“Bazen gezegenimiz evrenin tımarhanesi mi diye düşünüyorum.” Goethe

Anımsarsınız, Ankara Gar Katliamında, Antalya 9 kişiyi yitirmişti. Yanılmıyorsam bir Gazipaşa’dan, biri Antalya’dan, diğerleri Alanya’dandı. Çoğu da Kürt kardeşlerimizdi. Cenazelerin defin olayında büyük olay oldu. Alanyalılar, ölen gençlerin mezarlığa defnedilmesini istemediler. Gençleri, Alanya’nın bir tepesinde bulunan, Alman mezarlığına defnettik. Mezarlığa çıkış oldukça yokuştu ve zorlandık. Her adımda, her nefesimiz daraldığında sorguladık. Bin yıllık kardeşlerimizi neden mezarlığa defnedemiyoruz? Bizimle acımızı paylaşmadıkları gibi bizi neden yokuşa sürüyorlar? Bu davranış hangi dine, inanca, insanlığa sığar diye durmadan sorguladık. Aradan zaman geçince, her zamanki gibi yine unutmaya yüz tuttuk, yine “Tüm insanlık kardeştir” deyimine sarıldık. Ta ki bir ay öncesine dek.

Bir ay önce benzer bir olay daha yaşadık. Oxsana, Konyaaltı’nda bizim en çok sevdiğimiz, hepimizin ona “Kanatsız melek” adını taktığımız bir güzel insan. Herkesin iyiliğine koşan, yardımcı olmak için çırpınan, emeğini hiç esirgemeyen bir genç kadın. Öyküsü şöyle:

Babası Ukrayna’da vali, annesi öğretmen. Böyle bir ailenin kızı Oxsana. 18 yaşına gelince İstanbul’a gelmiş. O günden beri Türkiye’de yaşıyor. Yaşını tam bilmiyorum ama 45 olabilir. Türkiye’de üç çocuğunu büyütmüş. Bu ülkeyi bizim kadar seven, çalışkan biri. Ukrayna’da savaş çıkınca, yaşlı annesini yanına almış, ona bakıyordu. Annesi, “Ölürsem beni bu topraklara koy” demiş. Bir ay önce de öldü. O da zaten ülkesi bildiği Türkiye ve Antalya’da, annesini toprağa vermek için prosüdürlere başlıyor. Başına gelmedik kalmıyor. Acısını yaşamak yerine, annesine bir adım toprağı çok gören görüşlerle savaşıyor.

Sonunda Kurşunlu mezarlığının, “Kimsesizler Mezarlığına” konmasına izin veriliyor. Ama o kimsesiz değil ki! Ağabeyi ile birlikte bir hafta kimsesizler mezarlığını temizleyip bir mezar yeri açıyorlar. Oraya anneyi bir kimsesiz gibi defnediyorlar.

Şimdi kendime ve size soruyorum. “Bu düşünce hangi dinde, düşüncede, inançta var olabilir?” Vicdanı olan bunu kabul edebilir mi? Ya da bu düşünceyi savunabilir mi? Bu davranış, insan olanın utancı değil midir? Biz neden sürekli yorgunu yokuşa sürüyoruz? Tolstoy’un sözünü hiç unutmamalı. “Kendi acını duyuyorsan canlısın, başkasının acısını duyuyorsan insansın.”