Dün, DEVA Partisi ve Saadet Partisi’nin “Türkiye Buluşmaları” kapsamında Antalya’da düzenlediği, sivil toplum kuruluşları ve iş insanlarının katıldığı istişare toplantısına Antalya Beşkonaklılar Birlik ve Beraberlik Derneği olarak katılım sağladık.
Toplantıda Sayın Ali Babacan’ın kullandığı şu ifade dikkatimi çekti:
“Bu şehir emek verip üreten Yörüklerin kentidir, sözünün eri olan insanların kentidir.”
Aslında bu cümle, tarihî bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir. Çünkü Antalya’nın mayasında Toroslar vardır. O Toroslar’da yüzyıllardır alın teri döken Yörükler vardır. Bu toprakların üretim kültürü, dayanışması, cesareti ve misafirperverliği o kültürün eseridir.
Ancak aynı masada benimle bulunan, Doğu ve Güneydoğu kökenli hemşehrilerimizin derneklerinden birinin temsilcisinin bu ifadeden rahatsızlığını dile getirmesi bir Antalya’lı ve yörük derneklerinden biri olarak beni derinden düşündürdü. Biz Antalya’lılar nerede yanlış yaptık, bu şehrin tarihsel ve kültürel kimliğini niye bu kadar yalnız, sahipsiz bıraktık.
Bir şehrin tarihî kimliğini hatırlatmak, başka kimlikleri dışlamak değildir. Antalya’nın Yörük kenti olduğunu söylemek; bu şehirde yaşayan farklı kökenlerden insanları ötekileştirmek anlamına gelmez. Tam tersine, bu toprakların hangi değerler üzerine yükseldiğini hatırlatmaktır.
Bugün Antalya; Türkiye’nin dört bir yanından gelen vatandaşlarımızın ortak evidir. Bu şehirde herkes huzur içinde yaşamalı, üretmeli ve geleceğe umutla bakmalıdır. Ancak bir şehirde yaşamak başka, o şehrin tarihî hafızasını değiştirmeye çalışmak başkadır.
Antalya’nın bir kimliği vardır.
Bu kimlik; Toroslardan gelen Yörük iradesidir.
Bu kimlik; toprağı işleyen çiftçinin, yaylada çadır kuran obaların, vatan nöbeti tutan insanların kimliğidir.
Biz bunu söylerken kimseyi dışlamıyoruz. Ama rahatsızlığı olan ve yörük kültürünü kabullenemeyen ve zorlanan varsa, doğduğu coğrafya’ya, şehirlerine kültürlerine sahip çıkmalarını tavsiye etmekte beis görmüyorum.
Çünkü bu ülkenin her şehri kendi tarihî ve kültürel karakteriyle güzeldir. Şanlıurfa denildiğinde sıra geceleri, Mardin denildiğinde taş mimarisi, Diyarbakır denildiğinde kadim surları nasıl akla geliyorsa; Antalya denildiğinde de Yörük kültürü akla gelmelidir. Bu, ayrıştırmak değil; tarihî hakikati teslim etmektir.
Antalya; herkesi bağrına basan büyük bir şehirdir. Ama bu şehrin ruhunu oluşturan değerlere de sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Her Dünyalının hayalini kurduğu Antalya hayalimizle biz bu şehre sahip çıkmaya var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz.