Son dönemde yaptığı isabetli deprem değerlendirmeleriyle kamuoyunda “Deprem kahini” olarak anılan Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, dikkatini bu kez Akdeniz’e çevirdi. Kişisel YouTube kanalında yayımladığı analizde Antalya Körfezi’nin jeolojik yapısını ayrıntılarıyla ele alan Üşümezsoy, bölge halkını yakından ilgilendiren önemli tespitlerde bulundu.
Üşümezsoy, Antalya Körfezi’nin bir yanında Teke Yarımadası, diğer yanında ise Alanya Yarımadası bulunduğunu ve bu iki yapı arasında üçgen biçiminde hapsolmuş bir “okyanusal kabuk” yer aldığını ifade etti. Bu kabuğun, Anadolu bloğu ile Afrika levhası arasında sıkıştığını belirten Üşümezsoy, bölgedeki depremlerin temel kaynağının bu yapı olduğunu söyledi.
“ANTALYA KÖRFEZİ'NDE BÜYÜK DEPREM..."
Antalya Körfezi’nin ortasından Alanya yönüne doğru uzanan bir yitim zonu bulunduğunu anlatan Üşümezsoy, bu zon boyunca okyanus kabuğunun kuzeye, Alanya ve Antalya’nın altına doğru daldığını belirtti. Ancak bu dalma-batma hareketinin son derece yavaş ilerlediğine dikkat çekti. Üşümezsoy, bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Antalya Körfezi’nin ortasından Alanya’ya doğru kuzeye giden bir yitim zonu var. Ancak buradaki okyanus kabuğu çok yavaş hareket ediyor. Bu nedenle Girit bölgesinde görülen büyük ve yıkıcı depremleri Antalya Körfezi için beklemiyoruz. Burada depremler oluyor ama büyük depremler beklemiyoruz.”

"DERİN ODAKLI DEPREMLER GERÇEKLEŞİYOR"
Üşümezsoy’a göre Antalya Körfezi’ndeki okyanusal kabuk, kilitlenmiş ve hapsolmuş bir yapı özelliği taşıyor. Bu nedenle bölgede meydana gelen depremler, yüzeye yakın ve yıkıcı sarsıntılar yerine, Anadolu kabuğunun altına dalan Kıbrıs kabuğu boyunca oluşan derin odaklı depremler şeklinde gerçekleşiyor. Bölgedeki yitim hızının düşük olmasının, Girit yayı gibi hızlı ve aktif yitim zonlarında görülen büyük depremlerin Antalya’da yaşanmamasının temel nedeni olduğunu vurgulayan Üşümezsoy, bu farkın altını özellikle çizdi.

"TOROS MASİFİNDE GÖRÜLEN..."
Üşümezsoy, değerlendirmesinde yalnızca deprem riskine değil, bölgenin jeolojik geçmişine de değindi. Akdeniz’deki dalma-batma ve sıkışma hareketlerinin, Toroslar ve Amanos Dağları’nın oluşumunda belirleyici rol oynadığını söyledi. Antalya dağlarının, okyanusal kabuğun Anadolu’nun üzerine bindirilmesiyle ortaya çıktığını ifade eden Üşümezsoy, Toros masifinde görülen ofiyolitler ve kayaçların bu süreçte su yüzüne çıkarak dağ sıralarını oluşturduğunu anlattı. Benzer bir mekanizmanın Amanos Dağları için de geçerli olduğunu belirten Üşümezsoy, Kıbrıs sırtı ile Arap levhası arasındaki sıkışmanın bu dağların yükselmesini sağladığını kaydetti.

ÜŞÜMEZSOY'UN BEKLEDİĞİ DEPREM!
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Antalya Körfezi çevresinde 5.0 büyüklüğüne kadar depremlerin görülebileceğini, ancak bölgenin jeolojik yapısının büyük ve yıkıcı felaketler üreten hızlı yitim zonlarından farklı olduğunu vurguladı. Üşümezsoy, “Antalya Körfezi için büyük ve yıkıcı bir deprem senaryosu öngörmüyoruz” diyerek değerlendirmesini tamamladı.




