Yurt dışındaki vatandaşlara seçme hakkı tanınması, ilk bakışta demokratik katılımı genişleten bir adım olarak değerlendirilse de beraberinde derin felsefi ve ekonomik tartışmaları getirmektedir.
Bir seçmen, sadece bu hakkını kullanarak gerçekten demokrasiye katkı sağlamış olur mu?
Daha da önemlisi, yurt dışı seçmeni, günlük hayatını idame ettirmediği, vergisini ödemediği ve sosyo-ekonomik zorluklarını göğüslemediği bir ülkenin kaderini belirleme hakkına sahip olmalı mıdır?
Sorumluluğu paylaşmayanların, yani olası bir ekonomik veya siyasi zarara ortak olmayanların, karar mekanizmasında pay sahibi olması ne kadar adildir?
Türkiye’de yurt dışında yaşayan vatandaşlara seçme hakkı ilk kez 29 Kasım 1987 genel seçimlerinde, yalnızca gümrük kapılarında oy verme imkânıyla tanınmıştır.
Yaşanılan ülkelerdeki büyükelçilik, konsolosluk ve temsilciliklerde sandık başına giderek oy kullanma uygulaması ise ilk defa 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle hayata geçirilmiştir.
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) özellikle 2008 yılında "Yurt Dışı Seçmen Kütüğü “nü oluşturması ve 2012 yılında yaptığı yasal düzenlemelerle birlikte, yurt dışından seçimlere katılım oranlarında dramatik bir artış yaşanmıştır.
Geçmişte %5-8 bandında seyreden katılım oranı, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık %50’ye, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili seçimlerindeyse %53,9'a yükselmiştir. 2023 seçimlerinde yurt dışı oylarının dağılımına bakıldığında; Recep Tayyip Erdoğan %57,5, Kemal Kılıçdaroğlu %39,6, Sinan Oğan %1,9 ve seçime iki gün kala adaylıktan çekilen Muharrem İnce %1,1 oranında oy almıştır.

Göz Ardı Edilen Seçmen Kitlesi ve Anket Şirketleri
60 ülkede ve 123 temsilcilikte sandık kurulan bu devasa seçmen kitlesiyle ilgili kamuoyunda ciddi bir eksiklik göze çarpmaktadır.
Anket şirketleri yurt içinde sık sık “Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz?” sorusunu yöneltirken, milyonlarca seçmenin bulunduğu yurt dışındaki vatandaşların eğilimlerini neden araştırmamaktadır?
Yurt içindeki yeni seçmenlerin ve mevcut seçmen profillerinin fikirleri az çok tahmin edilebilirken, yurt dışı seçmeninin neden bu araştırma süreçlerinde göz ardı edildiği sorgulanmalıdır.
"Şu an seçim mi var ki anket yapılsın?" sorusu akıllara gelebilir. Madem yakın ufukta bir seçim yok, o halde neden araştırma şirketleri harıl harıl çalışıp sürekli istatistikler paylaşmaktadır?
Eğer bu çalışmalar yurt içinde yürütülüyorsa, seçimin kaderinde kritik bir rol oynayan yurt dışı seçmeninin nabzı da mutlaka tutulmalıdır.
Bu noktada yurt dışı oylarının etkisi, sadece niceliksel bir katılımın ötesinde, doğrudan ülkenin yönetim şeklini ve geleceğini belirleyen stratejik bir ağırlığa sahiptir.
Geçmiş yıllarda %5 gibi sembolik seviyelerde kalan katılım oranının, günümüzde %54’lere ulaşmasının arkasındaki nedenleri iyi analiz etmek gerekir.
Yurt dışı seçmeni geçmişte bu hakkı neden ötelemiş ya da göz ardı etmiştir?
Bu durum, teknik ve bürokratik imkânsızlıklardan mı kaynaklanıyordu, yoksa demokratik bir hakka karşı ilgisizlikten mi?
Günümüzdeki yüksek katılım, gerçekten demokrasiye olan inancın ve ülkeye bağlılığın bir tezahürü müdür, yoksa siyasi kutuplaşmanın sınırları aşan bir yansıması mıdır?
Oy kullanılan ülkelerin sosyo-ekonomik yapıları incelendiğinde karşımıza tezat bir tablo çıkmaktadır.
Avrupa ülkelerinde yaşayan seçmenlerin hayat standartları, yönetim şekilleri ve refah seviyeleri son derece gelişmiş durumdayken; Asya ve Afrika kıtasındaki vatandaşların durumu çok daha farklı bir boyutta seyretmektedir.
Daha somut ve nesnel bir örnek vermek gerekirse; bir Avrupa Birliği ülkesinde yaşayan, çalışan veya emekli olan bir yurttaşın aylık/yıllık kazancı, sosyal hakları ve yaşam kalitesi ile Türkiye’deki bir vatandaşın mevcut verileri arasında hiçbir gerçekçi benzerlik bulunmamaktadır.
İşte temel çelişki tam da bu noktada başlamaktadır: Bir yurt dışı seçmeni, kendi yaşadığı ülkenin konforlu ekonomik ve sosyal alanından çıkmadan, tamamen farklı ekonomik gerçekliklere ve kısıtlı kazanımlara sahip olan başka bir ülkenin kaderini etkileyecek kararlar verebilmektedir.
Sonuç: Her Horoz Kendi Çöplüğünde Ötmeli
Bu gerçekler ışığında daha adil bir sistem önerisi tartışmaya açılmalıdır: Yurt dışında yaşayan ve bulunduğu ülkenin vatandaşlığını kazanmış olan bireyler, yalnızca hayatlarını sürdürdükleri, vergi verdikleri ülkelerin seçme ve seçilme haklarına haiz olsalar daha doğru olmaz mı?
Seçimler, ülkelerin Misak-ı Millî sınırları ve coğrafi aidiyetleri ölçeğinde gerçekleştiği takdirde, sandığa yansıyan irade gerçek bir temsiliyet kazanacaktır.
İşte o zaman kar da zarar da adil bir şekilde paylaşılır ve tabiri caizse herkes kendi yağında ve tuzunda kavrulur.
Almanya’da, Fransa’da veya İngiltere’de aktif olarak çalışan ya da oradan emekli olan bir yurttaşın alım gücü ile Türkiye’de gecesini gündüzüne katan aktif iş gücünün veya bir emeklinin kazanımlarının eşit olmadığı aşikârdır.
Ülkelerin yıllık enflasyon oranları ve refah endeksleri her şeyi gözler önüne sermektedir. Nasıl ki bilenle bilmeyen bir değilse; aylık 1.500 Avro alan ile Türkiye şartlarında asgari ücret ya da düşük emekli maaşı alan vatandaşın kaderi ve sorumluluğu da bir olmamalıdır.
Sonuç olarak, Ülkemizde yaşamayıp hayatın doğrudan içinde olmayanların kararlara yön vermesi adaleti zedelemektedir.
Sorumluluğu ve cefayı çeken kim ise söz hakkı da ona ait olmalıdır; yani her horoz kendi çöplüğünde ötmelidir.