“Bir kova su, karınca için bir okyanus, filin bakış açısıyla soğuk bir içecek, balık için ise onun yurdudur.” Phantom Tool Booch

Dün doğduğum köyü (Karaköy) ziyaret ettim. Adım başı kaynak suyu olan, yemyeşil bir köydü. Hâlâ yemyeşil ama artık ortalarda su mu görünmüyor. Daha geçen yıl arıklardan çağıl çağıl sular akıyordu. Köyü ortadan bölen çay mutlu mutlu çağlıyordu. Kuş sesleri, çiçek kokuları içinde gezip dönüyorduk. Bu kez öyle olmadı.

Köyün sularının nereye gittiğini sordum. “Kapalı sisteme döndük artık, sular borularla toprak altında,” dediler. Suyun gözünü sordum, orasının da kapalı olduğunu anlattılar. Yani ortada su görünmüyor ama bahçesini, tarlasını sulamak isteyen bu kapalı sistemle sulayabiliyor. Tarlasının başında vanası varmış, açıp sulayabiliyormuş.

Çay kıyısındaki bitkiler, arıkların kıyılarındaki kaz ayakları, su tereleri, yarpuzlar artık yokmuş. Su sesi duyulmuyormuş. Doğadaki hayvanlar nereden su içecek diye sordum. Köylü, yüzüme şaşkınca baktı, yanıtlamadı. Kuşlar, böcekler, tavşanlar, keklikler, kurtlar, tilkiler, yılanlar vb suya ihtiyacı yok mu? Bu canlılar nereye gidecek, nereden su bulacak, susuz nasıl yaşayacak?

Köylerde, kasabalarda, tarım alanlarında suları kapalı sisteme dönüştürmüşler, hâlâ dönüştürüyorlarmış. Elbette bu suyu tutumlu kullanmak adına yapılan bir iş. Ama su yalnızca insana mı aittir? Başka canlılar için de gerekli değil midir? Bu sistemin planını yapan mühendisler, uzmanlar yalnızca insanı mı düşünür? Kibirli insanların dediği gibi her şey insan için midir? Benim sorgulamam, şaşırmam, üzülmem devam edecek. Yine de borular içindeki su gün yüzüne çıkmayacak. Bütün bunları biliyorum, yine de ilgili kişilere duyurmak istedim. Su yalnızca insan için midir diye. Doğada denge yok mudur? Denge bozulursa, yaşamın her alanı tepetaklak olmaz mı? Doğa bunu yapan insan evlatlarından hesabını sormaz mı? Son sözümü yine suyla bitireyim. “Suya düştüğümüz için değil, sudan çıkamadığımız için boğuluruz.” Edwin Luis Col