Antalya Barosu resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, son dönemde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hukuk devleti ilkesinin sistematik biçimde aşındırıldığına dikkat çekildi. Sendikal faaliyet yürüten Mehmet Türkmen, Akbelen direnişçisi Esra Işık ve doğa tahribatını belgeleyen Başaran Aksu’nun tutuklanmasının temel hakların cezalandırılması anlamına geldiğini savunan Antalya Barosu, aynı zamanda bir Yargıtay üyesi hakkındaki rüşvet iddialarının soruşturulmamasının yargıya olan güveni zedelediğini vurguladı. Baro yönetimi, tutuklamaların bir cezalandırma aracına dönüştürülmesine son verilmesini ve iddia sahibi yargı mensuplarının açığa alınarak etkin bir soruşturma sürecinin başlatılmasını talep etti.
"YAŞAMA HAKKI YALNIZ NORMATİF METİNLERDE"
Antalya Barosu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2'nci maddesinde yer alan hukuk devleti niteliğinin fiili uygulamalarla zedelendiğini belirterek hukuki bir uyarıda bulundu. Antalya Barosu'nun resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2'nci maddesi, devletimizin hukuk devleti niteliğini açık ve tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. Hukuk devleti; tüm işlem ve eylemleri hukuka bağlı olan, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve adaleti esas alan bir yönetim biçimidir. Bununla birlikte son zamanlarda, hukuk devleti ilkesinin sistematik biçimde aşındırıldığını görmekteyiz. Anayasa’nın 26'ncı maddesi ile güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü; 53'üncü ve 54'üncü maddelerde düzenlenen sendika kurma ve grev hakları; 56'ncı maddede yer alan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, yalnızca normatif metinlerde varlığını sürdürmekte, uygulamada ise ciddi ihlallerle karşı karşıya kalmaktadır" ifadeleri kullanıldı.
HUKUK GÜVENLİĞİ VE ÖLÇÜLÜLÜK İLKELERİ
Hak arama mücadelesi veren isimlerin tutuklanmasını ve yargıdaki rüşvet iddialarını detaylandıran Antalya Barosu, koruma tedbirlerinin hukuksuz kullanımına dikkat çekti. Antalya Barosu tarafından paylaşılan metinde şu saptamalara yer verildi: "Bu çerçevede; sendikal faaliyet yürüten ve işçilerin haklarını savunan Mehmet Türkmen’in tutuklanması, yine Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen’de, acele kamulaştırma sürecine ilişkin kendilerine bilgi dahi verilmeden gerçekleştirilen keşif işlemine tepki gösteren Esra Işık’ın tutuklanması ve son olarak bölgede faaliyet gösteren şirketlerin doğa tahribatına ilişkin görüntüleri kamuoyu ile paylaşan sendikacı Başaran Aksu’nun özgürlüğünden yoksun bırakılması, temel hakların kullanımının fiilen cezalandırıldığını göstermektedir. Üstelik söz konusu kişiler yönünden isnat edilen fiillerin gerçekleşip gerçekleşmediği henüz yargılama konusu dahi edilmemişken ceza muhakemesi hukukunun en ağır koruma tedbiri tutuklamaya başvurulması, kanunda öngörülen şartların bulunmadığı açık olmasına rağmen bu tedbirin uygulanması, hukuk güvenliği ve ölçülülük ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Bu durum, tutuklamanın istisnai niteliğinin ortadan kaldırıldığını ve bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir. Diğer yandan, kamuoyuna yansıyan bilgiler doğrultusunda; geçmişte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevinde bulunmuş ve halen Yargıtay üyeliği görevini sürdürmekte olan bir yargı mensubu hakkında, tutuklu bulunan suç örgütü mensuplarından rüşvet alındığına ilişkin ciddi iddiaların gündeme gelmiş olması, yargı erkinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı açısından son derece ağır ve kabul edilemez bir durumdur. Yargı, en küçük bir şaibenin dahi gölgesinde kalamayacak kadar hayati bir kamu gücüdür."
"İTİRAZLARIMIZ SÜRMEYE DEVAM EDECEK"
Adaletin tesisi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Antalya Barosu, taleplerini net bir dille kamuoyuna duyurdu. Antalya Barosu açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Şaibelerin soruşturmaya tabi tutulmadığı, buna karşılık temel haklarını kullanan yurttaşların hukuki dayanak olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı bir düzenin, adalet duygusu ve hukuk inancı taşıyan hiç kimse tarafından makul görülmesi mümkün değildir. Bu koşullar altında sessiz kalmak, hukuksuzluğa ortak olmak anlamına gelmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Artan adaletsizlikler karşısında itirazımızı yükseltmek, hukukun üstünlüğünü savunmak ve anayasal düzeni korumak, hem mesleki hem de toplumsal sorumluluğumuzdur. Bu bağlamda; düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan, sendikal faaliyet yürüten ve yaşam alanlarını korumak amacıyla hak arama mücadelesi veren yurttaşların tutukluluk halinin sona erdirilmesi, hakkında rüşvet aldığı yönünde ciddi iddialar bulunan Yargıtay üyesi hakkında ivedilikle açığa alma tedbiri uygulanarak etkin ve tarafsız bir soruşturma başlatılması, Anayasa’nın ve yürürlükteki mevzuatın açık bir gereğidir. Anayasa’yı ve hukuku savunmak baroların varlık nedeni ve yükümlülüğüdür. Bu anlamda hukuksuzluklara derhal son verilmesi ve yargıya güven ilkesinin tesisi gerektiği kanaatimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."





