, yerel yönetimler, valilikler ve tarım sektörü paydaşları tarafından adeta bir "Yöresel Ürünler ve Turizm Tanıtım Fuarı" olarak algılanıyor.

TANITIMI YAPILACAK ZEYTİNİN GELECEĞİ NE OLACAK?

Bu tezatlığın en somut örneklerinden biri, ev sahibi kent olan Antalya’da yaşanıyor. Antalya Valiliği ve yerel gastronomi platformlarının koordinasyonunda yürütülen çalışmalarda, zirve kapsamında açılacak Antalya Pavilyonu ve Antalya Evi'nin tanıtım alanına dönüştürülmesi planlanıyor. Zirve alanında kurulacak kiosklarda dünya liderlerine "Atıksız Mutfak" adı altında şiş köfte, piyaz ve kabak tatlısı ikram edileceği duyurulurken; coğrafi işaretli Antalya Tavşan Yüreği zeytinleri ise özel kavanozlar içerisinde yabancı delegelere "hediyelik eşantiyon" olarak dağıtılacak.

İKLİM EYLEMİNDE ENTELLEKTÜEL BOŞLUK

Ancak bu pazarlama vizyonunun arkasında büyük bir entelektüel boşluk yatıyor: Akdeniz havzasında zeytin üretiminin iklim krizinden nasıl etkilendiğine, kuraklık ve ani hava olaylarının yarattığı rekolte krizlerine dair derinlikli hiçbir bilimsel çalışma veya tarım eylem planı yerel idareler tarafından zirve gündemine sunulmuş değil. Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan böyle bir çalışma gündemde yerini almış değil.

KURAKLIK İSPANYA’NIN ZEYTİN ÜRETİMİNİ VURMUŞTU

Yakın geçmişte İspanya’nın küresel iklim krizine bağlı kuraklık nedeniyle zeytin rekoltesi ve buna bağlı olarak zeytinyağı üretiminde yaşadığı tarihi düşüş halen hafızalardaki yerini koruyor. İspanya’da kuraklık nedeniyle 2022’de zeytinyağ üretiminde büyük çöküş yaşanmıştı. Zeytinyağ üretiminde dünya lideri olan ülkede kuraklıktan binlerce zeytin üreticisi etkilenmişti. Benzer risk altındaki Antalya ve zeytin üretiminde öne çıkan diğer Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu illerinin konuyu sadece bir "tanıtım ve ambalaj" malzemesi olarak görmesi, iklim krizinin yerelde nasıl algılandığı konusunda soru işaretleri doğuruyor. Üniversitelerin küresel iklim organizasyonuna yönelik hazırladığı projeler ise poster sunumlarından ibaret.

KONYA’DAN COP31’E ŞEKER VE HELVA

Zirvedeki bu promosyon ve fuar mantığının en ilginç detaylarından nerede Konya’dan geldi. Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) ve Konya Büyükşehir Belediyesi, Antalya'daki organizasyon hazırlıkları için tam 90 milyon 196 bin TL’lik devasa bir ihale sözleşmesine imza attı. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı’nın yaptığı ihalenin şartnamesinde yer alan harcama kalemleri, iklim eyleminden ziyade göz kamaştırıcı bir fuar hazırlığına işaret ediyor. Buna göre, COP31’in yapılacağı Antalya EXPO alanına 400 metrekarelik "GOKONYA" standı ve 300 metrekarelik devasa LED ekranlar kurulacak, Ziyaretçilere dağıtılmak üzere sayfa kenarları altın yaldızlı, mukavva sıvama kutulu 650 adet lüks Mesnevi seti sipariş edilmiş durumda. Gelen misafirlere ikram edilmek üzere 600 kilogram Mevlana şekeri, 600 kutu kenevir helvası, bin adet yağ somunu ve bin adet tandır böreği de bütçelendirildi. Organizasyon ekibinin zirveden günler önce Antalya'ya gidip yerleşmesi için en az 4 yıldızlı otellerde 3 bin 598 gecelik lüks konaklama satın alındı.

