Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olunca bir gün İstanbul’da bir resepsiyon düzenler. Cumhuriyet yeni ilan edilmiştir ve Türkiye’nin modern devletler arasında yer almasını isteyen Atatürk, İstanbul’da büyük bir resepsiyon verilmesini talep eder. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve askeri ataşeleri düzenlene bu resepsiyonda toplanır. Pek çok siyasinin olduğu bu yerde Atatürk’ün gözüne ise bir İngiliz subayı takılır. Düzenlenen gecede İngiliz subayı Atatürk’e kötü bir şekilde bakmaktadır.
İNGİLİZ SUBAYININ DERDİ BELLİ OLDU
Subayın bakışlarını fark eden Atatürk, yaverini yanına çağırır ve “Git bakalım, neden öyle bakıyor?” der. Atatürk’ün emrini yerine getiren yaver subayın yanına gider ve “sorunun ne olduğunu?” sorar. Cevabı aldıktan sonra yaver, hemen geri döner ve Atatürk’e, "Paşam. Babası Çanakkale’de ölmüş… O yüzden size öyle bakıyormuş” der. Salonda büyük bir sessizlik olur ve herkes o anda Atatürk’ün ne diyeceğine odaklanır.

“BABASININ ÇANAKKALE’DE NE İŞİ VARMIŞ?”
Atatürk, derin bir nefes alır ve soğukkanlılık ile yavere, “Git sor bakalım… Babasının Çanakkale’de ne işi varmış?” der. Bu cümlesi ile Atatürk sadece bir asker olmadığını devletini ve milletini ne kadar önemseyen biri olduğunu bir kez daha gösterir. Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında önemli bir rol üstelen Atatürk’ün bu cevabı tarihe geçer.

ÇANAKKALE’DE NE YAŞANDI?
Dünyanın gördüğü en büyük savaşlardan biri Çanakkale’de yaşandı. Bir zamanların kudreti imparatorluğu olan Osmanlı Devleti, eski gücünü kaybetmiş, iç isyanlar boğuşan ve ekonomisi her geçen daha da kötüye giden bir devlet haline gelmişti. Zor günler geçiren imparatorluk, iktidar partisi İttihat ve Terakki’nin kararı ile İttifak Devletleri tarafında I. Dünya Savaşı’na girdi. İtalya ve Almanya ile ittifak olan Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi İtilaf Devletleri’ne karşı savaşacaktı. Osmanlı’nın ilk sınavı ise Çanakkale oldu.

SAVAŞIN SEYRİ DEĞİŞTİ
İtilaf Devletleri için Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesi bir yandan sevindirici bir gelişmeyken bir yandan ise kötü bir haberdi. Başta Anadolu olmak üzere Osmanlı topalaklarında gözü olan İtilaf Devletleri, imparatorluğu parçalamak ve toprak kazanmak için bu savaşı büyük bir fırsat olarak gördü. Bir yandan ise Osmanlı’nın savaşa girmesi durumu daha da karıştırdı. Osmanlı’nın savaşa dahil olmasıyla beraber çatışmalar farklı coğrafyada yayıldı ve savaşın süresi de uzamak zorunda kaldı. Özellikle Çanakkale Savaşı dünya tarihinde görülebilecek ender bir muharebe olarak kayıtlara geçti.

