Türkistan’dan Anadolu’ya Cumhuriyet’in tarihî temelleri

Cumhuriyet, iktidarın ve egemenliğin millete ait olduğu, millî iradenin esas alındığı bir devlet yönetimi biçimidir. Demokrasi, millî egemenlik ve seçim ilkeleri Cumhuriyet’in temel unsurlarıdır. Türklerin tarihî geçmişinde Devlet Yönetimi; Töre Hukuku diyebileceğimiz ortak karar alma geleneğine dayanıyordu. Toy, Kengeş ve Kurultay gibi meclisler, devlet işlerinin görüşüldüğü ve yönetim anlayışının şekillendiği kurumlardı.

Türk Töresi; fertlerin hak ve hukukunu, hürriyetini ve hükümdarın vazifelerini belirleyen, gerektiğinde cezaî hükümler de içeren bir kurallar bütünüdür. Törede adalet anlamındaki “könilik”, eşitlik anlamındaki “tüzlük”, iyilik ve faydalılığı ifade eden “uzluk” ile insanlık, hoşgörü ve özgürlük kavramlarıyla ilişkilendirebileceğimiz “kişilik” gibi ilkeler bulunuyordu. Bu tarihî kurum ve ilkeler, modern Cumhuriyet ve Demokrasi kavramlarıyla benzerlikler taşımaktadır. Bu kavramlar, Türklerin devlet yönetimine ilişkin geçmişini ve ortak karar alma geleneğini anlamak bakımından önem taşır.

Atatürk de Türklerin tarihî yönetim gelenekleriyle demokrasi düşüncesi arasındaki ilişkiye şu sözleriyle dikkat çekmiştir: “Türk milleti, en eski tarihlerinde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarda devlet reislerini seçmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir.. İlk hükümdarlar tamamıyla demokrat idiler. Eski Türklerde olduğu gibi kurultay vardı. Hükümdar kurultayın seçimi ile ve töreye uymaya ant içerek tahta otururdu.”

Atatürk’te Cumhuriyet düşüncesi, askerî öğrencilik yıllarından itibaren şekillenmeye başlamış; gençlik döneminde arkadaşlarıyla devletin geleceği ve yönetim biçimi üzerine fikirlerini paylaşmıştır. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından bu düşünce, millet egemenliğine dayanan yeni bir devletin kuruluşuyla hayata geçirilmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı, egemenliğin millete ait olduğunun devlet düzeninde açıkça ifadesi ve çağdaş Türkiye’nin kuruluşunda tarihî bir dönüm noktasıdır.

29 Ekim 2026 Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümüdür. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu büyük gün ülkemizin şehirlerinde ve ilçelerinde nasıl karşılanıyor, hangi etkinliklerle kutlanıyordu? Cumhuriyet’in anlamı halkın günlük hayatına nasıl yansıyor, insanlar bu yeni dönemin heyecanını nasıl paylaşıyordu?

Antalya, Cumhuriyet’in ilanını Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği kutlama telgrafıyla ilk kutlayan şehirlerden birisi olmuş; 1924 ve 1925 yıllarında da fener alayları, konuşmalar ve çeşitli etkinliklerle bayram coşkuyla kutlanmıştı. Anadolu Ajansı Muhabiri 1925 yılı kutlamalarını şu sözlerle haber yaptı: “Antalya halkı Cumhuriyet Bayramını coşkun bir heyecanla kutluyor. Sabahtan beri sokaklardan sevinç çığlıklarıyla dalgalanıp akan muazzam insan kafilesi, Cumhuriyeti ve onun yarattığı yenilik ve refaha halkın ne derin bir iman ve gönül birliğiyle sarıldığını gösteriyor.”. Yüz yıl öncesinin bu heyecanını Antalya’nın ilçesi Korkuteli’nde de ayrıntılı olarak görebiliyoruz.

100 Yıl Önce (29 Ekim 1926) Korkuteli’nde Cumhuriyet Bayramı

Antalya Gazetesi’nin 2 Kasım 1926 tarihli nüshasında yayımlanan “Korkuteli’nde Tezahürat ve Heyecanlı Hitabe ve Konser” başlıklı yazı, Cumhuriyet’in 3. yıl dönümünde ilçede gerçekleştirilen kutlamaları ayrıntılarıyla anlatıyor. Dönemin Korkuteli Belediye Başkanı Abdi Bey’in gazeteye gönderdiği bu yazı, yalnızca bir bayramın nasıl kutlandığını değil, Cumhuriyet’in yerel ölçekte nasıl sahiplenildiğini de gösteren önemli bir tarihî belgedir.

Gazetedeki anlatım, kutlamaların ruhunu her satırda ortaya koyuyor: “Cumhuriyet’in 3. Yıl dönümü Korkuteli’nde çok parlak bir şekilde kutlandı. ‘Yaşa Cumhuriyet, yaşa onun pek kıymetli yüksek reisi ve mürşidi Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ haykırışları gökyüzünde çınlıyor. Bu pek mutlu günü anan halk, birbirini tebrik ediyor. Mini mini yavrular bile bu kıymetli günden dolayı sevinçlerini kendilerine özgü şekilde anlatıyorlardı.”

