Bazı insanlar vardır; yaptıkları işler yalnızca yaşadıkları dönemi değil, kendilerinden sonraki nesilleri de ilgilendirir. Onların hayatları, başarıları ve mücadeleleri zaman geçtikçe daha iyi anlaşılır. Ancak bunun için öncelikle onları tanımak, doğru anlatmak ve hatıralarını yaşatmak gerekir.
Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker, Türk Harp Tarihi ve Antalya’nın yakın dönem tarihinin çok önemli şahsiyetlerinden birisidir. Antalya’da, 5 Kasım 1968’de ebedî hayata uğurlanan Mustafa Ertuğrul’u, ölüm yıl dönümünde bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz. Fakat yalnızca onu hatırlamakla yetinmemeli, bu vesileyle; onun tarihimizdeki yerini ne ölçüde bildiğimizi, başarılarını ne kadar doğru anlattığımızı ve gelecek nesillere nasıl aktardığımızı da sorgulamalıyız.

Akdeniz kıyılarında yazılan bir kahramanlık destanı

1893 yılında Girit’te dünyaya gelen Mustafa Ertuğrul, Selanik Lisesindeki öğreniminin ardından Harp Okuluna girmiş ve 1914 yılında topçu subayı olarak mezun olmuştur. Çanakkale Cephesi’nde, Seddülbahir ve Kerevizdere’de görev yapmış; burada gösterdiği başarılarla askerî tecrübe kazanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Antalya kıyıları, İtilaf Devletleri donanmasının baskısı ve bombardımanlarıyla karşı karşıyaydı ve tam bir abluka altına alınmıştı. Meis, Kaş, Kemer ve Antalya kıyılarında yaşanan gelişmeler, bölgenin, yalnızca yerel değil, Akdeniz’deki savaşın önemli cephelerinden birisi olduğunu gösteriyordu.
Mustafa Ertuğrul, 9 Ocak 1917’de Meis açıklarında İngiliz donanmasına ait Ben My Chree adlı, dönemin uçak gemisi olarak nitelendirilen uçak taşıyan geminin batırılmasında görev alan bataryanın komutanıydı. İçinde 4 uçak da bulunan gemi, Kaş-Bayındır burnunda konuşlu bulunan Türk topçusunun isabetli atışlarıyla batırıldı. Bu olay, Birinci Dünya Savaşı’nda deniz, hava ve kara gücünün; özellikle de Topçu birliklerinin birlikte kullanıldığı askerî gelişmeler açısından da dikkat çekici bir hadisedir.
Mustafa Ertuğrul’un başarıları bununla sınırlı değildi. 13 Aralık 1917’de Fransız Paris II adlı kruvazör, Kemer açıklarında onun komutasındaki bataryanın ateşiyle batırıldı. Daha sonra 8 Mart 1918’de, Fransız Aleksandra gemisinin dâhiyane bir tuzaklama ile batırılmasında da önemli rol oynadı. Mustafa Ertuğrul, 3 düşman gemisinin batırılmasını sağlayan Millî bir kahramandır.
Bu mücadeleler, yalnızca birkaç düşman gemisinin batırılmasından ibaret değildi. Antalya kıyılarındaki askerî baskının azaltılması, ablukanın kırılması, kıtlığın ve açlığın giderilmesi, kıyı yerleşimlerinin korunması ve bölgedeki Türk savunmasının güçlendirilmesi bakımından da büyük önem taşıyordu.
Mustafa Ertuğrul’un başarısı bize; imkânlar sınırlı dahi olsa, bilgi, cesaret, dikkat ve askerî hazırlık ve icranın büyük sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.

Sadece kahraman bir asker değil, aynı zamanda Antalya’nın bir değeri

Mustafa Ertuğrul, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Millî Mücadele’ye katılmış, Batı Cephesi’nde görev yapmış ve 1 Ekim 1920’den itibaren Antalya bölgesinde görevlendirilmiştir. Millî Mücadele’deki hizmetleri dolayısıyla İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
Askerlik hayatının ardından Antalya’ya yerleşen Mustafa Ertuğrul, 5 Kasım 1968’deki vefatına kadar bu şehirde yaşamıştır. Onu yalnızca cephelerdeki başarılarıyla tanımlamak eksik olur. Antalya’da öğretmenlik yapmış, resimle ilgilenmiş, tarımsal üretimde bulunmuş; şehrin sosyal ve kültürel hayatında yer almıştır. Bir dönem Antalya Hava Rasat İstasyonu Müdürlüğü de yapmıştır.