KONYA OVASINDA 700 OBRUĞUN SEBEBİ NE?

Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu 90 milyon liralık "yaldızlı ve şekerli” PR vizyonu, ülkenin tahıl ambarı olan ilin ovalarında yaşanan su ve iklim krizi ile çelişen bir tablo sunuyor. Aşırı su tüketen ürün deseninin desteklendiği Konya Ovası, yeraltı sularının çekilmesi, kuraklık ve kontrolsüz tarımsal su tüketimi nedeniyle ülkenin en riskli bölgelerinden biri. AFAD ve Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü'nün Ekim 2026 tarihli güncel saha raporlarına göre, Konya genelinde kayıt altına alınan obruk sayısı 704’e ulaştı. Bu obrukların en büyük sebebi ise ovada iklim krizine meydan okur gibi aşırı su tüketen ürünlerin (mısır, şeker pancarı) ekilmesi ve tarımda %80'i bulan kontrolsüz vahşi sulama yöntemleri olarak görülüyor. Bölgede yeraltı su seviyesi son yirmi yılda 15-20 metre aşağıya çekildi.

ÇÖLLEŞME RİSKİ KAPIDA

Bilim insanları Konya Ovası'nın tamamen kuraklaşma ve kalıcı çölleşme riskiyle yüz yüze olduğunu, bu durumun Türkiye'nin gıda arz güvenliğini doğrudan vuracağı yönünde uyarılarda bulunuyor. Konya Ovasının altı boşalırken, toprağın altında yüzlerce obruk oluşurken; Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu radikal su krizini çözecek politikaları zirvenin ana gündemine taşımak yerine milyonlarca lirayı lüks kutulu hediyeliklere ayırması, zirvenin amacında ne kadar uzaklaşıldığını ortaya koyuyor.

COP31’DE ‘YEŞİL EŞANTİYON’ KUYRUĞU

COP31’i turizim ve tanıtım fuarına dönüştürme çabaları, sadece ev sahibi Antalya ve Konya ile sınırlı kalmıyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropoller de kendi yerel turizm markalarını küresel delegasyona sergilemeye hazırlanıyor.

Kamuoyuna yansıyan açıklamalara göre üç büyük metropolün etkinlik alanında hazırlamaya koyulduğu stantların arkasında dönen hazırlık, genellikle belediye logolu termoslar, tohum kartları ve bez çantalardan oluşan zengin bir "yeşil eşantiyon" çeşitliliğine işaret ediyor.

İKLİM EYLEMİ Mİ, YÖRESEL ÜRÜNLER PANAYIRI MI?

Birleşmiş Milletler normlarına göre COP zirveleri; sanayileşmiş ülkelerin tarihsel sorumluluklarını tartıştığı, iklim finansmanı paketlerinin oylandığı ve gezegenin geleceğinin belirlendiği en üst düzey bürokratik mekanizmalar olarak biliniyor. Ancak yerel idarelerin organizasyonu birer turizm pazarlama ve tanıtım alanına dönüştürme iştahı, küresel organizasyonun amacını gölgede bırakıyor. Organizasyonda tanıtımı yapılması planlanan yöresel ürünlerin bir kısmı çok uzak olmayan bir gelecekte yok olma riski ile karşı karşıya. Bir yanda aşırı sıcaklar, bir yanda kuraklık riski, diğer yanda ise seller. Aşırı iklim olaylarındaki sayısal artış tarımsal üretimi ve su kaynaklarını tehdit ederken; iklim krizi ile ortak mücadele hedefi yerine konuyla ilgili dünyanın en önemli organizasyonu turizim ve yöresel ürünler panayırına dönüştürülüyor. Organizasyona sayılı günler kala ortaya çıkan manzara kaygı verici bir kaymasına işaret ediyor.

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ-YUSUF YAVUZ