Yatıyorsun "Butlan", kalkıyorsun "Mutlak".
Mutlak butlan kararı çıkma ihtimali çok yüksekti ve sonunda gerçekleşti. İlk itirazlar ilgili mercilere yapıldı. Sonuç olarak kimine göre hukuka uygun, kimine göre hukuk dışı; kimine göre ise keyfi olan bu kararlar, tüm göstergeleriyle toplumun vicdanına sunuldu.
Tam bir demokrasi şurası oluşturulmamış olsa da bu karar karşısında siyasal partiler, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve sivil inisiyatif platformları bir genel bütünlük içinde birliktelik mesajı vermişlerdir. Şimdilik bu durumun siyasal alandaki yansımalarını izliyoruz; görünen o ki bir süre daha izlemeye devam edeceğiz.
Ekonomik yansımalara gelince; tablo henüz tam anlamıyla netleşmiş değil. Bayram sonrasında bu etkileri hep birlikte görmemiz kaçınılmazdır ancak durum pek iç açıcı görünmüyor. Kısacası, vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Borsa, azımsanmayacak bir kayıpla kapanış yaptı. Esas yansımalar, idari ve resmî tatil dönüşünde kendini daha sert hissettirecektir.
Açıklanan mutlak butlan kararı ülke gündeminde adeta şok etkisi yaratırken; diğer yandan Hazine Bakanı yurt dışında önemli yatırımcılar ve finans devleriyle, yani "dış güçlerle", ülkemize güvenip yatırım yapabileceklerine dair toplantılar icra ediyordu. Sanırım onlar bile bu kararla soğuk bir duş almış olacaklar ki, ilk uçakla dönüş yapmak zorunda kaldılar.
Peki, toplumun, vatandaşın ve halkın gündemine hiç baktınız mı? Bakıyor musunuz?
Halk sizce bu gündemin ne kadar içinde? Aslına bakarsanız tam da merkezinde.
Artık en büyük ana muhalefet "halk" oldu. İktidarın bundan sonraki —adı ister baskın ister ara ister zamanında olsun— tüm seçimlerdeki en büyük rakibi; ana muhalefet partisi değil "halktır, yurttaştır, vatandaştır."
Mutlak butlan kararı, hukuka uygun olup olmamasının ötesinde artık halkın seçim istemesine yol açmıştır. Halk iktidara, "Sandığı getirin, karar verici benim, demokrasi benim, seçmen benim. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" demektedir.
Peki, yaşam devam ederken yurttaş neden seçim istiyor?
Bir sorun mu var?
Halk; iktidarın artık yönetemediğini, kazancın adil paylaşılmadığını, hayat standartlarının asgari yaşam sınırlarının altında kaldığını görüyor. Artan hayat pahalılığından, ekonominin bozulan dişlilerinin tamir edilememesinden, adaletin timsali olan göz bandının çıkarılmasından ve daha nicelerinden muzdarip olduğu için seçim istiyor.
Şimdi bir soru geliyor: Toplumun hangi kesimi hayatından memnun?
Asgari ücretliler mi, emekliler mi, aktif iş gücündekiler mi, çiftçi mi yoksa sanayici mi?
Kimin memnun olduğunu söyleyebilir misiniz?
Toplumun gündemine ilişkin ekonomik bir bakış açısıyla birkaç soru yöneltmek isterim:
• Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar geçen süreçte, hayatınız boyunca hiç yarım veya çeyrek karpuz almak zorunda kaldınız mı?
• Velev ki aldınız, bu hangi döneme tekabül etmektedir?
• Enflasyon ile gerçekten mücadele edildiğini düşünüyor musunuz?
• Yönetimin bu yöndeki çalışmalarını olumlu buluyor musunuz?
*Gündemimize geri dönelim: Her şey kurultay öncesindeki işleyişe mi dönecek?
Arınmalar mı başlayacak? üye iptalleri ve seçilmiş delegeler mi tartışılacak?
PM, YDK veya seçilmiş belediye başkanlarının iptalleri mi gerçekleşecek?
Bu durumda ahlaki değerler yerine getirmiş mi olacak?
Mutlak butlan kararının sadece bir siyasi partiyi bağlamayacağı; tüm ülkeyi her açıdan etkileyecek vahim sonuçlar doğuracağı aşikârdır.
Olağanüstü bir kurultay yapılacağına inanıyor musunuz? Şayet yapılacaksa, net tarihin hemen kesinleşmesi ve kamuoyu ile paylaşılması elzemdir.
Bu ve benzeri olumlu eylemler, iktidar olmak isteyenlerin yolunu açar. Bunun aksine yapılacak uygulamalar ise "atı alanın Üsküdar'ı geçmesine" neden olur.
Bu durumun müsebbipleri ise Cumhuriyet var olduğu müddetçe "hain damgasıyla" anılmaya devam eder.
Aklıselim ve kemale ermiş kişilerin yürüteceği ortak, özel ve titiz bir çalışma bu sorunları ortadan kaldırabilir.
* "Kaldırılabilirdi" (!)
Unutmayın ki; tarihi kahramanlar yazar.
Pir Sultan Abdal’ın güzel vecizlerinin uyarlanışı ile;
Demiri demirle söktüler;
CHP’yi CHP ile kırdılar, birbirine kırdırdılar.
Kimine göre biri haklıydı, kimine göre diğeri haksız...
Sonunda dönüp dediler ki:
'Siz ne zaman akıllanacaksınız?'"