Onun kişiliğini anlatan önemli özelliklerden birisi de savaşta esir düşen düşman askerlerine karşı gösterdiği insanî tutumdur. Yaralıların tedavi edilmesine ve esirlerin insanca muamele görmesine önem vermiştir. Bu yaklaşım, askerî başarısının yanında insanî yönünün de hatırlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Mustafa Ertuğrul’un hatıraları ve askerî faaliyetleri bizzat kendisi tarafından, 1935 yılında Askerî Mecmua’da “Büyük Harpte Küçük Bataryam; İngiliz, Fransız Muavin Kruvazörlerini Nasıl Batırdı?” başlığıyla yayımlanmış, daha sonra aynı yazı, küçük bir-iki farklılıkla Deniz Mecmuası’nda da yer almıştır.

Mustafa Ertuğrul'un tanınması ve gelecek nesillere aktarılması için bugüne kadar önemli çalışmalar yapıldı. Kitaplar yayımlandı, makaleler yazıldı, konferanslar, paneller ve sempozyumlar düzenlendi. Başta AKSAN olmak üzere çeşitli sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar, yazarlar ve tarih meraklıları bu konuda önemli emekler verdi.
Mustafa Aydemir'in “Ben Bir Türk Zabitiyim” adlı eseri, bu farkındalığın oluşmasında önemli bir yere sahip oldu. Burhanettin Onat, Macit Selekler, Hüseyin Çimrin, Ramazan Kar, Ali Yıldız, Mahmut Yılkut Güngör, Mehmet Özbek-Meliha Özbek gibi araştırmacı ve yazarlar, farklı eserleriyle bu kahramanın hayatını ve başarılarını kamuoyuna tanıttı. En son XIX. Türk Tarih Kongresinde, tarafımdan bir bildiri ile de Mustafa Ertuğrul konusu bilim dünyasına tanıtılmış oldu. Bu yapılanları ve emeği geçenleri elbette takdirle karşılamak gerekir. Ancak bütün bu çalışmaların varlığı, Mustafa Ertuğrul’un yeterince tanındığı ve hatırasının gerektiği gibi yaşatıldığı anlamına gelmiyor.

Bir kahramanın adını yaşatmak için sadece anmak yeterli mi?

Mustafa Ertuğrul’un adı bazı cadde, sokak, okul ve anıtlarla yaşatılmaya çalışılmıştır. Kaş, Kemer ve Antalya’da onun adına yapılan çalışmalar da bu çabanın parçalarıdır. Fakat bir kahramanın adını bir yere vermek, bir anıt veya büst yapmak onun tarihî kişiliğini ve başarılarını gelecek nesillere aktarmak için tek başına yeterli değildir.

Bunun somut örneklerinden birisi Kaş’tadır. Kaş yolu üzerinde, insanların dinlenmek ve mola amacıyla uğradığı bir noktada Mustafa Ertuğrul’un büstü ve hayatını anlatan bir kitabe bulunmaktadır. Ne var ki kitabede ölüm tarihi 1968 yerine 1961 olarak yazılmıştır. Kesin ölüm tarihinin 5 Kasım 1968 olduğu bilinmesine rağmen bu yanlışlık uzun zamandır düzeltilmeden durmaktadır. Üstelik büstün kaidesinin mermeri de kırık durumdadır.

İlk bakışta basit bir tarih hatası ve ihmal gibi görülebilir. Oysa her gün insanların gördüğü, ziyaret ettiği bir anıtta böyle bir yanlışın yıllarca kalması, tarihî hafızaya gösterdiğimiz özen konusunda düşündürücüdür. Bir kahramanın hayatını anlatan kitabede en temel bilgilerden biri yanlışsa, orayı ziyaret edenler hangi bilgiyi doğru kabul edecektir?

Kaş merkezindeki anıtın anlatımında da Mustafa Ertuğrul’un askerî başarılarının kapsamını ve tarihî önemini yeterince yansıtmayan bilgiler bulunmaktadır. Kemer’deki Anıtta, Antalya merkezdeki Anıt Heykelde de ciddi hatalar vardır.

Benzer yanlışlıkların bazı yayınlarda ve internet kaynaklarında da tekrarlanması, güvenilir ve ortak bir bilgi kaynağı oluşturulmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Burada mesele yalnızca bir kitabedeki tarihi düzeltmek değildir. Asıl mesele, tarihî şahsiyetlerimizi doğru bilgiyle tanıtmak ve onların hatırasına gereken ciddiyeti göstermektir. Bu nedenle Mustafa Ertuğrul’un hayatı, askerî faaliyetleri ve Antalya’daki yaşamı, güvenilir belgelere dayanan kapsamlı bir çalışma ile yeniden ele alınmalı; yanlış bilgiler ve uygulamalar tespit edilerek düzeltilmelidir.

