Susma Platformu'nun düzenlediği Sinemada Sansür: Antalya Film Festivali Nereden Nereye? başlıklı panelde Antalya Film Festivali özelinde yaşanan sansür tartışmalarından Kültür Bakanlığı’nın “kara listesi”ne, Eser İşletme Belgesi uygulamasına, sinema salonlarına yönelik baskıya, sektörün tekelleşmesine, otosansüre uzanan bir yelpazede sansür konusu ele alındı. 2014 yılında festivalin ön seçici kurulundan geçerek yarışmaya değer bulunduğu halde ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçunu işlediği gerekçesiyle festival yönetimi tarafından yarışmadan çıkarılan Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek belgeselinin yönetmeni Reyan Tuvi, Altın Portakal'ın Öyküsü adlı kitabıyla Antalya Film Festivali'nin 50 yıllık tarihini okuyucuyla buluşturan Modern Sanatlar Dergisi editörü Tuncer Çetinkaya, Antalya Film Festivalini uzun yıllar izleyen sinema yazarı - gazeteci Şenay Aydemir söyleşide konuşmacı olarak yer aldı. Filminin TCK ile ilişkilendirilip festivalden çıkarılmasına göndermede bulunan yönetmen Reyan Tuvi, "Festival yöneticileri savcı, yargıç değildir. Onların görevi filmlerin yanında durmak, filmlerin ifade özgürlüğünü savunmaktır" dedi.
TERS KÖŞE BİR DURUM YARATTI
Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal ve İyi Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın da katıldığı toplantının ilk konuşmacısı sinema yazarı Tuncer Çetinkaya oldu. Çetinkaya konuşmasında başlangıçtan bu yana Antalya Film Festivallerinde yaşanan sansür uygulamaları ve tartışmalarından örnekler sundu. Belgesel filmleriyle tanınan yönetmen Reyan Tuvi, Gezi direnişini işlediği "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" filminin Antalya Film Festivali'nden çıkarılmasıyla ilgili süreci aktardığı konuşmasında, "Biz filmlerimizi sahip çıkmaları, yanımızda durmaları, izleyiciyle buluşturmaları için festivallere veriyoruz. Siyasi otoriteden beklediğiniz bellidir, orada hiç sürpriz yoktur, ama sizin filmlerinizi seyirciyle buluşturmakla yükümlü, görevi bu olan, bunun için para alan kişilerin, komitelerin, filminizi hedef göstermeleri ters köşe olmanıza yol açan bir durum yaratıyor" dedi.
TUZAĞA DÜŞÜRÜLDÜĞÜME İNANDIM
"Sansür yapan grup tanıdığım, saygı duyduğum, sinema sektöründe yeri olduğunu, net, şeffaf olduğunu düşündüğüm kimselerden oluştuğu için Altın Portakal gibi köklü bir festivale zarar vereceklerini düşünmediğim için hayal kırıklığına uğradım hissine kapıldım, tuzağa düşürüldüğüme inandım" diyen Reyan Tuvi, "'Gösterirseniz gösterirsiniz, göstermezseniz göstermezsiniz' deyip çekip gitmek, her şeye çözüm arayan biri olarak çok yanlış geldi bana. Ters köşeye sıkışmıştım. Kendimi birden festival komitesinden daha büyük bir mücadele verirken buldum. Festival komitesi bütün sorumluluğu üzerime yükleyerek bir şekilde bundan sıyrılmayı, filmimi geri çekmemi bekliyordu. Siyasi otoriteden önce festivali düzenleyen 'seçkin' sinemacılar, prodüktörler, hayatını sansürle mücadeleye adadığını iddia eden kişiler birden sansür yaparak, sansüre sessiz kalarak ya da orta yol bulmaya çalışarak farklı çehrelerle karşıma çıktılar. Bu deprem bir şeyin başlangıcı olacaktı ve Antalya Film Festivali'nden belgesel yarışması kaldırıldı. Gösterime giren belgeseller, kendi davet ettikleri belgeseller oldu. Sonraki yıllarda ulusal yarışmanın da başına aynı şey geldi" diye konuştu.
