Tarih merakla başlar, belgeyle ilerler ve yazıyla geleceğe taşınır. İnsan konuştuğunu unutabilir; yazılan ise gelecek kuşaklara kalır. Belki de bu nedenle tarihin en önemli hazinelerinden birisi arşivlerdir. Arşiv yalnızca eski belgelerin saklandığı yer değil bir devletin, kurumun veya toplumun hafızasıdır. Bazen bir mektup, emir, harita, mühür veya birkaç satırlık not, yıllarca anlatılmış bir olayı değiştirebilir ya da bilinmeyeni bilinir hâle getirir.

Mezopotamya'nın çivi yazılı kil tabletlerinden Ebla (İdlip), Mari (Deyrizor) ve Hattuşa (Çorum) arşivlerine kadar insanlık yalnızca bilgi üretmedi; bilgiyi korumayı da öğrendi.

Bozkır hayatı yaşayan Türklerin sosyo-kültürel hayatı yıllarca yanlış değerlendirildi. Konar-göçer kültürü yeterince incelenmedi. Türk Dünyasında birçok yerde, mağaralardaki basit görünen resimler, sıradan birer çizim sanıldı. Hâlbuki onlar günümüze mesaj taşıyan ilk belgelerdi. Uygur Türklerinin matbaayı ilk kuran bir topluluk olduğu bile son yıllarda duyulmaya başlandı. Uygur arşiv malzemeleri dünyanın birçok ülkesinde, müze ve kütüphanesinde yer buldu.

Yıllarca arşivlerle iç içe oldum. Özellikle Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşiv Müdürlüğü görevim döneminde Atatürk'ün el yazısıyla tuttuğu notlar, emirler, raporlar ve çok sayıda askerî belgeyi görme imkânım oldu. Bir tarih kitabında, bir makalede yer alan bir belgenin aslının olduğu bir yerde bulunmak ve o belgeye dokunabilir olmak ayrı bir duygu, bilinç ve heyecana neden oluyor.

Savaşta Sadece Ordular Yürümez

Bir hükümdar sefere çıktığında yalnızca askerlerini götürmezdi. Para, hazine ve mühimmatın yanında devlet mühürleri, yazışmalar, fermanlar-emirler, haritalar ve çeşitli kayıtlar da hareket hâlindeydi. Dolayısıyla savaş, yalnızca toprakların değil, bilginin de el değiştirme ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınma ihtimalidir.

1402 Ankara Savaşı bunun için dikkat çekici bir örnektir. Yıldırım Bayezid'in Timur karşısında yenilmesi ve esir düşmesiyle Osmanlı'da Fetret Devri başladı. Peki, hükümdarın yanında bulunan hazineye, kıymetli eşyalara, belgelere ve diğer devlet malzemelerine ne oldu? Bugün bunların tamamının nerede olduğunu gösteren kesin bir kayıt yoktur. Ancak soru önemlidir: 1402'de Osmanlı devlet hazinesinin, hafızasının hangi parçaları el değiştirdi?

İşte merak burada başlar; tarih ise cevabı belgeyle arar. Bunlar mutlaka bir yerde: Nerede?

Haçlılar ve Rodos Şövalyeleri

Haçlı seferleri sırasında da kitaplar, sanat eserleri, dinî eşyalar, değerli madenler ve başka kültürel varlıklar el değiştirdi. 1204'te o zamanki adıyla Konstantinopolis'in, Latinler tarafından istilası ve yağması bunun en bilinen örneklerinden biridir. Latin istilası ve yağmasıyla çok sayıda eser Batı'ya taşındı; Venedik bunların önemli merkezlerinden biri oldu. Ancak Batı'ya giden her eserin Vatikan'a ulaştığını düşünmemeliyiz. Eserler kiliselere, manastırlara, hükümdarlara, soylulara, şehirlere ve askerî teşkilatlara da dağıldı.