Bir Müze ve Araştırma Merkezi kurulmalı

Mustafa Ertuğrul’un dünyada nadir görülen büyük başarıları, onun hatırasını yaşatmak için şehrin merkezinde kalıcı bir eser yaratılabileceğine işaret etmektedir. Zaten bir turizm şehri olarak dünyaca tanınan özelliğinin yanına böyle bir eserin de eklenmesiyle Antalya, daha da ilgi çekici hâle gelecektir.

Antalya merkezindeki Perge Oteli’nin bulunduğu çevre, bu açıdan önemlidir. Mustafa Ertuğrul’un yaşadığı ev, bugünkü otelin bitişiği denilecek kadar hemen yakınındaydı. Zaman içerisinde bu ev yıkılmış, yerine başka bir bina yapılmıştır. Ayrıca bu çevre, onun bir dönem topçu bataryasını konuşlandırdığı Karaalioğlu Parkı bölgesine de oldukça yakındır.

Bu tarihî ve coğrafi bağdan hareketle, Antalya merkezde Mustafa Ertuğrul Aker Müzesi kurulmalıdır. Böyle bir müze, yalnızca bir kahramanın hayatını anlatan bir sergi alanı olarak düşünülmemelidir. Onun çocukluğundan askerlik hayatına, cephelerdeki mücadelesinden Antalya’daki yaşamına kadar bütün yönlerini ele alan kapsamlı bir tarih ve kültür mekânı olmalıdır. Müzede Mustafa Ertuğrul’a ait fotoğraflar, belgeler, yazılar, resimler ve kişisel eşyalar sergilenebilir. Ben My Chree, Paris II ve Aleksandra konuları; haritalar, maketler, fotoğraflar ve dijital sunumlarla ziyaretçilere anlatılabilir. Böylece özellikle genç kuşaklar, bu mücadeleleri yalnızca kitaplardan okumakla kalmaz, tarihî olayları daha yakından tanıma imkânı bulur.

Bu müzeyle birlikte veya onun bünyesinde Mustafa Ertuğrul ve Antalya Deniz Harp Tarihi Araştırma Merkezi de kurulabilir. Akdeniz Üniversitesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumların iş birliğiyle hayata geçirilebilecek böyle bir merkez; arşiv belgelerinin toplanması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi, sözlü tarih çalışmalarının yürütülmesi, konferans ve sempozyumların düzenlenmesi gibi görevler üstlenebilir.

Böylece Mustafa Ertuğrul’un şahsında Antalya’nın deniz ve kıyı savunma tarihi de daha kapsamlı biçimde araştırılıp tanıtılabilir. Ayrıca Hıdırlık Kulesi, İskele ve Etnoğrafya Müzesi gibi farklı yerlerde ve gözden ırakta kalan eski tarihî toplar bu müzede sergilenerek hak ettiği değeri de görmüş olur. Müze ile araştırma merkezinin aynı çatı altında bulunması, geçmişin yalnızca sergilendiği değil, aynı zamanda araştırıldığı ve yeni bilgilerle zenginleştirildiği, yaşayan bir tarih mekânı ortaya çıkacaktır.

Kurulacak Araştırma Merkezi’nin öncelik vereceği konulardan birisi de Mustafa Ertuğrul ve başarılarını dünyaya tanıtmak olmalıdır. 2 sene sonra -2028’de- Mustafa Ertuğrul’un 60. ölüm yıldönümüdür. Bu tarihte olacak şekilde şimdiden uluslararası bir sempozyum için çalışılmalıdır. 60. ölüm yıl dönümünde; İngiliz, Fransız ve Alman bilim insanlarının da katılacağı bir uluslararası sempozyum Mustafa Ertuğrul’u dünya çapında tanınır hale getirecektir.

Konu çok boyutlu ve zengin bir içeriğe sahiptir. Bu açıdan güzel bir senaryo ile sinema filmi yapılması halinde daha geniş kitlelere kolayca ulaşacak ve bilinirliği yaygınlaşacaktır.

