Antalya Barosu Başkanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, Eskişehir ilinden Ankara iline yürüyerek aylardır ödenmeyen ücret, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatları ile iş güvencesi taleplerini dile getirmek isteyen Doruk Madencilik işçilerinin maruz kaldığı müdahale kınandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önüne ulaşan işçilere, 20-21 Nisan tarihlerinde kolluk güçleri tarafından yapılan orantısız müdahalenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olduğu vurgulandı.

HAK ARAYAN İŞÇİLERE ORANTISIZ MÜDAHALE

Aralarında sendika yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda işçinin gözaltına alındığı, fiziksel güç kullanıldığı ve eylemin fiilen dağıtıldığının kamuoyuna yansıdığını hatırlattı. Orantısız müdahalenin sonucunda sağlık hizmetlerine erişimin engellendiğine ve kötü muameleye varabilecek uygulamaların gerçekleştiğine dair ciddi iddialarında bulunduğunu kaydeden Antalya Barosu açıklamasında, "Maden işçiliği, çalışma şartlarının evrensel standartların gerisinde olması sebebiyle en ağır ve en tehlikeli çalışma alanlarından biri niteliğindedir. Bu gerçeklik ülkemizde maden emekçilerinin çalışma koşullarını yalnızca çalışma hayatının bir meselesi değil, aynı zamanda yaşam hakkının da doğrudan bir parçası haline getirmektedir. Manisa Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği facia ve her yıl artarak devam eden iş cinayetleri, bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Dolayısıyla zor koşullarda, yaşamlarını riske ederek çalışan ve sıklıkla iş cinayetlerinde hayatını kaybeden maden işçilerinin iş ve sendikal hakları, yaşam hakkıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeplerle söz konusu fiili durumun yalnızca bir kolluk müdahalesi olarak değerlendirilebilmesi mümkün değildir" ifadeleri kullanıldı.

DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİYLE BAĞDAŞMIYOR

İşçilerin gerçekleştirdiği yürüyüş ve sonrasında başlattıkları oturma eyleminin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 34. maddesi kapsamında güvence altına alınan barışçıl toplanma ve sendikal örgütlenme hakkının doğrudan kullanımını ifade ettiğinin altını çizen Baro, "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 11. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları da bu hakların etkin kullanımını güvence altına almakta, devletlere yalnızca müdahale etmeme değil, aynı zamanda bu hakların kullanılmasını kolaylaştırma ve koruma yükümlülüğü yüklemektedir. Kamu düzenine yönelik açık ve yakın bir tehlike ortaya konulmaksızın gerçekleştirilen bu müdahaleler demokratik toplum düzeninin gerekleriyle, ölçülülük ilkesiyle ve hukukun üstünlüğü anlayışıyla bağdaşmadığı gibi insani, hukuki, etik ve demokratik hiçbir ölçütle de izah edilemez durumdadır. Kamu gücü hakkını arayan maden işçilerine değil, iş cinayetlerinin kaynağı denetimsiz ocaklara uygulanmalıdır" açıklamasına yer verdi.

"ORANTISIZ UYGULAMADAN VAZGEÇELİM"

Emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin taleplerini barışçıl yollarla ifade etmelerinin, demokratik bir toplumda korunması gereken temel bir hak olduğunu ifade eden Baro, şunları kaydetti: "Bu hakkın kullanılmasının kolluk gücüyle bastırılması, yalnızca ilgili işçilerin değil, tüm toplumun temel hak ve özgürlükleri bakımından tehlikeli ve caydırıcı etki yaratacak bir zemin yaratmaktadır. Kamu gücünün bu şekilde maden işçileri, Akbelen köylüleri, öğrenciler ve kadınlar üzerinde orantısız uygulanmasından vazgeçilerek; maden ocaklarının denetimine, rant amaçlı doğanın talan edilmesi pratiklerinin karşısına, orantısız güce başvuran kamu görevlilerine ve kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik kullanılması gerekmektedir. Antalya Barosu olarak; söz konusu müdahalelerin açıkça hukuka aykırılık ve suç teşkil ettiğini, kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturulması gerektiğini belirtiyor; maden işçilerinin sendikal ve sosyal haklarına ilişkin taleplerinin bulunduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz."

Muhabir: TAHSİN CAN ÖNALP