Mimarlar Odası Antalya Şubesi başkanlık seçimi 25 Ocak’ta gerçekleştirilecek. Mimarlar Odası Antalya Şube Başkan Adayı Fatma Gül Yalçınkaya, AGC Lokalinde düzenlediği basın toplantısında, seçim öncesi görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. Yalçınkaya, Mimarlar Odası Antalya Şube Yönetiminden bazılarının, bazı imar değişikliklerinde kendi ticari kaygılarını ön plana çıkartarak dava açmadığını iddia etti.
AVM’LER VE AÇILMAYAN DAVALARA DİKKAT ÇEKTİ
Antalya Mimarlar Odası başkanlık seçimine sayılı günler kala önemli açıklamalarda bulunan Mimarlar Odası Antalya Şube Başkan Adayı Fatma Gül Yalçınkaya, şehir genelinde kamuya uygun olmadığını iddia ettiği plan tadilatlarına dikkat çekti. Yalçınkaya, birçok alanda Mimarlar Odası’nın dava açması gerekirken dava açmadığını belirterek, “Kent içinde, kentsel dönüşüm adı altında bir yıl içerisinde yapılan plan tadilatlarında (Kipa Alanı, Şirinyalı La-MARE, Antbirlik Arazisi, Real Alanı vb. birçok alanda) hiçbir bilimsel veriye dayanmadan; altyapı, yol kesitleri, yeşil alanlar, kamu ortaklık payları gibi temel unsurlarda herhangi bir iyileştirme yapılmaksızın binlerce metrekare inşaat alanının artırılması karşısında sessiz kalındı” dedi.

ANTALYA KENT MÜZESİ VE FALEZLER
Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin birçok kamusal sorun karşısında sessiz kaldığına dikkat çeken Yalçınkaya, “Arkeoloji Müzesi’nin yıkımına önce tepkisiz kalınmasını, hatta yeni projenin benimsenmesini ve tek eleştirinin yapı alanının küçük tutulmasıyla sınırlı olmasını; aynı alanda yarışma projesiyle elde edilen Otelcilik Okulu ve Eğitim Merkezi’nin, gerçekçi olmayan gerekçelerle ortadan kaldırılarak yerine yeni bir otel önerilmesini; ayrıca söz konusu alanların önünde yer alan falezlerin kesin korunacak hassas alan statüsünden nitelikli doğal koruma alanına düşürülmesi kararına sessiz kalınmasını gösterebiliriz” diye konuştu.

KATILIMCI YÖNETİM ANLAYIŞI
‘Şeffaf Mimarlık Platformu’ olarak seçimlere hazırlandıklarını ifade eden Yalçınkaya, katılımcı yönetim anlayışına dikkat çekerek, “Bizler katılımcı yönetim anlayışını savunuyor, bu sebeple yeni dönem için üyelerimize ve kamuoyuna bir program sunmuyoruz. Böyle bir program sunmanın, yaklaşık 4.700 üyemizin bilgi, birikim ve iradesini yok saymak anlamına geleceğine inanıyoruz. Bunun yerine; yukarıda özetlediğimiz öncelikler, ilkeler ve üyelerimizin talepleri doğrultusunda, onların doğrudan katılımını esas alan, herkese açık toplantılarla ortak bir çalışma programı oluşturacağız. Bu programı da yine tüm üyelerimizle birlikte hayata geçireceğiz. Bu anlayışla yola çıktık. Yasaların öngördüğü 14 kişilik yönetimle sınırlı, kapalı bir yapı yerine; başta temsilciliklerimiz, komisyonlarımız ve çalışma gruplarımız olmak üzere, yaklaşık 4700 üyemizin tamamını sürecin parçası yapan, geleceğin mimarlığını kavrayan katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla yolumuza devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“KİŞİSEL ÇIKARLAR ÖN PLANA ÇIKARILDI”
Mimarlar Odası’nın son 2 dönemde kentten koptuğunu öne süren Yalçınkaya açıklamasına şu sözlerle son verdi:
“Mimarlar Odasının kuruluşunun üzerinden bugün tam 72 yıl geçti. Cumhuriyetimizin en köklü ve saygın kurumlarından biri olan Mimarlar Odası, ilk günkü duruşuyla bugün de dimdik ayaktadır. Antalya Mimarlar Odası ise yarım asrı aşan geçmişiyle yalnızca üyeleri için değil; Antalya’nın sağlıklı kentleşmesi, doğal, kültürel ve tarihî değerlerinin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına önemli ve yoğun çalışmalar yürütmüştür. Bu sürece Antalyalılar da yakından tanıklık etmiştir. Ancak özellikle son iki dönemde Antalya Mimarlar Odasının toplumsal kimliğinden ve üyelerinden uzaklaştığını, kente ve değerlerine karşı duyarsızlaştığını görmekteyiz. Kişisel çıkarların ön plana çıkarılarak 50 yıllık kamu yararı ilkesinin göz ardı edilmesi üzüntü vericidir. Basın olarak sizler de bunların birçoğuna şahit oldunuz. Sadece birkaç örnek vermek gerekirse; bugün kentleşmeye dair yapılan bu hatalar önümüzdeki yıllarda; çarpık yapılaşma, trafik, çevre ve kültürel sorunlar olarak Antalyalıların karşısına çıkacaktır. Mimarlar Odasının bu süreçte kamusal bir yaklaşım sergilemesi ve kentin geleceğine dair toplumsal kaygıları paylaşması ve sorumluluk alması gerekir.”