Yaşayan tanıklar ve aile hafızası da korunmalı

Bu çalışmalarda göz ardı edilmemesi gereken başka bir önemli kaynak da ailelerin ve yakınlarının hafızasıdır. Bugün Antalya’da Mustafa Ertuğrul’un torunları ve aile bireyleri yaşamaktadır. Onunla birlikte mücadele etmiş askerlerin torunları ve yakınları da ailelerinden aktarılan hatıraları, fotoğrafları ve belgeleri muhafaza ediyor olabilirler. Mustafa Ertuğrul 1968 yılına kadar yaşadığı için kendisini tanımış, onunla konuşmuş, aynı ortamlarda bulunmuş kişilerin hâlen hayatta olanları mevcuttur. Bu kaynak kişilerin bilgileri kayıt altına alınmalıdır.

Anmak, hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak

Mustafa Ertuğrul’u anmak, yalnızca 5 Kasım günü bir tören düzenlemek, anıta çelenk koymak ve birkaç konuşma yapmakla sınırlı kalmamalıdır. Elbette anma törenleri önemlidir; ancak asıl amaç, onun hayatını ve başarılarını toplumun hafızasında kalıcı hâle getirmek olmalıdır.

Her yıl 5 Kasım’da düzenlenecek etkinlikler; bilimsel toplantılar, sergiler, belgesel gösterimleri, okul programları ve tarih gezileriyle zenginleştirilebilir. Kaş, Kemer ve Antalya merkezinde onun mücadele ettiği yerleri kapsayan tarih rotaları oluşturulabilir. Yıllardır üzerinde çalışılan “Topçu Yolu” işlevsel hale dönüştürülebilir. Bu güzergâhlara yerleştirilecek doğru ve açıklayıcı tabelalar ve dijital içerikler sayesinde ziyaretçiler olayların geçtiği yerlerde tarihî bilgiye ulaşabilir.

Aile bireyleri, yakınları ve muharebelere katılan askerlerin torunları da bu programlara davet edilerek onların anlatımları ve katkılarıyla anma etkinliklerine farklı bir boyut kazandırılabilir.

Harp Kahramanı Mustafa Ertuğrul’u gelecek kuşaklara aktarmak konusu Antalya’nın ortak sorumluluğudur

Her 5 Kasım’da Muratpaşa Belediyesi koordinesinde Mustafa Ertuğrul’u anma etkinliği düzenlenmektedir. Belediye Başkanı Ümit Uysal her etkinlikte Mustafa Ertuğrul’un birleştirici kimliğine vurgu yaparak bu kahramanımızı saygı ile anmaktadır.

29 Ekim 2025’te Cumhuriyet’in 102. Yıl dönümünde; AKSAN ve Antalya Türk Ocağı’nın girişimleri ile Antalya tarih ve kültürüne önemli eserler kazandırmış olan Sayın Antalya Valimiz Hulusi Şahin’in himayelerinde, Andızlı’da Mustafa Ertuğrul Anıt Mezarı yapıldı. Bu çok büyük bir eser olarak Antalya’nın tarih hafızasında yer alacaktır.

Mustafa Ertuğrul’un hatırasını yaşatmak tek bir kurumun, derneğin veya kişinin sorumluluğunda olmamalıdır. Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Muratpaşa Belediyesi, Kaş ve Kemer belediyeleri, Akdeniz Üniversitesi, askerî kurumlar, sivil toplum kuruluşları, tarihçiler, araştırmacılar ve yerel yönetimler bu konuda ortak hareket etmelidir.

Bugüne kadar bu alanda emek veren kişi ve kuruluşların çalışmaları da yeni projelerin dışında bırakılmamalı; bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmalıdır. Çünkü tarihî mirasın korunması bir sahiplenme veya öncelik yarışı değil, ortak bir sorumluluk ve vefa meselesidir.

Mustafa Ertuğrul Aker, askerî başarılarıyla Türk tarihine, yaşadığı ve hizmet ettiği yıllarla da Antalya’nın geçmişine mal olmuş önemli bir şahsiyettir. Onun adı yalnızca anıtlarda, tabelalarda ve kitaplarda kalmamalıdır. Hayatı doğru bilgilerle anlatılmalı, askerî başarıları belgeleriyle ortaya konulmalı, yaşadığı şehirde kalıcı bir müze ve araştırma merkeziyle gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Böylece geçmiş yalnızca resmî törenlerle değil, yaşayan hafızanın katılım ve katkısıyla da geleceğe taşınabilir.

Bir kahramanı anmak vefadır; onu doğru tanımak, doğru anlatmak ve hatırasını yaşatacak eserler bırakmak ise sorumluluktur.

58. ölüm yıl dönümünde (5 Kasım 2026); Mustafa Ertuğrul Aker’i ve silah arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.