Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in mega projeleri arasında yer alan Boğaçayı, son günlerde yapılan eleştirilerin ardından yeniden gündeme geldi. AK Parti Antalya Milletvekili İbrahim Ethem Taş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni Boğaçayı’ndaki bakım ve temizlik çalışmalarının yetersiz olduğu gerekçesiyle eleştirdi. Taş, eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel döneminin mega projelerinden biri olarak hayata geçirilen Boğaçayı’nın bakımsız bırakıldığını savundu. Taş, paylaşımında Boğaçayı’ndaki görüntülere dikkat çekerek, “Bugün Antalya'mızın en güzel noktalarından biri olan Boğaçayı'ndayız demek isterdim. Önceden çok güzeldi ama maalesef şu anda bakımsızlıktan görüyorsunuz, içerisi otlarla ve kargılarla dolmuş.” ifadelerini kullandı.

"BOĞAÇAYI ASLINDA İYİLEŞİYOR"

Taş’ın açıklamalarının ardından Boğaçayı Bilim Kurulu üyeleri, bölgede sürdürülen temizlik çalışmalarını yerinde inceledi. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu ve TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Çevre Yüksek Mühendisi Lokman Atasoy başkanlığında Boğaçayı’ndaki çalışmaları takip etti. Boğaçayı’nda açıklamalarda bulunan Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı ve Çevre Yüksek Mühendisi Lokman Atasoy, bölgedeki çalışmaların devam ettiğini belirterek, Boğaçayı’ndaki sucul bitkilerin kirlilik göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

“KAMUOYUNA AKTARMA İHTİYACI HİSSETTİK”

Atasoy, Boğaçayı ile ilgili kamuoyunda farklı değerlendirmelerin yapıldığını belirterek, “Zaman zaman kamuoyunda Boğaçay’la ilgili birçok haber yansıyor. Daha çok da kirlilik olduğu, temizlik çalışmalarının yapılmadığı, bazen kıyı erozyonuna neden olduğu; bazen ise kuşların, balıkların burada yuva yaptığıyla ilgili güzel haberler duyuyoruz. Ancak son günlerde Boğaçay’ın kirlendiği ve temizlik yapılmadığı yönünde haberler çıkınca, Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak hem Boğaçay’ın ekolojik durumunu hem de geçmişini, bugününü ve yaptığımız çalışmaları kamuoyuna aktarma ihtiyacı hissettik” dedi.

“MESLEK ODALARI ÇEŞİTLİ ENDİŞELERİNİ DİLE GETİRDİLER”

Boğaçayı üzerindeki sazlıkların ve diğer sucul bitkilerin ekosistemin doğal bir parçası olduğunu ifade eden Atasoy, bu alanların kontrollü şekilde temizlendiğini söyledi. Atasoy, “Bunun kirlilik olarak ifade edilmesi bilim açısından kesinlikle doğru değildir. Daha dün yapılan bir videoda, yukarıda çalışan iki makinemiz görünüyordu. Bu makineler 7 gün esaslı çalışmaktadır. Onların biçtiği, hasat ettiği sucul otların biriktiği ve kepçeyle alınmadan önceki görüntüler yanlış bir algı oluşturmuştur. Biz teknik ve bilimsel olarak Boğaçay’ı her yönüyle tartışmaya açığız. Ancak çevre siyaset üstü bir konudur; siyaseten konuşursak sonuca varamayız. Boğaçay aslında iyileşiyor. Doğa kendini tedavi ediyor. Bunun için biraz geriye gitmek gerekir. 10 yıl öncesine, Boğaçay projesi yokken, yazın debisi azalan, kışın ise yağmur ve kar sularıyla coşan bir dereydi burası. 2018’de Boğaçay tartışmaları başladığında bilim insanları, akademisyenler ve meslek odaları çeşitli endişelerini dile getirdiler. Dip çamuru, yosun artışı, sucul otların çoğalması, haşere ve koku problemleri… Maalesef bu endişeler kısa sürede gerçekleşti.” dedi.

“GÜNDE YAKLAŞIK 8 TON ATIK TOPLUYORUZ”

Antalya Körfez Gazetesi muhabiri Ertuğrul Gün'ün haberine göre, Boğaçayı’nda yapılan temizlik çalışmalarının kullanılan ekipman ve yöntemlerle birlikte sürdürüldüğünü aktaran Atasoy, sucul bitkilerin tamamının ortadan kaldırılmadığını, ekolojik denge gözetilerek kontrollü hasat yapıldığını belirtti. Atasoy, “Biz ise bilimin yolunu seçtik. İlk yıl deniz süpürgesini kiralayarak çalışmalara başladık. Daha sonra su seviyesi düşünce sucul ot kesme teknelerini devreye aldık. Çalışma koşulları zorlaştıkça ekipman ve personel ihtiyacı arttı. Şu anda günde bir kamyon, yani yaklaşık 8 ton atık topluyoruz. Bu yıl 320 ton sucul ot ve 4 ton civarında fiziksel atık (pet şişe, lastik, koltuk, çamaşır makinesi vb.) topladık. Sazlıklara müdahale etmiyoruz. Çünkü sazlıklar filtre görevi görür, ekosistemin parçasıdır. Balıklar, kuşlar, kurbağalar burada yuva yapar. Eğer kesmezsek oksijensiz ortam oluşur, alg ölümleri ve koku problemi başlar. Bu nedenle kontrollü biçimde hasat yapıyoruz. Gürültü nedeniyle şikâyetler alsak da doğa için mücadele ediyoruz.” sözlerine yer verdi.

