Alttaki satırlarda, okumaya şimdi başlayacağınız makalenin ilk satırlarına göz attığınız an itibariyle, “Bunların üstünden bir hayli zaman geçti, güncelliğini ve önemini kaybetti; hatta tarihi geçmiş bir yazı bu” diye düşünebilirsiniz.
Böyle düşünmekte kısmen haklılık payınız elbette bulunmaktadır.
Lakin yaşadığımız coğrafya öyle aksiyonlu bir kara parçası ki, gündeme –hatta gündemlere– yetişebilmek adına adeta bir yazıyı yarım bırakıp diğerine geçtiğim çok olmuştur.
Peki, "Sıra şimdi mi bu yazıya geldi?" diye soracak olursanız; aslında çoktan vakti geçmiş bir yazıdır bu.
Buna rağmen, kaleme aldığım metinler üzerinde sonradan büyük tadilatlar yapmayı etik bulmuyor; onları günün şartlarına ve ambiyansına göre, en natürel şekliyle korumayı tercih ediyorum.
İşte şimdi okumaya başlayacağınız metin de o doğal duruşa sahip yazılardan bir tanesidir.
Geride bıraktığımız süreçte, makalenin içeriğini doğrudan etkileyen ve sonuç odaklı birtakım yeni gelişmeler yaşandı.
Örneğin; Gürsel Tekin’in büyük bir sansasyon yaratarak CHP İstanbul İl Başkanlığı görevini devralması ve yine zaman içinde, mahkemece kendisine tanınan yasal sürenin ardından bu görevinin son bulması gibi...
Ya da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın partisinden istifa etmesi gibi.
İşte bu ve buna benzer yaşanan olaylar silsilesinin artık bir nihayete ermesi gerekiyor mu?
Nitekim kamuoyunda “Butlancı Yönetim” yaftalamasıyla iş başına gelen yönetimin ilk icraatı, elbette olması gerektiği gibi tezahür etti:
Yerel düzeyde başlayacak olan seçim aritmetiğinin, büyük kurultaya kadar sorunsuz bir şekilde ilerlemesi ve demokratik teamüllerin gereğinin yerine getirilerek sürecin son bulması...
Daha açık bir ifadeyle; mahkeme kararı neticesinde atanmış olan ve toplumsal bir travmaya yol açanların, bundan sonraki hayatlarını huzur ve refah içinde sürdürebilmelerin tek gerçekçi yönü ancak ki şu şekilde ifade buyrulur ise, kamuoyu nezdinde bilakis te olsa karşılık bulur düşüncesindeyim.
Toplum vicdanında açtıkları bu derin yaraların sarılması adına; yapılması planlanan olağan genel kurul öncesinde, hatta mahkemenin nihai kararını dahi beklemeden gereğini gerektiği gibi yapmaları hem kendileri hem de toplum menfaati için son derece çok daha faydalı bir karar olacaktır.
O zaman, daha önce de ifade ettiğim gibi “Arınmalara baştan başlayalım mı “ne dersiniz?
Kısacası; en sonunda okuyacaklarınızı, bir nebze de olsa şimdiden okumuş oldunuz.
Şimdi gelin, o satırlara hep birlikte göz atalım...
Arınmaktan ve arınma merkezlerinden söz ediliyor.
Peki nasıl bir arınma?
Yaşanan son gelişmeler, bu soruyu her geçen gün daha güçlü biçimde sorduruyor.
Atatürk'ün kurduğu partide yaşanan son gelişmeler, kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor.
Atanmış CHP yönetiminin ilk icraatlarından biri olarak görülen rozet takma töreni, beklentilerin aksine tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.
İddialara göre, toplantıya katılım sağlanması amacıyla kişi başına 950 TL ödeme yapıldığı öne sürüldü.
Bu iddiaların ardından bir cast ajansının yetkilisinin olayı kabul eden açıklamalarda bulunması, haberi yapanları haklı çıkaran yeni bir tartışma başlattı.
CHP'li Gürsel Tekin ise Cumhuriyet savcılarını göreve davet etti.
Öte yandan, figüran olarak katıldıkları öne sürülen bazı kişilerin, kendilerine yapılan ödemeleri ve organizasyonun ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmaları dikkat çekti.
Bunların yanı sıra, organizasyonun moderatonun üslubu ve hitap şekli de kamuoyunda eleştirilere neden oldu.
Bir siyasi partinin toplantısında kullanılan dilin ve sergilenen tavrın daha kapsayıcı ve saygılı olması beklenirken, ortaya çıkan görüntüler farklı değerlendirmelere yol açtı.
Tüm bu gelişmeler, atanmış CHP yönetiminin siyasi ömrünün giderek tükendiği yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Kamuoyunda beklenen etkiyi oluşturamayan yönetimin, bu tür tartışmalarla gündeme gelmesi, kendi tabanında da hayal kırıklığı oluşturduğu yönündeki yorumları artırıyor.
Dahası da var... Vahim iddialar doğuruyor!
CHP Genel Merkezi önünde kolluk kuvveti gelmeden önce kabadayı tavırlar sergileyen bazı kişilerin de aynı yöntemle organizasyona dahil edilen figüranlar olduğu yönünde iddialar gündeme geldi. Eğer bu iddialar doğruysa, kamuoyunun bunları sorgulaması son derece doğaldır.
Öte yandan, yükselişini hızla sürdüren YENİ Partinin oluşturduğu ivmenin bazı çevrelerde rahatsızlık yarattığı, bu nedenle farklı senaryoların konuşulmaya başlandığı da öne sürülüyor.
Bunlar arasında en dikkat çekici iddia ise "siyasi yasak" ya da yeni partinin “siyasi faaliyetlerinin sona erdirilmesine” yönelik olası girişimlerdir.
Böyle uygulamaların, demokratik hukuk devleti açısından son derece ağır sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.
Çünkü unutulmaması gereken temel ilke şudur.
"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir."
Konuya yeniden dönecek olursak...
Butlan süreci sonrasında oluşturulan yönetimin, kendilerine yazıldığı öne sürülen siyasi senaryoyu başarıyla uyguladığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Hatta CHP'nin en kıdemli isimlerinden biri olan, neredeyse parti tarihi kadar eski bir geçmişe sahip Önder Sav'ın dahi istifa noktasına gelmiş olması, bu tartışmaları daha da derinleştirmiştir.
Eğer gerçekten böyle bir tablo ortaya çıkmışsa, görevlerini eksiksiz yerine getirdikleri söylenebilir.
Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır:
Toplumun vicdanındaki hüküm ile siyasi hesapların hükmü her zaman aynı değildir.
Bu nedenle, eğer artık toplum nezdinde karşılığınızın kalmadığını düşünüyorsanız, kalan itibarınızı koruyarak görevi bırakmanız daha doğru bir tercih olabilir. Aksi halde, size biçildiği iddia edilen siyasi ömrün sonuna kadar bu oyunun bir parçası olmaya devam edersiniz.
Son sözü ise yine tarih söyleyecektir.
Tarih ki! kimilerini kahraman olarak yazar; kimilerini ise ihanetle ya da iş birlikçi iddialarıyla anılan isimler olarak kaydeder.