Bu noktada Hospitalye/ Aziz Yuhanna/ Rodos/Malta Şövalyeleri karşımıza çıkar. Hâlâ gizemini koruyan bu teşkilat, Kudüs ve Akka'dan sonra Kıbrıs'a, 1309'da Rodos'a yerleştiler. 1522'de Kanunî Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethetmesiyle adayı terk edip Malta'ya geçtiler. Onlar yalnızca savaşan şövalyeler değil; kaleleri, gemileri, mali yapıları, diplomatik ilişkileri ve kayıtları olan büyük bir kurumsal organizasyondu. Aynı zamanda özel ritüelleri olan gizli/gizemli bir yapıydı.

Bu nedenle geçmişte olduğu gibi günümüzde bile şu soruların cevapları aranıyor: Hangi belgeler ellerine geçti? Hangi haritaları kullandılar? Savaşlar sırasında elde edilen hangi eserler başka merkezlere taşındı? Avrupa’ya, Hıristiyan Dünyasına, İslam Dünyasına ve diğer kültür ve medeniyetlere ne gibi etkileri ve müdahaleleri oldu? Günümüzde etkileri ve işlevleri var mı? Etkileri günümüzde nasıl ve hangi yöntemlerle yansıyor ve yaşıyor?

Bazen Hazine Bir İnsandır: Cem Sultan

Rodos Şövalyeleri'nin tarihindeki en dikkat çekici olaylardan biri, bir hazine sandığıyla değil, bir insanla ilgilidir. Fatih Sultan Mehmet'in vefatından sonra Sultan II. Bayezid ile Cem Sultan arasında taht mücadelesi başladı. Cem Sultan, 1482'de Rodos'a gelerek Şövalyelerin himayesine girdi. Cem Sultan artık yalnızca bir Şehzade değil; O’nu elinde bulunduran güç açısından Osmanlı Devleti üzerinde siyasî baskı oluşturabilecek önemli bir kozdu.

İşte burada “hazine” kavramı farklı bir anlam kazanıyor: Devlet açısından değer taşıyan şey her zaman altın, gümüş veya belge değildir. Bazen bir insanın kendisi stratejik bir değer hâline gelebilir.

Bu durum, modern “Kozmik Oda” kavramını düşünmemize de yol açar. Elbette Cem Sultan konusu ile Kozmik Oda aynı şey değildir. Birisi siyasî değeri yüksek bir insan, diğeri hassas devlet bilgi ve materyallerinin korunmasıyla ilgili modern bir güvenlik anlayışıdır. Ancak Kozmik Odadaki bilgilerin sızması ve hasım güçlerin eline geçmesi oradaki belgelerde adı geçen insanların da hayatını tehlikeye atar ki işte o zaman Cem Sultan konusu ile benzerlik gösteren bir durum ortaya çıkmış olur!

Ancak burada ortak düşünce şudur: Değerli olanı korumak, kontrol etmek ve erişimi sınırlandırmak. Kaçak ve sızmayı her türlü tedbir ve teknoloji ile önlemek.

Antalya ve Rodos Şövalyeleri

Antalya her dönem coğrafi ve stratejik öneme sahip olmuş bir bölgedir. Birçok kültür ve medeniyetin birçok devletin ilgi alanı içinde kalmıştır. Gerek Haçlı Seferleri döneminde gerekse sonraki dönemlerde Antalya çıkar çatışmalarının ve hâkimiyet mücadelesinin arasında kalmıştır. Rodos Şövalyeleri ile de en ciddi ilişkileri olmuş bir şehirdir. Antalya’nın tarihsel durumuna yönelik binlerce bilgi ve belge vardır. Bunlar nerededir ve nasıl yararlanılabilir? Bu ayrı bir yazı oluşturacak kadar kapsamlıdır. (Bu konuyu başka bir yazıda anlatmaya çalışacağım.)

Vatikan ve “Gizli” Arşivler

Vatikan Apostolik Arşivi/Vatikan Gizli Arşivi ve Vatikan Apostolik Kütüphanesi iki ayrı kurumdur ve karıştırmamak gerekir. Arşiv, Papalık ve Kilise'nin idarî, diplomatik ve tarihsel kayıtlarını; kütüphane ise el yazmaları, kitaplar, kodeksler ve haritalar gibi kültürel materyalleri barındırır. Burada İslam dünyası ve Osmanlılarla ilgili materyallerin bulunması tarihsel açıdan normaldir.

