2020 yılında sağlık alanında yaşadığımız global covid pandemisi yaşadığımız herşeyin üzerine tuz biber oldu. Alışkanlıklarımız değişti, yaşam biçimimiz yeni normal adını aldı. Görme, dokunma duyularımız yerini konuşmaya bıraktı. Dijitalleşen dünya da mesafeler kısaldı. Gönüller Uzaklaştı. Kalabalıklar, yalnızlaşan insan topluluğu haline geldi. Eylemler, gerekler ve istekler anlamlarını yitirdi. Tahammül ve tatmin duygusu azaldı. Sebepler, nedenler ve gerekçeler belli. Toplum mühendisliği diye bir branş var. İnsanlar böylesi buhran dönemlerinde dönüp önderlerine, sanatçılarına, sporcularına, siyasetçilerine, sivil toplum kuruluşu temsilcilerine ve kanaat önderlerine bakar. Yol göstersin, kararan yüreklerini aydınlatsın diye. İçerisinde bulunduğumuz bu durumun müsebbibi kim veya kimler. Kök sebeplere inilmedikçe halının altına süpürülen sorunlar, yarın daha da biriktiğinde çözümlenirken katmerlenir.
Anlık tatminler ile anlamlarını yitiren eylemlerimizin yarattığı boşluklar, sosyal medya da duygu veren, kendimizde bir şeyler bulduğumuz paylaşımlar ile gündem ve viral oluyor. Küçük eylemlere büyük anlamlar yüklüyoruz. Çünkü içimizde eksilenleri görüyoruz ve ilgi duyuyoruz. Ülkemizin son beş yılda derinden hissettiği ekonomik, sosyal, hukuksal sebeplerin, idari ve siyasi nedenlerin tezahürü toplumun yaşadığı huzursuzluk ve mutsuzluk oldu. Analitik zeka yerini yapay zekaya bıraktı. Dinlediğimiz müzikten, izlediğimiz videolara kadar yeni normal tekamül oldu. Buhran iklimi o kadar derinden hissedildi ki yapay zeka müzikleri melankolikleşti ve arabeskleşti. Böylesi müzikler de toplum da karşılık buldu. Hülasa melankolik iklim coğrafyanın burcu oldu. Ancak hep birlikte bir çıkış yolu arıyoruz. Aşısı henüz bulunmayan duygusal pandemi dönemini yaşıyoruz. Konfor alanında çıkmalı daha çok bir araya gelmeli, daha çok insana dokunmalıyız. Çünkü sevgi ve muhabbet bulaşıcıdır. Belki de aradığımız AŞI’dır.