Peki Asıl Olan Millet ise! Millet, vekilini de doğrudan seçmeli mi?
Madem ki asıl olan millet, beni temsil edecek vekili seçme hakkı da en başından neden doğrudan bizde, millette olmasın?
Genel seçimlerde milletvekillerinin “adli- hukuki, yeterlilik ehliyetinin” oluşmasına binaen, kanun hükümleri çerçevesinde, seçim bölgelerinin daha “dar alanlara ayrılarak” milletvekili adaylarının yine o seçim bölgesinde yaşayan halk tarafından ön seçim marifetiyle belirlenmesi daha demokratik, daha etkili ve daha sağlıklı olmaz mı?
Bu konu üzerinde gelin, birazcık kritik yapalım mı?
Elbette bunun için yeni bir kanun ve kapsamlı bir teknik düzenleme gerektiğinin bilinç farkındayım.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, bu alanda yaşadığımız gecikmeleri ve ötekileştirmeleri bir ölçüde ortadan kaldırmak adına böyle bir çalışma önemli bir adım olabilir.
Konunun daha ayrıntılı ve titiz bir çalışmayla olgunlaştırılmasının ardından, ilk fırsatta bir yasa teklifi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşınması, fevkalade yerinde bir çalışma olacaktır.
Hatta bu düzenleme, bir anlamda siyasi etik yasasının da temelini oluşturabilir ve kanunlaşabilir.
Uygulama nasıl mı olabilir?
Konunun uygulama kısmına gelecek olursak, ülkemiz yedi coğrafi bölgeden mütevellittir.
Büyükşehirlerin nüfus yoğunlukları, İl ve ilçelerin nüfus ölçekleri dikkate alınarak bir seçim sistemi taslağı üzerinde çalışmalar yapılabilir.
Velev ki bu konuyu Antalya özelinde ele alacak olur isek!
Antalya'nın nüfusu 2 milyon 777 bin 677 kişi olarak kabul edildiğinde, Türkiye'nin en büyük 5. nüfuslu illerinden biri olduğu görülmektedir.
Antalya ili 19 ilçeden oluşmakta ve milletvekili sayısı da nüfus artışına bağlı olarak 17'den 18'e yükselmiş bulunmaktadır.
Peki, bu 18 milletvekili nasıl belirlenebilir?
Yüksek Seçim Kurulunun, seçimlerde oy kullanacak seçmenlerin kesin listesini oluşturmasının müteakiben, nüfusu ve seçmen sayısı belirli bir seviyenin üzerinde olan dar seçim bölgeleri oluşturulabilir.
Örneğin, 100 bin seçmen sayısını bir ölçüt olarak kabul ettiğimizi varsayalım.
Bu sayıya ulaşabilmek için ilçelerin coğrafi ve jeopolitik yapıları, ulaşım imkânları, nüfus yoğunlukları ve seçmen sayıları dikkate alınarak bazı ilçelerin birleştirilmesi mümkün olabilir.
Mesela; Akseki, İbradı ve Gündoğmuş ilçeleri, nüfus ve coğrafi şartlar göz önünde bulundurularak Manavgat ölçeğinde bir seçim bölgesi içerisinde değerlendirilebilir. Akabinde Alanya ve Gazipaşa ilçeleri de kendi ölçeğinde değerlendirmeye tabi tutulabilir.
Benzer şekilde Antalya'nın kuzey ve batı ilçeleri için de aynı esaslar doğrultusunda teknik çalışmalar yapılabilir.
İlçeler bazında milletvekili sayısının dağıtılmasında ise nüfus ve seçmen sayısı belirleyici ve etkin unsurlar olacaktır.
Böylece seçmen, yalnızca bir partiye oy vermiş olmayacak; aynı zamanda kendisini doğrudan temsil edecek kişiyi de tanıyarak ve bilerek seçmiş olacaktır.
Seçimlere bağımsız milletvekili adayı olarak katılacak vekillere durumu içinse “yasal ve teknik kapsamlı” bir çalışma yapılabilir.
Seçilmişlik unvanını kazanan milletvekilinin birinci önceliği, kendisini seçen seçim bölgesinin sorunlarını, taleplerini ve beklentilerini Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımak olacaktır.
Milletvekili yalnızca kendi seçim bölgesi ve ilinin vekili olarak görev ve yetkisi tanımlaması ile TBMM görevini icra edecektir.
Ancak kendisini doğrudan seçen bölge halkına karşı taşıdığı özel sorumluluk, vatandaş ile milletvekili arasındaki bağı da güçlendirecektir.
Böyle bir sistem, seçmenin temsilcisiyle daha yakın ilişki kurmasını; milletvekilinin de seçim bölgesindeki sorunları daha yakından takip etmesini sağlayabilir.
Peki, milletvekili partisinden istifa eder ise ne olacak?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken meselelerden biri de burasıdır.
Diyelim ki milletvekili, kendi seçim bölgesindeki ön seçim sonucunda seçildi ve Türkiye Büyük Millet Meclisine giderek aktif olarak görevine başladı.
Ancak görev süresi içerisinde, seçildiği siyasi partiden ayrılarak başka bir siyasi partinin grubuna katılmak istedi.
Tıpkı Portekiz Anayasası ve ilgili yasalar da ifade edildiği gibi ;
“Milletvekilinin seçildiği siyasi partiden farklı bir partiye geçmesini veya bağımsızlaşmasını koltuğun düşmesi sebebidir”.
Gerekçe: Sistem, milletvekilliği yetkisinin ve koltuğun doğrudan seçildikleri siyasi partiye ve seçmen iradesine ait olduğu ilkesini benimser.
İşte burada da seçmenin iradesini koruyan bir mekanizma devreye sokulabilir.
Türk Siyaset tipi bir yaklaşım sergileyecek olur isek de!
Milletvekilinin seçildiği seçim bölgesinde, belirli şartların oluşması hâlinde bir resmi referandum yapılabilir.
Seçmene şu soru yöneltilebilir:
“Milletvekilinin, kendisini seçen seçmene partiden ayrılarak başka bir siyasi parti grubuna katılmasını onaylıyor musunuz?”
Seçim bölgesindeki seçmenin vereceği karar, milletvekilinin siyasi konumunun devam edip etmeyeceği konusunda belirleyici olabilir.
Böylece milletvekili, yalnızca seçildiği gün değil, görev süresi boyunca da kendisine oy veren seçmenin iradesini dikkate almak zorunda kalır.
Çünkü unutulmamalıdır ki milletvekili, koltuğun değil, milletin vekilidir.
Asıl olan millettir.
Vekâlet veren de millettir.
Öyleyse vekâletin sınırlarını ve sorumluluğunu belirleme hakkının da yine millette olması, demokratik temsil anlayışının doğal bir sonucu değil midir?
Belki bugün için tartışılması zor bir fikir gibi görünebilir.
Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, “Seçmen yalnızca oy veren midir, yoksa kendisini temsil edecek kişiyi de doğrudan belirleme hakkına sahip midir?” sorusunu artık daha ciddi biçimde sormamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü demokrasi yalnızca sandık başına gitmek değildir.
Demokrasi, verdiği yetkinin nasıl kullanılacağını takip edebilen ve gerektiğinde kendi iradesini yeniden ortaya koyabilen bir milletin yönetim anlayışıdır.
Benim vekilimi siyasi partinin Genel Başkanının himmet ve tasarrufundan azlederek, tamamıyla halkın tasarruf ve yetkisine bırakılan;
Bize bu model ve nitelikte milletvekili adayı ve seçim sistemi arayışımız vardır.
Müracaat mı?
Mukaddes Yüce Halk…