"Gazetecilik nedir mi?"
Yüksek vicdani sorumluluk ve aynı zamanda büyük bir fedakârlık isteyen bir mesleğin adıdır.
Soğuğu ayrı, sıcağı ayrı derttir.
Haberin peşinde, kitlenin tam ortasında, olayların içinde kalmışlığın ve biber gazının tadını bilendir onlar.
Kolluk kuvvetinin yerine göre tam önünde, yerine göre tam yanında, paralelinde olan; mukavemetin, copun sancısını, acısını en iyi bilen taraftadır.
Bu meslek dalına “Gazetecilik, İcracısına da Gazeteci“ derler.
Bitti mi?
Hayır!
Cephe gerisinde tankın, tüfeğin, gecenin karanlığını adeta gündüze çeviren mühimmatın oluşturduğu o ısıya ve ışığa maruz kalanlardır.
Patlamaların verdiği yüksek desibelde kulakları çınlarken; az önce yanı başında olan bir meslektaşı için "Biraz önce buradaydı, fakat şimdi bizimle değil artık" denebilecek kadar, tabiri caizse "kelle koltukta" görev yapmaya çalışan bir mesleğin erbabıdır onlar.
Onun için diyorum ki: "Kıymayın efendiler gazetecilere!"
Korkmayın, inanın ki gazetecilerden korkmanıza gerek yok.
Korkacağınız tek bir şey varsa, o da sizi yaratan Yaratıcınızdan olsun.
İfade buyurduğum bu satırları birazcık daha içselleştirmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Bahsetmiş olduğum bu kutsal meslek dalının bizzat ve doğrudan bir parçası olma şerefine nail olamamış birinin eksikliğini ve yetersizliğini taşıdığımı da açıkça ifade ve itiraf etmeliyim.
Evet! “Gazetecilik ve gazeteciler, bir ülkenin aydınlık görünümü ve yüzüdürler.”
Derinliklerde ve karanlıkta kalmış, aydınlatılmayı bekleyen tüm sorunları ve sıkıntıları kamuoyu adına sorar, sorgular.
İşte bu sorgulamalar neticesinde ortaya "güçlü ve adaletli" toplumlar tecelli etmiş olur.
Bu vesileyle tüm dünya üzerinde var olan bir gerçek vardır ki: "Özgür basın susmaz, susturulamaz."
İktidarların rakipleri, bilindiği üzere diğer muhalefet odakları ve siyasi partiler olmalıdır; “gazetecilik ve gazeteciler değil!”
Bir basın emekçisinin en büyük silahı nedir bilir misiniz?
“Tükenen ya da tükenmeyen kurşun kalemleridir”; daha da başkaca tutunacak bir argümanı, bir dalı yoktur.
Fakat bu tanımın içine sığdırabileceğiniz, “gerçek gazeteci" kimliğine haiz insanların sayısı, inanın eldeki parmakların oranını geçmez.
Asıl işleri üstlendikleri sorumluluk olanlar, düstur edindikleri misyonu tamamıyla halkın bilgi ve haber alması yönünde kullanan, bir nebze de olsa kamunun sözcülüğünü yapanlardır.
Evet; kalemini farklı niyet ve amaçları doğrultusunda kullanan basın mensupları yok mu? Elbette, tabii ki var!
Fakat iyiyi, güzeli, topluma fayda sağlayan ve değer katan tüm bilgileri toplum nezdinde haberleştirerek bizleri bilgilendiren o değerli kalemlere saygı duymaktan başkaca ne beklenebilir ki?
Okuduğunuz mecmuadan, gazetenizden, derginizden izlediğiniz televizyona kadar aldığınız tüm bağımsız ve tarafsız haberlerin arkasında; işte bugün adeta linç edilen ve toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılan "basın emekçilerinin" olduğunu biliyorsunuz, değil mi?
Gazeteci araştırır, sorar, sorgular.
Toplum adına, kamuoyu adına konuşur.
Gerçeklerin öğrenilmesi adına üzerine sorumluluk atfedilen bu kutsal görevi ifa etmek için yükümlülüklerini yerine getirir.
İşte bu adanmışlığın adına tüm dünya üzerinde "gazetecilik", bu mesleği yapanlara da "gazeteci" denir.
Bir kez daha bu konuda “ikilemeden” itiraf etmekten, onur ve mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim.
Bu mesleğin icracılarının da elbette bizler gibi “etten kemikten” bireyler olduğu unutulmamalıdır.
Hata yaparlar mı? Yapabilirler!
Mesleki hataları olabilir mi? Olabilir!
Lakin apar topar özgürlüklerinden feragat ettirilmeleri, hiçbir şekilde hoş karşılanacak bir durum olmamalıdır.
Çünkü kamuoyu adına hizmet üreten ve sorumluluk üstlenen bu kişilerin, bu tür olumsuzluklar karşısında "ölçülülük" ve "kısmi muafiyet" ilkelerinden istifade etmeleri gerekir.
Oysaki bizim gibi dünya ölçeğinde bir ülke için gazetecilik mesleği son derece kritiktir.
Demokrasinin en üst limitinde asli görevini yapan gazetecilerin, içinde bulundukları sorunlar yumağıyla boğuşmak yerine, dünya üzerinde ses getiren büyük ölçekli çalışmalar içinde olmaları gerektiğini düşünenlerdenim.
Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri; derinleşen ekonomik baskılar, yasal düzenlemeler ve yoğunlaşan yargısal süreçler nedeniyle uluslararası raporlarda “çok ciddi sorunlu” bir aşama olarak değerlendirilmektedir.
Bu ve bunlara benzer ne gibi sorunlar zinciri varsa ise ivedilikle bu sorunlardan hızla kurtulmanın yollarını ve formüllerini en kısa sürede devreye sokmalıyız.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne göre Türkiye, 180 ülke arasında gerileyerek 163. sırada yerini almıştır.
Ülke olarak bu sıralama “asla kabul edilebilinecek” bir sıralama değildir.
Bu konuda sorumluluk ve yetki sahipleri, üzerlerine düşenleri hızlıca ve özveri ile yerine getirmekle yükümlüdürler.
Evet Efendiler, Kıymayın Kalem Tutan Ellere…
Özgür basın susmaz, susturulamaz.