Kırgızistan’da yaşayan 8 yaşındaki Akhmarcan Nursultanova, 4 yaşından bu yana mücadele ettiği ve kardeşini kaybettiği nadir görülen Pulmoner Arteriovenöz Malformasyon hastalığından Antalya’da kurtuldu. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı anjiyografik girişimle akciğerindeki anormal damar yapıları kapatılan küçük kızın kandaki oksijen seviyesi kritik düzeylerden yükselirken, felç riski ve hayati tehlike de ortadan kaldırıldı. Sağlığına kavuşan Akhmarcan şimdi ülkesine dönüp yaşıtları gibi koşup oynamanın ve ileride doktor olmanın hayalini kuruyor.
“DOĞUMSAL KALP HASTALIKLARINI YÜZDE 1 ORANINDA GÖRÜYORUZ”
Prof. Dr. Fırat Kardelen, “Doğumsal kalp hastalıklarını yüzde 1 oranında görüyoruz. Bu, onların arasında çok çok nadir gördüğümüz bir doğumsal kalp hastalığı. Normalde 70 satürasyonla akciğerlere giden kan, 95-100 satürasyonla gelip vücuda o şekilde gitmesi gerekirken, 70 satürasyonlu kan kısa devreyle tekrar sol taraftan kalbin içinden vücuda geçtiği için hastamızda düşük oksijen düzeyi ile karşılaşıyoruz. Yaklaşık 3 yıldır hastamız bu şekilde dolaşıyordu. İlk tetkiklerimizi yaptıktan sonra tomografi çekerek radyoloji bölümünün desteğiyle hastamıza tanı koyduk. Daha sonrasında da anjiyografi yaparak hastanın o anormal damar yatağında kısa döngü yapan damar yatağını özel 'tıkaç' dediğimiz bir sistemle tıkayarak sağlığına kavuşturmayı amaçladık ve çok güzel, başarılı bir işlem oldu" diye ifade etti.

ANORMAL DAMARI 5 CİHAZLA KAPATABİLDİK
Hastaya 5 cihaz koyarak anormal damar yatağını kapattıklarını belirten Prof. Dr. Kardelen, “Bu hastalarda bazen birden fazla damar yatağında problemle karşılaşıyoruz. Bu hastamızda beş cihaz koyarak ancak o anormal damar yatağını kapatmayı başarabildik. Daha fazlası da ilerisi için de takibe devam edeceğiz. Bazı hastalarımızda yeniden bu damar oluşumları tekrar tekrar devam edip ileride de sorun oluşturabiliyor.Tedavi edilmezse zaten hastamızda daha önce de karşılaştığı bir problem var, az oksijenli kan vücuda gittiği gibi pıhtılaşmaya yatkınlık olabildiği için beyne, tüm vücuda pıhtı atma olasılığı var. Bu problem nedeniyle beyinde apse dediğimiz özel enfeksiyonların olma olasılığı var. Diğer yandan hemoglobin düzeyi, hastamızın kan düzeyi çok yüksekti. Az oksijenli olduğu için kan düzeyini artırması gerekiyor. Buna bağlı problemler olabiliyor, diğer organlarda problemler olabiliyor" şeklinde konuştu.
“TEDAVİ EDİLMEZSE OLUMSUZ SONUÇLARLA KARŞILAŞABİLİYORUZ”
Hastanın özel bir durumu olduğuna da değinen Prof. Dr. Kardelen, “Genellikle bu problem kalıtsal özelliği olan bir durum ama hastamızda kalıtsal bir özellik şu ana kadar saptayamadık. İkincil nedenler olabiliyor, hastamızda çok daha nadir olan, nedenini bilmediğimiz, kendiliğinden bu damar yatağının anormal bir çoğalması şeklinde bir durum söz konusu. Tedavi edilmezse de ileride çok daha ağır komplikasyonlarla maalesef olumsuz sonuçlar yaşayabilir. Bu işi bir ekip olarak yürütüyoruz. Tüm ekip arkadaşlarıma da ben teşekkür ediyorum. Anesteziyolojideki arkadaşlar, girişimsel radyolojideki arkadaşlar ve kendi ekibimdeki tüm arkadaşlarla birlikte bu işlemi gerçekleştirdik. Hepsine teşekkür ediyorum" dedi.
HAZİRAN AYINDA FELÇ GEÇİRMİŞ
AÜ Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Filiz Ekici, “Aslında öyküsü oldukça dramatikti. Haziran ayı içerisinde bir felç geçirmişti ve bu durum tabii ki yapısal damarsal anomalisiyle de yakın ilişkiliydi. Bizim ilk gördüğümüzde belirgin morarması, çomak parmak dediğimiz bayağı dramatik bir kalp hastalığını zaten bize telkin ediyordu. Bu anomali çok nadir, ben meslek hayatımda 10 yılda bir falan görebildiğim nadir bir durum. Hastamız çok şükür uygulanan tedavilerle, yapılan anjiyoda kapatma işlemiyle güzel bir sonuç elde ettik. Çok şükür sağlığına kavuştuğunu söyleyebiliriz. Teşhis konmadığında da Allah korusun kötü sonuçlar olabilecek, sekel, özür, sakatlık bırakabilecek ciddi bir damarsal sorun. Tedavisi de hasta için en zararsız, en rahatsız etmeyen, cerrahi olmayan bir işlem olan anjiyografi ile öncelikle yürütülüyor" ifadelerini kullandı.

“NORMAL BİR İNSAN BU DEĞERLE YAŞAYAMAZ”
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlker Aycan, “Hastamız bize geldiğinde kandaki oksijen düzeyi yüzde 70'ti satürasyon değeri. Bu normalde hayatta bağdaşmayan bir durum, normal bir insanda bu değerleri görsek hayatını kaybedecek, hatta ciddi beyin hasarı olabilecek bir durum. Bizim anestezi açısından en önemli risk, bu hastanın geliştirdiği toleransı bozmamak, ona yönelik ilaçlar uygulamak. En ufak bir değişiklikte hastada kan basıncı düşmesi, bu dediğimiz hipoksik durumun daha da kötüleşmesi ve hayat kaybı riski olabilecek bir anestezi yöntemi uygulamamamız gerekiyordu. Bunun için biz bu hastaya uygun anestezi yöntemi seçerek kan basıncı değerlerini koruduk. En ufak bir pıhtı oluşumunu, hava kabarcığının beyne gitmesini önlememiz gerekiyor. Bunun için biz bunu özel yöntemlerle takip ettik. Hastayı çok yakından takip ettik ve başarılı bir şekilde işlemi gerçekleştirdik" dedi.
KARDEŞİ BU HASTALIĞA YAKALNMIŞTI! HAYATINI KAYBETTİ!
Akhmarcan Nursultanova'nın Antalya'da yaşayan akrabası Venera Ateş, “4 yaşından bu yana sorun yaşıyormuş. Ondan buraya davet ettik, sağ olsunlar sorunu buldular. Umutları olmadan gelmişlerdi. Bir umut olarak burayı görmek istedik. 4 yaşından bugüne kadar çok sorun yaşamış, felç bile geçirmiş. Küçük kardeşini bu hastalıktan dolayı kaybettiler ameliyat esnasında. O yüzden çok korkuyla gelmişlerdi. Şu anda sağ olsun doktorlarımızdan Allah razı olsun, gerçekten de çok iyi, başarılı doktorlarımız var Akdeniz Üniversitesi'nde. Yardımcı oldular. Kırgızistan'a gittiğinde koşup oynamak, doktor olmak istiyor" ifadelerini kullandı.