NE KADAR SAFMIŞIZ
"Ülkenin sorunlarına parmak basan, hiç bir şekilde üç maymunu oynamadan yapılan belgeseller özgür olmadan hiç bir film, hiç bir sinema eserinin özgür olamayacağı açıktır. Döner dolaşır, belgeseli değil, başka türden bir filmi vurur" diyen Tuvi, "Adı önce sansür olur, sonra eser işletme belgesi, avukata gösterilir, TCK'ya uygun olup olmamakla değerlendirilir. Biz bir filmin TCK ile değerlendirilmesinin doğru olmadığını gösterebilmek için sorumluluğu üzerimize alıp, ne kadar safmışız ki festivalden özür diledik. Belgeselciler, sinemacılar bu özrü alırsa, filmler bir daha TCK'yla ilişkilendirilemez, TCK ile yargılanamaz dedik" ifadelerini kullandı.
YARGILAMAK SAVCILARIN İŞİDİR
Yargılama işinin festivalcilerin değil savcıların işi olduğunu hatırlatan Reyan Tuvi şöyle konuştu: "Savcının haklı olduğunu göstermez tabi, ama o yargılayabilir. Festivalcilerin böyle bir şeye hakkı yoktur. TCK karşısında durumunun ne olduğuna festivalciler karar veremez. Zeynep Özbatur, Alin Taşçıyan, Elif Dağdeviren, Hülya Uçansugibi sinemanın 'seçkin' isimleri filmleri, yönetmenleri hedef gösteremez. Festival yöneticileri savcı ya da yargıç değildir. Onların görevi filmlerin yanında durmak, filmlerin ifade özgürlüğünü savunmaktır. Bizimki bu anlamda, tamamıyla ters köşeden gelmiş, farklı bir sansür tarzıydı. Sansürün farklı veçheleriyle kendini gösterebileceği de benim deneyimim oldu."
ULUSAL YARIŞMAYI SAHİPLENMEK GEREKİR
Sinema yazarı Şenay Aydemir yaptığı konuşmada Antalya Film Festivali'nde yer alan ulusal yarışmanın önemini vurgulayarak şunları söyledi: "Altın Portakal'ı diğer ulusal yarışmalardan farklı kılan temel bir şey vardı. Türkiye sinemasının ilk örneklerini, ilk kuşaklarını Antalya'da görürdük. Antalya'da o zamanlar yarışmaya katılacak filmler için prömiyerlerini Antalya'da yapma şartı vardı. Bütün usta yönetmenleri; Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu, bunların hepsini bu festival çıkardı, var etti. Sinema yazarları olarak biz gelir ilk defa sinema yapan bir genç kuşakla karşılaşırdık, onların filmlerini yazar, onlarla röportajlar yapardık. Bu durum seyirciyi de geliştiren bir şeydi. Antalyalı sinema seyircisi de yeni sinemayı tanıdı, yeni sinemaya kafa yorduğu bir bellek oluşturdu. Antalya Film Festivali'nden ulusal yarışmanın kaldırılmasının 'Kürsüye çıkacaklar da iki laf söyleyecekler'e karşı bir önlem olduğunu düşünmüyorum. Ulusal yarışmanın kaldırılması bu belleğin yok edilmesine dair bir şey. Ulusal yarışmanın sahiplenilmesi, bütün o belleğin yeniden kurulması için önemli."
SUBAŞI DA ORADAYDI
İyi Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı'ya, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemin festivalleri soruldu. Programlar ve kararlar konusunda belediyenin etkisini azaltmaya, festival yönetiminin sürekliliğini sağlamaya yönelik önlemler üzerinde durduklarını belirten Subaşı, "Festival jürisi 20 kişiden oluştuysa belediye adına yer alan isimleri 5'e, 2'ye, 1'e düşürerek belediyenin etkisini azaltamaya çalıştık. Belediye adına jüride yer alan arkadaşlarımız iletişim kurma dışında kararlara müdahil olacak bir konumda olmadı" diye konuştu. Mustafa KOÇ




