Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Kıyıkışlacık beldesinde yapılmak istenen Yat Limanı ve Çekek Yeri Projesi’ne verilen ÇED Olumlu kararına karşı açılan davada Muğla İdare Mahkemesi’nin verdiği iptal kararı Danıştay tarafından bozuldu. Davacılar adına açıklama yapan İasos Mahalle Meclisi Derneği Başkanı Hülya Scobie, “Danıştay'ın hukuka ve bilime aykırı olarak verdiği karar ile yeterli sayılan ÇED raporu, yarınlarda, geri dönülmez bir doğa tahribatının daha belgesi olarak kayıtlara geçecektir” dedi.

GÜLLÜK KÖRFEZİ'NDE LİMANLARLA DOLDU

Son yıllarda hızlı bir yapılaşmaya sahne olan Güllük Körfezi’nde, ikisi proje aşamasında olan 4’ü ise işletmede olan 6 adet liman ve yat limanı bulunuyor. Bu projelere eklenen, ‘Kıyıkışlacık Birol Bursa İasos Yat Limanı ve Çekek Yeri Projesi’ için 4 Nisan 2024 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ‘ÇED Olumlu’ kararı verildi.

MUĞLA İDARE MAHKEMESİ İPTAL KARARI VERDİ

Kıyıkışlacık sakinleri bu kararın iptali için Bakanlık aleyhinde Muğla İdare Mahkemesi’nde dava açtı. İasos antik kentinin bulunduğu bölgedeki koyda, 38 bin 500 m2’lik kara ve deniz alanını kapsayan projenin olası zararlarına işaret eden bilirkişi raporunu esas alan Muğla 1. İdare Mahkemesi, 30 Nisan 2024 tarihli kararı ile ÇED Olumlu kararını iptal etti.

ÇED RAPORUNDAKİ EKSİKLİKLER İPTAL KARARINDA YER ALDI

Mahkemenin iptal kararında, çevresel etkilerin izlenmesine yönelik programda eksiklik bulunduğu belirtilerek, özetle şu ifadelere yer verildi: “Arıtma tesisi planlamasına ilişkin olarak ÇED raporunun yeterli düzeyde bilgi içermediği, projenin inşaat aşamasında kara bölümündeki inşaat alanlarında gerçekleştirilecek kazı, tesviye, üst toprağın sıyırılması, depolanması vb. süreçlerde toz oluşumunun kaçınılmaz olduğu, inşaat faaliyetleri sonucunda yapılması planlanan bina ve diğer ünitelerin bulunduğu alanda hali hazırda mevcut olan zeytin ağaçlarına ilişkin bir değerlendirmenin ÇED raporunda bulunmadığı, ÇED raporunda, inşaat ve yerleşim faaliyetlerinden etkilenmesi olası maki ve ardıç ağaçları ile karışık durumda olan zeytin ağaçlarının sayısının belirtilmediği, proje kapsamında yapılması planlanan 50 yat/tekne kapasiteli çekek yerinin nereye yapılacağı hususunda detaylı bir yer belirtmenin ve açıklamanın bulunmadığı, teknelerin/yatların bakım ve onarımları sırasında kullanılan boya, yağ, kimyasal maddeler gibi maddelerin, her ne kadar geçirimsiz tabaka oluşturulsa da, şiddetli yağışlar sırasında yüzey akışla ile bir kirlilik yükü oluşturabileceği, gerçekleştirilmesi planlanan proje için turizm potansiyeli, gelecek projeksiyon rakamları ve yoğun talep gerekçelerine yer verilmiş ise de proje sahasının bulunduğu bölgede hali hazırda faaliyet gösteren marinalara ait doluluk oranlarının ÇED raporunda belirtilmediği, dava konusu işlemin belirtilen nedenlerle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.”

BAKANLIK TEMYİZ ETTİ, DANIŞTAY İPTAL KARARINI BOZDU

Muğla İdare Mahkemesi’nin bu kararı, davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından temyiz edildi. Bakanlığın temyiz başvurusunu kabul eden Danıştay 4. Dairesi, yerel Mahkemenin iptal kararını bozarak tartışmalı bir karara imza attı.

‘BİLİRKİŞİLERİN KANAATİNE İTİBAR EDİLMEMİŞTİR’

Oy çokluğu ile alınan 26 Şubat 2026 tarihli Danıştay kararında, yerel mahkemenin iptal kararına gerekçe olan bilirkişi raporunda yer verilen kanaatlerin, ÇED raporunu sakatlar mahiyette olmadığı belirtilerek, “Bilirkişilerin kanaatine itibar edilmemiştir” denildi.

