Zaman zaman ifade ederim. Çocukluğum, önemli ölçüde Ankara’da geçti. 1970’lerin sonları ve 1980’lerin başlarının Ankara’sında, belediye hizmetlerinin önemli bölümü belediyenin kendi personeli ve araçlarıyla yürütülürdü. Bütün alt ve üst yapı ihtiyaçlarının tamamına yakını belediye personeli ve araçları ile yaşama geçirilirdi.
Ardından Özal’lı yıllar başladı ve hayatımıza neoliberalizm ve özelleştirme kavramları girdi. Bu kavramlarla birlikte belediyeler de gerek kendi kurdukları şirketlere gerekse ihale yolu ile özel sektöre işlerini yaptırmaya başladılar.
Böylece kamucu belediyecilik anlayışı yaşamımızdan çıkmaya başladı.
Ulaşımın da özel halk otobüslerine devredilmesi ile bu neoliberal belediyecilik zirve yaptı.
Bu sistem zamanla belediye ihaleleri üzerinden büyüyen şirketleri ve isimleri de ortaya çıkardı. Bugün İstanbul'da yargılanan Aziz İhsan Aktaş'ın ya da Antalyalıların Büyükşehir Belediyesi davasından tanıdığı Yusuf Yadoğlu'nun isimlerinin kamuoyunda tartışılması da belediye-özel sektör ilişkilerinin geldiği noktadan bağımsız değil.
Bunu neden anlattım?
Geçtiğimiz hafta Antalya Büyükşehir Belediyesi, yeni itfaiye araçlarının ardından makine parkına kattığı yeni iş makinelerinin tanıtımını yaptı.
Tanıtımın benim açımdan en önemli yanı, Büyükşehir Belediyesi’nin daha önce kiralama yolu ile edindiği iş makinelerinin yerini, belediyeye ait olan iş makinelerinin alması. Bu hamle, kamucu belediyeciliğe dönüş açısından önemli bir adımdır.
Artık Antalya Büyükşehir Belediyesi, iş makineleri için bir avuç insana her ay çuval çuval para ödemeyecek, kiralama için ödediği kaynağın önemli bir bölümünü belediye bünyesinde tutabilecek.
Aynen devam Büşra Başkan!
Artık sırada özel halk otobüsleri var.
Sayıştay'ın Antalya Büyükşehir Belediyesi 2024 Düzenlilik Denetim Raporuna göre Büyükşehir, 2024 yılında özel halk otobüsü işletmelerine kilometre esaslı toplam 501 milyon 148 bin 485 TL ödeme yaptı.
Madem özel halk otobüsü sistemi kamu kaynağıyla ayakta tutuluyor, neden bu kaynağın uzun vadede belediyenin kendi araç filosunu büyütmesine yönelmesi tartışılmıyor?
Sınırlı sayıdaki özel işletmecinin ekonomik çıkarını ilgilendiren ama sonuçları bütün Antalya'yı etkileyen bu model artık kalkmalı; toplu ulaşım hizmeti münhasıran Büyükşehir Belediyesi uhdesinde olmalıdır. Çünkü ulaşım en temel haktır ve kamu aracılığı ile güvence altına alınmalıdır. Tıpkı barınma, sağlık, eğitim gibi.
Şayet bu da başarılırsa, en az dördüncü etap raylı sistem kadar, belki de daha fazla bir kazanım olur Antalya için.
Hazır Büyükşehir Belediyesi’nden söz etmişken, Büşra Başkan’a bir de çağrım var.
Yeni kuşaklar biliyor mu bilmiyorum ama Aksu’da “Karanlık Sokak” diye anılan bir yer vardır.
Karanlık Sokak, 1940 yılında kurulan Aksu Köy Enstitüsü’nün bulunduğu bölgenin yöredeki adıdır.
Aksu Köy Enstitüsü’nün kuruluş sürecinde, dönemin İlköğretim Genel Müdürü ve Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç da önemli rol oynadı. 1940 yılının Mart ve Nisan aylarında Çifteler Köy Enstitüsü’nden gelen 18 öğrenci, Aksu’da dördü eğitmenlere, dördü enstitüye ayrılmak üzere sekiz baraka inşa etti. Aksu Köy Eğitmenleri Kursu da Nisan ayının son haftasında 83 öğrenciyle bu yapılarda eğitime başladı.
İşte bu enstitünün öyküsünü anlatan ve sonunda buradan mezun olan öğrencilerin isimlerinin de yer aldığı “Karanlık Sokak” isimli kitabı Antalya Büyükşehir Belediyesi daha önce yayımlamış ve Antalya’nın hizmetine sunmuştu.
Ancak ne yazık ki kitabın baskısı tükendi. Bugün bu kitabı edinmek mümkün değil.
Büşra Başkan’dan bir talebim de budur:
Lütfen “Karanlık Sokak” kitabını yeniden yayımlayın ve Antalya’ya kazandırın.
Çünkü kamucu belediyecilik yalnızca iş makinesine, otobüse, yola sahip olmak değildir.
Bir kentin hafızasına sahip çıkmak da kamucu belediyeciliktir.