Halkın birbirini tebrik etmesi, çocukların sevincini dile getirmesi ve Cumhuriyet için yükselen sesler, kutlamayı, yalnızca resmî bir görevin yerine getirilmesi olarak görmemek gerekir. Cumhuriyet Bayramı, ilçenin toplumsal hayatına yayılan ortak bir heyecanın tezahürüdür.

Devlet görevlileri, öğretmenler, öğrenciler ve halk bir arada

Bayram kutlaması, Kaymakam Tahsin Bey’in öncülüğünde devlet görevlilerinin, askerî personelin, okul öğrencilerinin ve halkın Hükümet Binası önünde toplanmasıyla başladı. Kız ve erkek öğrenciler millî ezgiler seslendirdi, vatan şiirleri okudu. Ardından Öğretmen Makbule Hanım kısa bir konuşma yaptı.

Daha sonra, Bozova Nahiyesi Müdürü Sadi Bey kürsüye çıktı. Cumhuriyet’in faziletlerini anlatan, saltanatın ve keyfî yönetim anlayışının millete açtığı yaralara değinen Sadi Bey, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Gazi Kemal’in, İsmet’in kurduğu Devlet yıkılmaz, sarsılmaz, evet; yıkılmayacaktır, sarsılmayacaktır.” Bu sözler, Cumhuriyet’in henüz 3. yılında yeni devletin geleceğine duyulan güveni ve kararlılığı yansıtıyordu.

Göğsünde taşıdığı sayısız madalyalarla, Korkuteli Müftüsü Hüseyin Hilmi Efendi de Cumhuriyet’in kanun düzeniyle ilişkisini anlatmış ve gerçekleştirilen inkılapların dayandığı gücün eğitim olduğunu vurgulamıştı. Müftünün Türkçe dua etmesinin ardından resmî tören ve bayramlaşma başlamıştı.

Kutlamalar burada sona ermedi. Okullar ve halk, Asker Alma Dairesinin önüne geçti. Öğrenciler millî ve vatanî sözler söyledi, şiirler okudu; Ziraat Memuru Nezihi Bey bir konferans verdi. Ardından Belediye Binasının önüne gidildi. Burada da öğrenciler şiirler okudu ve Korkuteli Erkek Okulu Başöğretmeni Fettah Bey önemli bir konuşma yaptı.

Böylece Cumhuriyet Bayramı, hükümet binasından asker alma dairesine, oradan belediyeye oradan da Kız Okuluna uzanan bir programla kutlandı. Farklı mekânlarda sürdürülen etkinlikler, kamu görevlilerinin, eğitimcilerin, öğrencilerin ve halkın, Cumhuriyet Bayramını hep birlikte ve ortak bir duygu içinde coşkuyla kutladığını göstermektedir.

Bu tablo, Cumhuriyet’in ilk yıllarında millî egemenlik düşüncesinin yalnızca devletin kuruluş ilkeleri arasında kalmadığını, konuşmalar, eğitim faaliyetleri ve sivil girişimler aracılığıyla halka da anlatıldığını ortaya koyuyor.

Küçük bir ilçede büyük bir kutlama

Bugünden 100 yıl geriye baktığımızda, Korkuteli’nde gerçekleştirilen programın kapsamı, çeşitliliği ve zenginliği üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Bir ilçede öğrencilerin şiirler okuduğu, millî ezgilerin seslendirildiği, farklı kamu görevlilerinin ve öğretmenlerin konferanslar verdiği, resmî tören ve bayramlaşmanın yapıldığı, akşam ise kadınlara yönelik ayrı bir konserin düzenlendiği ve bu faaliyetlere kalabalık bir halk kitlesinin katıldığı kapsamlı bir kutlama programı hazırlanmıştı.

Üstelik bütün bunlar, günümüzde sahip olduğumuz ulaşım, iletişim, ses ve sahne teknolojileri ile organizasyon imkânlarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleştiriliyordu. Dönemin sınırlı imkânlarına rağmen ciddi bir hazırlık, ortak çalışma ve sorumluluk anlayışıyla hareket edildiğini anlıyoruz. Tüm ilçe halkının törenlere katılımı ve bayram sevincini paylaşması da bu organizasyonun toplumsal yönünü ve Cumhuriyet’i benimsediğini gösteriyor. 100 yıl önce Korkuteli’nde ortaya konulan bu kutlama etkinliği Cumhuriyet Bayramı’nı ve Cumhuriyet algısını daha anlamlı kılmaktadır. Cumhuriyet’in kalıcı gücü, onun değerlerinin toplum tarafından benimsenmesi ve bu değerlerin ortak bir sorumlulukla yaşatılmasıyla pekişir.