Burada eski adı Archivum Secretum Vaticanum olan 2019'da adı Archivio Apostolico Vaticano olarak değiştirilen bir “Özel Arşiv” vardır. Bu arşivde nelerin olduğunu, sadece bilmesi gerekenler bilir!

Gülün Adı'ndan Kozmik Oda'ya

Bu noktada Umberto Eco'nun “Gülün Adı” adlı eseri aklımıza geliyor ve bazı çağrışımlar yaptırıyor. Film, Vatikan arşivlerini anlatmaz; fakat manastır kütüphanesi üzerinden şu soruyu sordurur: Her bilgiye ulaşılabilir mi? Bilgi kimin elindedir ve kim bilgiye ulaşabilir?

Modern çağda bunun başka bir boyutunu Kozmik Oda kavramında görüyoruz. Kozmik Oda; ortaçağ hazinesi veya arşiv deposuyla aynı değildir ama benzer ortak özellikleri de vardır. Buna göre: Değerli bilgi nasıl korunur ve kimlerin erişimine açılır? Buradaki bilgiler ne işe yarar ve nasıl kullanılır? Başkasının eline geçmesi halinde nasıl bir tehlike oluşur?

Nasıl bir tehlike oluşturduğunun çok örnekleri var. Türkiye olarak 2.Dünya Savaşı’na katılmadık ama en çok etkilenen devletlerden birisi olduk. En önemli olumsuz sonuçlardan birisi o döneme kadar birçok Avrupa başkentlerinde kritik noktalarda görev yapan Türk istihbaratının özel yetişmiş ve yerleştirilmiş mensupları deşifre oldular ve görev yapamaz hale geldiler. Bu olumsuz durum uzun yıllar etkisini gösterdi.

Bugünün gizli bilgileri, belgeleri, zaman içinde, yarının tarih araştırmalarının konusu olabilir. Bu özel odalardaki evraklar, bilgiler ve deşifre olması halinde ne gibi sonuçlar doğurduğu/doğuracağı konularını yeri geldikçe ayrıntılı olarak yazacağım.

Asıl Gizem Çözülmedi

Belki de “gizemli arşivler” denildiğinde kapalı odaların arkasında gizli hazineler aramak yerine başka sorular sormalıyız.

Bazen bir arşivin en büyük sırrı, içinde bulunan değil, içinde bulunmayan belgedir.

Bir hükümdarın mektupları nerede? Bir savaş sonrasında hangi belgeler el değiştirdi?

Bir harita nasıl başka bir ülkenin koleksiyonuna ulaştı? Bir kitap hangi savaş sırasında yer değiştirdi?

Bunlar tarihçinin ve araştırmacının gerçek sorularıdır.

Bir altın sandığının peşinden gidersiniz; karşınıza bir belge çıkar, bir belgenin peşinden gidersiniz; karşınıza başka bir arşiv çıkar. Bir arşivin peşinden gidersiniz; karşınıza yüzyıllardır cevaplanmamış başka bir soru çıkar. Bir olayın peşine takılırsınız hiç ummadığınız bir isimle karşılaşırsınız!

Bilinmeyeni bilmeye, görülmeyeni görmeye çalışmak ve yeni bir bilgiye ulaşmak için temel bir kural vardır: Belgelerden ve kaynaklardan yararlanmak.

Çünkü tarih söylentilerle gizemli hâle getirilebilir; fakat belgelerle anlamlı hâle gelir.

Belki de devletlerin en büyük hazinesi altın değildir. Hatırlama yeteneğidir.

Arşivler hazine gibidir: Değerlendirmesini ve kullanmasını bilmek şartıyla.

Altın kaybolabilir, toprak el değiştirebilir, saraylar yıkılabilir, ordular yenilebilir. Fakat doğru korunmuş bir belge, yüzlerce yıl sonra bile değerini kaybetmez. Konuşmaya devam eder.

Ve belki de bu yüzden: Tarih merakla başlar, belgeyle ilerler ve yazıyla geleceğe taşınır.