Yeni Parti iyiden iyiye kongreler ve kurultay havasına girdi. En son yazıda, üye bazlı başkanlık seçiminin en önemli, belki de uygulamanın kendisini anlamsız hale getirecek olan, bu ön seçimde sadece başkanın seçilecek olmasının, delegelikler dahil diğer kurulların, en fazla oyu alan başkan adayının iki dudağının arasında olmasının sakıncalarını anlatmıştım.
Gelin bugün de CHP’den miras alınması muhtemel bir konunun, kongrelerde aday olma nedenlerinin üzerinde duralım. CHP’den olumsuz miras diyorum; çünkü CHP’de yıllardır adaylar birbirleri ile siyasal farklılıklar nedeni ile değil, ekip anlayışı içerisinde çıkar, bu ekip anlayışının geri planında da gerek belediyelerde gerekse milletvekilliklerinde söz sahibi olarak, deyim yerindeyse, suyu kendine akıtma anlayışı yatardı.
Önce teknik bir tespit yapalım:
Yeni Parti’nin yaklaşan kongre ve Büyük Kurultay süreci, belirli bir sürenin ardından gerek kadroları gerekse politikalar tazeleme amacı taşıyan bir kurultay değil. Daha üç ayını doldurmamış bir parti hangi tazelenmeye ihtiyaç duyulacak ki?
İçine girilen süreç, gerek Siyasi Partiler Kanunu’nun zorunlu tuttuğu ilk altı ay içinde kurultay yapma, gerekse olası bir erken seçim için seçime katılabilme yeterliliğini elde amacını taşıyan bir kurultay.
Şöyle de bir tespit yapabiliriz: Bu kurultay, teknik anlamda yapılması gereken bir zorunluluk.
Durum böyleyken beklenen, henüz üç ayını doldurmamış mevcut kadroların devamını beklemek doğal bir hal alıyor. Çünkü, her ne kadar CHP kökenli olsalar da mevcut kadrolar daha dönemlerinin başındalar. Özgür Özel’in deyimi ile Yeni Parti’de her şey sıfırlandı. Kimse kıdemli değil, kimse ayrıcalıklı değil. Herkes başlangıç çizgisinde.
Ama gel gör ki mevcut durum bu doğal olan beklentiyi karşılamıyor. En azından Antalya için. Diğer illerde de farklı olduğunu düşünmüyorum.
Antalya’da başta Yeni Parti ile başkanlığı olmak üzere tartışmalar ve aday arayışları başladı.
Başta da belirttim. Bir yere birden fazla adayın çıkması için ilkesel, ilkesel olmasa bile programatik bir farklılık beklenir. 24 Temmuz’da kurulan iki buçuk aylık bir Yeni Parti’de hangi programatik ayrışma başladı ki aday adayları çıkmaya başladı?
Bu sorunun yanıtı yok.
Ne var peki?
Geçmişte, CHP’de siyaset yaparken bir arada olan ekiplerin parti içerisinde yine kendi iktidarlarını tahkim etme çabaları var. Biz bunu, Deniz Baykal’dan miras ‘benim olsun’ anlayışı olarak da okuyabiliriz.
Bütün bunlardan daha elim ve vahim olmak üzere, bu anlayışın temsilcileri de CHP’den Yeni Parti’ye geçmiş kadroları ve isimleri benzer çalışmaların içinde görmek mümkün.
Antalya’da süreç ilk başkanlığı üzerinde yoğunlaşmış gibi görünüyor. Nail Kamacı’yı indirmek ve il başkanlığına kendi istedikleri adayı oturtmak için ilçeler arası ittifak konuşmaları, Antalya siyasetini düzenlemek için geri planda çalışmalarını yürüten belediye başkanları söylentileri ayyuka çıkmış durumda. Bu yetmezmiş gibi, yine CHP’den miras, kendi adaylarını işaret etmesi için Ankara’da Yeni Parti Genel Merkezi’ni ablukaya alan, parti yönetimine baskı uygulayanların olduğu iddiası da cabası.
Yukarıdaki paragrafta ‘Yeni Parti’ ifadesini çıkarın, yerine ‘CHP’ yazın. Anlamda hiçbir şey değişmeyecek.
Eğer üye bazlı başkanlık seçiminde bile süreç böyle işleyecekse, biz ne anladık teknik bir zorunluluk olan kurultay sürecindeki ‘Yeni Parti’den.
Yeni Parti, CHP’nin devrimci tarihsel mirasını sahiplendi. Örgüt içi hastalıklı alışkanlıklarını değil.