DANIŞTAYIN BİR ÜYESİ KARŞI OY KULLANDI

Danıştay 4. Dairesi’nin bir üyesi ise, “Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum” diyerek karşı oy kullandı.

DAVALI BAKANLIK PROJEYİ SAVUNDU

Yerel Mahkemenin kararını temyiz eden davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise projeyle ilgili ÇED sürecinin mevzuata uygun olarak yürütüldüğünü savunarak, projenin gerçekleştirilmesi planlanan bölgenin turizm potansiyelini ve yat limanı ihtiyacını değerlendirmekle yetkili kurum olan Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğünün projeye ilişkin olarak olumlu görüş bildirdiğini kaydetti. Davalı Bakanlık, proje ile ilgili olarak Ekosistem Değerlendirme Raporu hazırlandığını, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün projeye ilişkin olarak olumlu yönde görüş bildirdiğini ileri sürdü.

DERNEK BAŞKANI SCOBİE: ‘YEREL MAHKEMENİN İRADESİ ÇÖPE ATILDI’

Danıştay 4. Dairesi’nin yerel mahkemenin iptal kararını bozma gerekçelerinin hukuka ve bilime aykırı olduğu görüşünü savunan İasos Mahalle Meclisi Derneği Başkanı Hülya Scobie, kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaklarını belirterek şu açıklamayı yaptı: “Böylece çözümü teknik bilgi gerektiren davalarda zorunlu olarak başvurulan bilirkişilik kurumu ve davaya konu kararın dayanağı olan yüzlerce sayfalık teknik ve bilimsel açıklamalar içeren ÇED raporunun irdelenmesinin uzmanlık gerektirdiğine dair yerel Mahkeme iradesi de Danıştay 4 Dairesi tarafından çöpe atılmıştır. Çevre hukuku alanında uzman birçok hukukçunun şaşkınlıkla karşıladığı ve tarafımızca da kabulü mümkün olmayan kararla birlikte, İasos halkı artık cennet gibi koyunu doğa rantçılarına teslim etmek zorunda kalacaktır. Bilindiği gibi, idari yargıda bilirkişilik, çözümü teknik, özel veya akademik bilgi gerektiren uyuşmazlıklarda mahkemenin uzman görüşüne başvurduğu, tarafsız bir inceleme mekanizmasıdır. Her ne kadar Hâkim, bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp, raporu takdiri bir delil olarak değerlendirebilse de, İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince bilirkişilik kurumu, özellikle çevre mevzuatı kapsamında alınan idari kararların teknik yönlerini değerlendirebilmek için zorunlu olarak başvurulan ve çevre hukuku davalarında uzun yıllardır kullanılagelen hukuki bir araçtır.

'KARAR HUKUKA AYKIRI, ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURACAĞIZ’

Danıştay üyesi olsalar bile karar veren hâkimlerin, gemi mühendisliği, biyoloji, arkeoloji, deniz bilimleri, kimya vs. bilim dallarında değerlendirme yapmaları mümkün değildir. Bu anlamda, biz davacılar lehine görüş bildiren bilirkişilerin raporunu yok sayarak ve dahi bilirkişilerin yerine geçerek, bilime ve hukuka aykırılığı yerel mahkemedeki yargılama sürecinde tescillenmiş ÇED raporunu yeterli sayıp, haklı davamızı reddeden Danıştay 4. Dairesi'nin verdiği kararının kabul edilmezliği ortadadır. Çünkü Danıştay hâkimlerinin de teknik ve bilimsel değerlendirmeler içeren ÇED raporunu değerlendirebilecek uzmanlıkları yoktur. Bu nedenledir ki, hukuka ve bilime aykırı biçimde verilmiş karara karşı, süresi içinde Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağız.”

'PROJE TÜM CANLILAR İÇİN AÇIK TEHDİT OLUŞTURUYOR’

Proje için seçilen faaliyet alanını kullanan insanların sağlığının da hiçe sayıldığını savunan Dernek Başkanı Scobie, “Hukuksuz bir izinle yaşama geçecek bu proje, sadece çevreye zarar verici nitelikte olmayıp, aynı zamanda halk sağlığına ve insan dahil koyda yaşayan tüm canlıların yaşam hakkına karşı da açık bir tehdit oluşturmaktadır. Bilineceği üzere, çekek yerlerinde yapılan bakım ve onarım faaliyetleri sırasında; Boya, solvent, ağır metal ve kimyasal atıklar doğrudan toprağa ve denize karışır, Antifouling (zehirli tekne boyaları) kalıntıları deniz canlıları için ciddi tehdit oluşturur, Yakıt, yağ ve sintine sızıntıları suyu kirletir, Basınçlı yıkama ve kazıma işlemleriyle deniz tabanına toksik yük bindirilir. Bu tür bir faaliyetle, deniz ekosistemi geri dönülmez şekilde tahrip edilir, balıkların üreme alanlarını yok edilir, deniz çayırları yok olur” diye konuştu.