“DOĞAL DENGEYİ KORUMAYI TERCİH EDİYORUZ”

Atasoy, Boğaçayı’nda kimyasal yöntemlerle hızlı bir temizlik yapılabileceğini ancak bunun yerine doğal dengenin korunmasının tercih edildiğini belirtti. Atasoy, “Ancak biz doğayı kuşuyla, balığıyla, böceğiyle olduğu gibi seviyoruz. Bu nedenle doğal dengeyi korumayı tercih ediyoruz. Sonuç olarak, Boğaçay’daki sazlıklar kirlilik değil, biyoçeşitliliğin ta kendisidir. Eleştiriye açığız, ekipman ve personel artırabiliriz. Ancak sazlıkların kesilmesini istemeyin. Doğayla mücadele değil, uyum içinde yaşamayı seçiyoruz.” dedi.

GÖKOĞLU: “HER CANLININ DOĞADA YAŞAMA HAKKI VARDIR”

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da Boğaçayı’ndaki sazlıkların ve sucul bitkilerin ekolojik açıdan önemli görevler üstlendiğini söyledi. Gökoğlu, özellikle kuşların üreme ve barınma alanları ile balıkların yumurtlama süreçleri açısından bu bölgelerin korunması gerektiğini belirtti.

“BÜTÜN NEHİR AĞIZLARINI KESTİK, YOK ETTİK.”

Gökoğlu, “Yaşama hakkı sadece insanlara ait değildir. Her canlının doğada yaşama hakkı vardır. Bunu düşünmemiz gerekir. Doğa her zaman en güzelini yapar, kendisini düzenler. İnsan müdahale ettiğinde doğayı bozmuş olur. Şu anda buradaki kamışlıklar birçok kuşa yuva ve sığınak yeri, balıkların da yumurta bıraktığı materyalleri oluşturuyor. Bunun ötesinde biyolojik olarak evsel, yani azotlu ve fosforlu bileşikleri gübre olarak kullandığı için biyolojik bir arıtma döngüsüne giriyor. Ayrıca yukarıdan gelebilecek katı atıkları tutarak mekanik filtreleme görevi görüyor. Eğer burayı keserseniz, bütün pislik bir sel veya yağış olduğunda olduğu gibi denize gider. Biz bunu sürekli söylüyoruz: Nehir ağızlarındaki vejetasyonları yok etmeyelim. Ne yazık ki bu anlayışla bütün nehir ağızlarını kestik, yok ettik. Hatta oteller kendi düzenlemelerini yaptılar. Oysa oralar birçok canlı için yaşam alanıydı. Bu şekilde doğayı yavaş yavaş yok ediyoruz” dedi.

“GELEN PİSLİK VE ÇAMUR DOĞRUDAN DENİZE GİDİYOR”

Boğaçayı’ndaki plastik atıklara da dikkat çeken Gökoğlu, bölgedeki katı atıkların yağışlarla denize taşınabildiğini ve plastiklerin doğal süreçler içerisinde parçalanarak mikroplastik kirliliğine dönüşebildiğini söyledi. Gökoğlu, şunları söyledi:

“Bu sene plastik kirliliği ortaya çıktı. Bu kirliliğin bir kısmı başka yerlerden gelse de büyük bir kısmı bizim bölgemizden kaynaklanıyor. Plastik güneşte parçalanıyor, kırılıyor, yağışla beraber denize gidiyor. Antalya falezleri dahi birer mikroplastik öğütme yeridir. Dalgalarla kıyıya vuran plastikler sürekli parçalanıyor. Aynı şekilde Kemer ve Gazipaşa tarafındaki mağaralarda dalış yaptığımda plastiklerin ne hale geldiğini görüyorum. Kayalar adeta öğütme makinesi gibi çalışıyor. Sazlıklar filtreleme görevini yerine getiriyor. Dolayısıyla buradaki yaşamı bozmayalım. Bu bir kirlilik değil, bilakis temizliğin göstergesidir. Düzenlenebilecek yerler makinelerle düzenleniyor zaten. Ancak geri kalan alanlar bizim değil, başka canlıların yaşam alanıdır. Bakın, şöyle baktığınızda kuşları görüyorsunuz. Onların üreme ve yavrulama alanı burasıdır. Boğaçay’ı kendi haline bırakalım, doğa kendini toparlasın. Geçmişte zaten bu şekildeydi, yine öyle kalmalıdır. Ben yıllardır dalış yapıyorum. Bu sene berrak su yakalayamadık, görüş kötü. Kayaların üzerinde çökelti var. Bunun nedeni, nehir ağızlarındaki vejetasyonu yok etmemizdir. Gelen pislik ve çamur doğrudan denize gidiyor. Bu da ekosistemi bozuyor, süngerlerin suyu filtrelemesini ve oksijen almasını engelliyor. Deniz yaşamını olumsuz etkiliyor, tabanda sediman birikimine neden oluyor. Bu da dipte yaşayan canlıların yaşam alanını kısıtlıyor. Dolayısıyla sürekli söylüyorum: Boğaçay’ı bırakalım, doğa kendini toparlasın, doğal hâlde kalsın."

Kaynak: ANTALYA KÖRFEZ GAZETESİ-ERTUĞRUL GÜN