OSMANLI BÜYÜK BİR ZAFER KAZANDI
Mütefikleri Rusya’ya yardım göndermek ve savaşın süresini kısaltmak isteyen İngiltere ile Fransa, Çanakkale Boğazı'nı geçip, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u işgal etmeyi planladı. İstanbul eğer düşerse itilaf devletleri müttefikleri Rusya’ya deniz yolu ile yardım gönderebilecek ve savaş daha da yıkıcı olmadan önce sona erecekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Yıkık ve bitik denilen Osmanlı, dünyanın görebileceği en büyük savaşlardan birini kazandı.
SAVAŞ NASIL KAZANILDI?
Savaş başlamadan önce Çanakkale Boğazı adeta bir "kale" haline getirildi. Alman uzmanların da desteğiyle Boğaz’a 10 sıra mayın hattı döşendi. 7-8 Mart gecesi Nusret Mayın Gemisi'nin kıyıya paralel döktüğü 26 mayın, itilaf donanmasının en büyük zırhlılarını (Bouvet, Irresistible, Ocean) batırarak deniz operasyonunu bitirdi. Topçu bataryaları sabit değil, hareketli hale getirildi. İtilaf gemileri ateş açtığında, Osmanlı topçuları yer değiştirerek hedef olmaktan kurtuldu. Gelibolu Yarımadası’nın sarp yapısı, savunma yapan Osmanlı ordusu için büyük bir avantajdı. Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar gibi stratejik tepeler, çıkarma yapan müttefik askerlerinin kıyıya sıkışıp kalmasını sağladı. Türk askerleri tepelerden tüm hareketliliği izleyebiliyor, düşman birliklerinin derinleşmesine izin vermiyordu. İtilaf Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu’nu küçümsemesi de bu savaşın kazanılmasında büyük rol oynadı.

DÜNYA TARİHİNDEKİ EN EŞSİZ ZAFERLER ARASINDA
Tarihler 18 Mart 1915’e geldiğinde bütün dünya büyük bir şok yaşadı. Avrupa’nın hasta adam dediği Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın en büyük donamlarına sahip devletlerini mağlup etti. Bu öylesine büyük bir zaferdi ki o dönem İngiltere’nin Mühimmat Bakanı olan ve ilerleyen yıllarda II. Dünya Savaşı zamanı Başbakanlık görevini üstlenip, savaşın ana kahramanlarından olacak olan Winston Churchill görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Bu savaş sayesinde ise ileride doğacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nde önemli görevler üstlenecek olan devlet adamları buradan çıktı. En başında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olacak olan Mustafa Kemal Atatürk vardı.
ATATÜRK’ÜN ZAFERDEKİ ROLÜ
Savaşın en kırılma noktası, İtilaf Devletleri'nin Gelibolu’ya çıkarma yaptığı ilk gündür. Üst komuta kademesi çıkarmanın başka yerden yapılacağını düşünürken, Atatürk, düşmanın Arıburnu’na (Anzak Koyu) çıkacağını doğru tahmin etti. Üstlerinden emir beklemeden, sorumluluk alarak 19. Tümen’i bölgeye sevk etti. Eğer bu müdahale olmasaydı, Anzak birlikleri stratejik tepeleri ele geçirip İstanbul yolunu açabilirdi. Bu karar zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı.
“BEN SİZE TAARRUZU EMRETMİYORUM, ÖLMEYİ EMREDİYORUM”
Conkbayırı’nda cephanesi biten ve geri çekilen askerlerle karşılaştığında onlara, "Cephaneniz yoksa süngünüz var!" diyerek yere yatırmış ve zaman kazanmıştır. Atatürk’ün 57. Alay’a verdiği şu emir, askeri tarihin en ünlü sözlerinden biridir:
"Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir."
ATATÜRK’ÜN BÜYÜK BAŞARISI
Ağustos 1915'te İngilizlerin yeni bir kuşatma girişimi olan Anafartalar çıkarmasında, Mustafa Kemal tüm kuvvetlerin komutasını eline aldı. Atatürk, 10 Ağustos sabahı bizzat en ön safta yönettiği süngü hücumuyla düşmanı geri püskürttü. Bu çarpışmalar sırasında göğsündeki cep saatine bir şarapnel parçası isabet etti ve hayatı bu sayede kurtuldu. Atatürk, sadece cesaretiyle değil, araziyi kullanma yeteneğiyle de öne çıktı. Düşmanın sayıca ve teknolojik olarak üstün olduğu bir ortamda, "gece baskınları" ve "dar alan savunmaları" ile müttefik ordularını kıyıya hapsetmeyi başardı. Bu zaferle beraber Atatürk dünya çapında tanınırlık kazandı. Kazandığı bu zafer sayesinde halk Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında onu önder olarak takip etti ve böylece yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.