Kadınlar ve Öğretmenler Cumhuriyet coşkusunun ön saflarında

1926 yılındaki kutlamaların en dikkat çekici bölümlerinden birisi, akşam düzenlenen ve kadınlara mahsus olan konserdi. Bu etkinlik, Cumhuriyet Bayramı’nın yalnızca resmî törenler ve konuşmalarla sınırlı kalmadığını; kültür, sanat ve toplumsal yaşam alanlarına da taşındığını gösteriyor.

Kutlamanın önemli bir aşaması, Kız Okulu’nda, Başöğretmen Hasan Bey’in hazırladığı düzenli bir program çerçevesinde gerçekleştirildi. Öğretmen Makbule ve Zeliha Hanımlar dönüşümlü olarak millî parçalar seslendirdi. Öğretmen Bahriye Hanım ise kadınların ve erkeklerin, hayatın her alanında birlikte çalışıp yaşayabileceklerini anlatan bir konuşma yaptı.

Bahriye Hanım’ın konuşması, dönemin toplumsal dönüşümünü yansıtan önemli bir anlatımdır. Kadınların toplumsal hayatta erkeklerle birlikte yer almasının önünde bir engel bulunmadığını vurgulayan Bahriye Hanım, bu etkinlikle Korkuteli’nde çağdaş hayatın ilk kez yaşandığını ifade ediyordu. Korkuteli Belediye Başkanı Abdi Bey, toplumsal ve uygar yaşamda açtıkları bu ilk çığır dolayısıyla kadın öğretmenlere şükran duygularını ve tebriklerini ifade etmektedir.

100 yıl önce Korkuteli’nde kadın öğretmenlerin üstlendiği bu rol, Cumhuriyet’in yalnızca devlet yönetimini değiştiren bir sistem değil; eğitimden kültüre, kadınların toplumsal konumundan günlük yaşama kadar uzanan çağdaş bir dönüşüm olduğuna da işaret etmektedir.

Geçmişin coşkusundan bugüne

Günümüzde Cumhuriyet Bayramı ülkemizin dört bir yanında resmî törenler, konserler, yürüyüşler, fener alayları ve çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu kutlamalar, Cumhuriyet’in ortak değerlerini yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak açısından büyük önem taşıyor. Bununla birlikte, 100 yıl önceki Korkuteli örneği, kutlamaların içeriği ve toplumsal katılımı üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor.

O günün sınırlı imkânları içinde gerçekleştirilen programdan hareketle bugün çok daha kapsamlı etkinlikler düzenlemek mümkündür. Öğrencilerin şiir ve müzik gösterileri, tarihî konferanslar, sergiler, yerel tarih çalışmaları, kadınların ve gençlerin öncülük ettiği kültür-sanat programları, Cumhuriyet’in kazanımlarının aktarıldığı anlatımlar ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla Cumhuriyet Bayramı daha zengin bir içerik kazanabilir.

Antalya’nın ilçelerinde de her yerleşim yerinin kendi tarihini ve kültürel birikimini yansıtan özgün kutlamalar hazırlanabilir. Böylece Cumhuriyet Bayramı yalnızca resmî törenlerin gerçekleştirildiği bir gün olmaktan çıkar; halkın, çocukların, gençlerin, kadınların ve sivil toplum kuruluşlarının aktif biçimde katıldığı ortak bir hafıza ve kültür etkinliğine dönüşebilir.

Korkuteli’nde 100 yıl önce yaşananlar, Cumhuriyet coşkusunun bir yerleşim yerinin büyüklüğüyle değil, insanların bayrama verdikleri anlam ve gösterdikleri çabayla da ölçülebileceğini ortaya koyuyor. Halkın katılımı, öğretmenlerin sorumluluk üstlenmesi, öğrencilerin etkinliklerde yer alması ve kadınların öncü rolü, bu kutlamanın bugün de örnek alınabilecek yönleridir.

Türklerin tarihî yönetim geleneklerinden Cumhuriyet’in ilanına, oradan Korkuteli’nde 100 yıl önce -1926 yılında- gerçekleştirilen kutlamalara uzanan çizgi, geçmiş ile bugün arasında önemli bir bağ kuruyor. Yönetim biçimleri ve toplumsal şartlar değişse de eşitlik, ortak karar alma, adalet, eğitim ve toplumsal sorumluluk gibi değerler önemini koruyor. Cumhuriyet’in bize yüklediği sorumluluk da bu değerleri yalnızca geçmişin bir mirası olarak anmakla sınırlı kalmıyor; onları bugünün hayatında yaşatmayı ve geleceğe aktarmayı gerektiriyor.

Cumhuriyet Bayramı sadece ilan edildiği günü anmak, anıta çelenk koymak değildir. Onun değerlerini anlamak, eğitim ve kültür yoluyla gelecek kuşaklara aktarmak ve bu ortak mirası canlı tutmaktır. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!