‘BİLİM VE BİLİRKİŞİLİK KURUMU DEĞERSİZLEŞTİRİLİYOR’

Danıştay 4. Dairesi tarafından kabul edilmeyen bilirkişi raporuna göre, projenin hayata geçmesi halinde, Güllük Körfezi’nin hassas ekolojik dengesi geri dönülemez biçimde bozulacağının belirtildiğini vurgulayan Scobie, şöyle konuştu: “Bilirkişilerin raporlarında eksiklik olarak işaret edilen hususların Danıştay 4. Dairesi tarafından ‘önemsiz’ sayılıp rapora itibar edilmemesi, ekolojik açıdan da ağır sonuçlar doğuracak vahim bir hatadır. Söz konusu karar, aynı zamanda; Bilimin ve bilirkişiliğin değersizleştirilmesidir, Halk sağlığının ve canlıların yaşam hakkının yok sayılmasıdır, ÇED sürecini düzenleyen mevzuatın ve çevre davalarındaki yargılama usulünün, ayrıcalık tanınan bir firma lehine eğilip, bükülmesidir, Çevrenin ve doğanın tahribatına açık davetiye çıkarılmasıdır. Danıştay'ın hukuka ve bilime aykırı olarak verdiği karar ile yeterli sayılan ÇED raporu, yarınlarda, geri dönülmez bir doğa tahribatının daha belgesi olarak kayıtlara geçecektir.”

‘DANIŞTAY BU KARARIYLA ADALET DUYGUMUZ DERİNDEN SARSILDI’

Bir firmanın çıkarı uğruna, bilimin, hukukun, halkın yaşam hakkının nasıl yok sayılabildiğinin en somut göstergesi olan kararın, Türkiye’de hukuk düzeninin geldiği noktayı da gözler önüne serdiğini öne süren Dernek Başkanı Scobie, “Danıştay'ın bu kararıyla, ne yazık ki adalet duygumuz derinden sarsılmış; hukuka dair içimizde kalan son umut kırıntıları da yok edilmiştir. Bu durum, artık sadece Kıyıkışlacık- İasos’un meselesi değildir. Ülkemizde açılan, açılacak olan çevre davalarının ve birçok bölgede sürdürülen doğayı koruma mücadelesi yaşam hakkı savunmasının büyük risk altında olduğuna işaret eden bu karar, oldukça kritik bir döneme geçilmiş olduğunu da göstermektedir” dedi.

‘COĞRAFYAMIZ SAHİPSİZ DEĞİLDİR’

Söz konusu davanın, sadece bir firmanın doğa ve insan yaşamı aleyhine yürüteceği ticari faaliyetin hukuka ve bilime uygun olup olmadığı konusuyla ilgili olmadığını dile getiren Scobie, açıklamasını şöyle tamamladı: “Bu davanın konusu; Kıyıkışlacık/ İasos halkının geleceğidir. Güllük Körfezi ekosisteminin korunup korunmayacağıdır. Zeytinliklerin yine ranta kurban edilip, edilmeyeceğidir. Emanetçisi olduğumuz arkeolojik, kültürel ve doğal mirasların yok edilip edilmeyeceği ve gelecek nesillere bırakılıp bırakılmayacağıdır. Tüm bu nedenlerle, bugüne değin, canımızı dişimize takarak, olmayan paramızı harcayarak başlattığımız bu hukuk mücadelesi, sonuna kadar devam edecektir. Kıyıkışlacık/İasos halkı olarak; bilimi yok sayan, doğayı ve canlı yaşamını görmezden gelen bir kararı asla kabul etmiyoruz. Birilerinin kazanacağı para uğruna kirletilmek istenen, denizimiz, koylarımız, kıyılarımız, denizdeki balıklarımız, zeytinliklerimiz, kısacası cennet köşesi coğrafyamız sahipsiz değildir.”

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ-YUSUF YAVUZ