Dünya Gıda Güvenliği Günü'nde açıklanan veriler Türkiye'de sofralardaki derinleşen krizi bir kez daha gözler önüne serdi. Açlık sınırının asgari ücreti aşması, et, süt ve sebze gibi temel gıda ürünlerindeki fiyat artışları milyonlarca vatandaşı sağlıklı beslenmeden uzaklaştırırken, güvenli gıdaya erişim de giderek zorlaşıyor. Uzmanlar, ekonomik kriz nedeniyle vatandaşların daha ucuz ve denetimsiz ürünlere yönelmek zorunda kaldığını, bunun da halk sağlığını tehdit eden yeni riskleri beraberinde getirdiğini belirtiyor.
AÇLIK SINIRI ASGARİ ÜCRETİ SOLLADI
Türk-İş'in Mayıs 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 35 bin 174 liraya ulaştı. Buna karşılık 2026 yılı için belirlenen 28 bin 75 liralık asgari ücret, yılın hiçbir döneminde açlık sınırını yakalayamadı. Ekonomik koşullar nedeniyle milyonlarca hane temel besin maddelerine ulaşmakta zorlanırken, protein ağırlıklı beslenme giderek dar gelirli vatandaşın sofrasından çekiliyor.

ET VE SÜT ÜRÜNLERİ SOFRADAN SİLİNİYOR
Birleşik Kamu-İş ve BİSAM verileri, et, süt, peynir ve balık gibi temel protein kaynaklarının dar gelirli aileler için ulaşılması güç hale geldiğini ortaya koyuyor. BİSAM'ın hesaplamalarına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca günlük beslenme maliyeti bin 160 lirayı aşmış durumda. Süt ve süt ürünleri için günlük 380 lira, meyve ve sebze için 297 lira, et ve balık ürünleri için ise 212 lira harcanması gerekiyor. Uzmanlar, yüksek fiyatlar nedeniyle vatandaşların giderek daha fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye yöneldiğini belirtiyor.
HİLELİ GIDA PAZARI BÜYÜYOR
Gıda güvenliği açısından dikkat çeken bir diğer sorun ise taklit ve tağşiş ürünler. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın verilerine göre yalnızca 2025 yılında 2 bin 345 parti gıda ürünü hileli olduğu gerekçesiyle ifşa edildi. Denetimlerde zeytinyağına tohum yağı karıştırılması, et ürünlerinde tek tırnaklı hayvan eti kullanılması, süt ürünlerinde ise nişasta ve jelatin tespit edilmesi dikkat çekti. Uzmanlara göre alım gücünün düşmesi, vatandaşları daha ucuz ve denetimsiz ürünlere yönlendirirken, hileli gıda pazarının büyümesine de zemin hazırlıyor.
AVRUPA'DAN GERİ DÖNEN ÜRÜNLER ENDİŞE YARATIYOR
Avrupa Birliği'nin gıda alarm sistemi verileri de Türkiye'nin gıda güvenliği açısından karşı karşıya olduğu riskleri gözler önüne seriyor. 2024 yılında Avrupa Birliği sınırlarında Türkiye'den gönderilen çok sayıda meyve, sebze, kuruyemiş ve baharat ürünü, limitlerin üzerinde pestisit kalıntısı ve aflatoksin tespit edilmesi nedeniyle geri çevrildi. 2025 yılında Avrupa'ya ihraç edilen ürünlerde pestisit nedeniyle yapılan bildirimlerde Türkiye 105 bildirimle ikinci sırada yer aldı. Uzmanlar, Avrupa'nın geri çevirdiği ürünlerin akıbeti konusunda kamuoyunda ciddi soru işaretleri bulunduğunu ifade ediyor.

"GIDA GÜVENLİĞİ HALK SAĞLIĞI SORUNU"
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Uğur Toprak, Türkiye'de artık sorunun yalnızca gıdaya fiziksel erişim olmadığını belirterek ekonomik erişimin de büyük bir problem haline geldiğini söyledi. Toprak, artan enflasyon ve gelir dağılımındaki bozulmanın vatandaşları ucuz ve düşük kaliteli ürünlere yönelttiğini belirterek, bunun gıda kaynaklı sağlık risklerini artırdığını vurguladı. Gıda güvenliğinin yalnızca pestisit meselesi olmadığını ifade eden Toprak, çevre kirliliği, yetersiz denetimler ve tarım alanlarının amaç dışı kullanımının da halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi.
GÜVENLİ GIDA HER GEÇEN GÜN UZAKLAŞIYOR
Dünya Gıda Güvenliği Günü'nde ortaya çıkan tablo, Türkiye'de milyonlarca kişinin sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimde ciddi sorunlar yaşadığını gösteriyor. Uzmanlar, üreticiyi destekleyen, denetimleri güçlendiren ve vatandaşın güvenli gıdaya uygun fiyatla ulaşmasını sağlayan kalıcı politikalar hayata geçirilmediği sürece sorunun büyüyerek devam edeceği görüşünde birleşiyor.





