Antalya’nın son günlerdeki en önemli gündemlerinden biri sivrisinekler oldu. Pek çok vatandaş, geceleri uyku uyumadığını, sivrisinekler tarafından ısırıldığı için vücutlarında şişmeler olduğu ve sürekli kaşındıklarını ifade etti. Antalya Büyükşehir Belediyesi ise vatandaşların talepleri üzerine ilaçlamalara hız verdi. Buna rağmen hala ilaçlamaların yetersiz olduğu şikayetleri gelirken özellikle bu işin kış aylarında değil de sivrisineklerin uyandığı ve en aktif olduğu mevsim olan yaz aylarında yapılması da tepkilere neden oldu. Sivrisinek sorunu devam ederken, Cumhuriyet döneminde de bu sorunun yaşandığı hatta pek çok insanın sivrisinek ısırmasından kaynaklanan sıtma hastalığından dolayı hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
SITMA HASTALIĞININ KORKUNÇ TABLOSU
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye genelinde sivrisinekler büyük bir sorundu. insanlara parazit taşıyan sivrisineğin sokmasıyla bulaşan, zamanında tedavi edilmezse öldürücü olabilen, nöbetler halinde ateş ve titremeye neden olan bir hastalık. Günümüzde eskisi kadar ölümcül olmasa da teknolojinin yetersiz olduğu ve bilimin henüz gelişmediği yıllarda sıtma hastalığı sadece Türkiye’de değil bütün dünyada çok fazla can aldı. Antalya’da özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarından sıtma hastalığından en çok etkilenen şehirlerin başında geliyordu.

ANTALYA SITMA HASTALIĞININ PENÇESİNDE
Türk Tabipler Birliği tarafından hazırlanan “Türkiye’de Sıtma Savaşı” adlı araştırmadan çok çarpıcı bulgulara rastlanıyor. Hazırlanan makalede; Cumhuriyetin ilk yıllarında Antalya'da çıkan yerel bir gazetede sıtmalı hasta oranı Antalya'nın Finike ilçesindeki köylerde yüzde 70.3, Elmalı'nın bazı köylerinde ise yüzde 62.3 olarak verildi. Aynı gazete bu yerlerde 1920 ve 1921 yıllarında doğum sayısının 1299 ve 1056, sıtmadan ölenlerin sayısının 2 bin 597 ve 2 bin 684 olduğu yazıyordu.

HEMEN HEMEN HERKES SITMA HASTASI
Sağlık Bakanlığı tarafından sıtma salgınlarının saptanmasına için 1921 yılında Antalya'ya gönderilen Hıfzıssıhha Umumiye Müdürü Ekrem Hayri Bey’in hazırladığı raporda, sıtmanın neden olduğu toplumsal ve ekonomik sorunlara dikkat çekildi. Hazırlanan raporda Antalya civarında yapılan muayenelerde halkın yüzde 86'sında dalak büyüklüğü görüldüğü ve yaklaşık nüfusu 200 bin olan Antalya'da 172 bin kişinin sıtmalı olduğu ileri sürülüyordu Hayri Bey bir sıtma hastasının yılda 10 nöbet geçirmesinden dolayı Antalya'da yıllık 4 milyon saatlik çalışma kaybı olduğunu ileri sürer ve bu durumun ülke ülkesine ciddi zararlar verdiğini savunur. Yaşanan bu gelişimlerin ardından genç Cumhuriyet hükümeti, önemli adımlar atar.
ATATÜRK’TEN SITMA HASTALIĞI İLE MÜCADELE VURGUSU
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, halkının bu hastalık ile mücadele etmesine gönlünü razı olmaz. Bu amansız hastalığa son vermek için önemli işlere imza atar. Savaşın zarar verdiği ve yıkılmış bir imparatorluğun gölgesindeki bu fakir ülkeyi ayağa kaldırmak için çabalayan Atatürk, bir yandan da halkı sıtma ile can vermemesi için gece gündüz demeden çalışmalar yapar. 1924 yılında Atatürk mevcut durumu şöyle dile getirmektedir:
"Zamanımıza kadar sıhhat-i umumiyenin uğradığı ihmalin derecesi; mücadele yoluna girildikçe, daha kuvvetli tebarüz etmektedir (ortaya çıkmaktadır). Önümüzdeki sene dahi alelumun (genel olarak) mücadelat-ı sıhhıye için bilhassa tedabir ittihaz edilmek lazimedendir (çözüm yolları geliştirmek gerekmektedir). Bahusus (Özellikle) sıtmaya karşı, başlı başına bir mücadele devresine girilmesi Meclisi Alinin (TBMM) derpiş edeceği (öncelik vereceği) muğzemattan addolunsa (en önemli işlerden sayılsa) yeri vardır. Muhakkaktır ki, bizim için nüfusun vikaye (koruma) ve tezyidini (artırması) ve çalışmaların kuvvet ve zindeliğini temin eden tedabirin (çözümlerin) başında sıtma mücadelesi bulunmalıdır.”

GEREKLİ ÖNLEMLER ALINIYOR
Görüldüğü gibi Atatürk'e göre sıtma salgınlarına karşı uygulanabilir en iyi çözüm yöntemi arazi iyileştirme-kurutma çalışmaları olduğunu savunur. Atatürk döneminde sıtma ile mücadele için Adana Sıtma Enstitüsü gibi merkezler kurulmuş, hastalara ücretsiz kinin dağıtılmış, sivrisineklerin üreme alanları olan bataklıklar kurutulmuş ve halk düzenli sağlık taramalarından geçirildi. Bir diğer önemli konu ise okaliptüs ağaçları oldu.
SITMA HASTALIĞIYLA OKALİPTÜS AĞAÇLARIYLA MÜCADELE
T.C. Başvekâlet (Başbakanlık) Kararlar Dairesi Müdürlüğü tarafından 10 Aralık 1937 yılında yayınlan 7785 sayılı kararnamede sıtma hastalığı ile mücadele vurgu yapılmış ve Türkiye’nin müsait olan her yerine okaliptüs ağacı dikilmesi emredilmiştir. Yayınlanan bu kararda dönemin cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzası bulunuyordu. Atatürk döneminde okaliptüs ağaçları, özellikle sıtma hastalığıyla mücadele etmek ve bataklıkları kurutmak amacıyla devlet politikası olarak yetiştirildi. Okaliptüs ağaçlarının bataklıkları kurutacağı ve bu sayede sivrisineklerin üreme alanları yok edeceği için özellikle bu ağaçların ekilmesi istendi.

ÖZELLİKLE TERCİH EDİLDİ
Özellikle okaliptüs ağaçlarının hızlı büyümesi, fazla su tüketmesi ve bataklık alanların kurutulmasına katkı sağlaması nedeniyle 1930'lu yıllarda Türkiye'de teşvik edilen türlerden biri oldu. Yayınlanan kararnamede yer alan ifadeler ise şu şekildeydi:
"Yurdumuzun müsait olan yerlerinde ve orman sınırları dışında yeniden Okaliptüs ormanı yetiştirilmesi..."

GÜNÜMÜZDE RİSKLİ DEĞİL
İlerleyen yıllarda teknolojilerin gelişmesi ve hastane sayısının artmasıyla sıtma artık günümüzde eskisi kadar tehlikeli bir hastalık olarak görülmüyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de artık yerli kaynaklı sıtma vakası görülmüyor. Özellikle Atatürk döneminde alınan önemler gelecekte bu hastalığın kontrol edilmesi açısından önemli bir temel oldu.





