Bir Kurban Bayramı daha acısıyla tatlısıyla nihayet son buldu. Ancak bayram coşkusundan ziyade, son günlerde gündemdeki sıcaklığını koruyan asıl gelişme "mutlak butlan" kararıydı.

Siyasetin geçmiş küskünleri barıştı; fakat ne yazık ki bu kez de barışanlar küstü. “Gözlerimizi kapatırız, vazifemizi yaparız.” denilecek görüntüler eşliğinde bir bayramı daha geride bıraktık.

Vatandaşın gündemini her zaman ön planda tutmuşumdur. Her ne kadar gündelik siyaset konuşulsa da acı gerçekler nedeniyle konu dönüp dolaşıp her defasında ekonomiye geliyor.

Hemen bir ekonomi sorusu geliyor o zaman, sıkı durun: Sizce dolar (USD) üzerinden yüzde 55 faizi hangi ülke verir ki? Bakın, hemen sorunun cevabını verdiniz. Bir hayli yüksek meblağları alarak cebine koyan bahse konu finans devi, ülkedeki yatırımlarını sıfırlamıştır.

"Bunun sonucu neyi ifade eder?" diye soracak olursanız: Hayat pahalılığı, bitmeyen bir geçim sıkıntısı ve yetmeyen maaşlar…

Dönelim sıcak gündeme; yani siyasete.

Siyasette artık kılıçlar kınından çıktı.

Kılıçlar çekildi; çünkü bu bir düello.

Peki, kiminle düello? ACHP ile SCHP’nin düellosu…

Bu düellonun sonucu ne olur ki?

Halka kim yakınsa o kazanır.

Peki, kim kaybeder bu düelloyu?

Halktan uzak kalanlar, birilerinden umut bekleyip başkalarından medet umanlar...

Geçmiş kısa zaman içerisinde bizim gördüklerimize tüm dünya gördü, şahitlik etti.

O mahşeri kalabalıkları hepimiz izledik.

Sizce hangi lider meydanlar da daha fazla halk ile bayramlaşmıştır? Özel mi, Kılıçdaroğlu mu?

Acaba Özgür Özel için meşakkatli günler yeni mi başlıyor? Sanki sorumlulukları daha da üst üste geliyor gibi... Önceleri sadece bir genel başkanlık kisvesi taşırken, oysa şimdi liderlik makamına yükselerek "seviye atlamış" olmasından olabilir mi bu durum?

Peki, konuya bir diğer açıdan bakarsak siyasal avantaj üstünlüğü sizce kimde?

Özgürlüğünü, gücünü ve umudunu halk iradesinden alanda mı, yoksa ipleri birilerinin elinde olanda mı?

"Kamuoyuna net ve açık olarak yansıyan duruma bakarsak sizce hangisidir?"

Birisi Kurucu Aziz’e doğru bir iradeyle yürürken; diğeri genel merkezdeki başkanlık ofisine doğru yürüyor.

Bu işin doğasında olan bazı gerçekler var. Taraflardan birisi buruk sevinçli olurken, diğeri bu sevinç ve mutluluk göstergesini dışarıya çok daha farklı lanse etmektedir.

Burada Aysel Gürel’i anmadan geçmek olmazdı:


Zilleri taktı, çıkı çıkı yaptı.
Ne yapsın işte böyle;
Oyna demiş birileri,
Bir ileri, iki geri...
Birilerinin elinde ipleri.

Ah bu ipçiler, ah …

Unutulmasın,

Biliyorsunuz; fezlekeler artık tozlu raflarda değil, masada.

Hatta sumenin altında bile değil, göz önünde.

Kim bilir; belki de özgürlükler kısıtlanabilir mi, hatta tamamen sona ermiş bile olabilir mi?

Gönül asla böyle bir tabloyu istemez. Umarım süreç “Pes artık!” denilecek bir noktaya ulaşmaz. Ancak önümüzde çok açık ve emsal teşkil eden örnekler duruyorken —"İmamın Oğlu" örneğindeki gibi— “olmaz” denilen birçok şeyin olabileceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Sancak düşer mi peki? Sancağı sırtlayan birileri çıkar mı? Peki ya umut biter mi?

Bu sorulara verilecek en güzel cevap ne mi olur? Son Güvenpark bayramlaşması ve onun öncesindeki milyonların duruşu... İşte buna "gelecek umudu" desen yeridir.

Artık sizce de ortak bir paydada buluşulması gerekilmez mi?

Buluşulabilir mi?

Bu soruların cevapları en kısa zaman içinde somut bir tarih ile taçlandırılırsa, bu işten en büyük zaferle çıkacak olan yine "halk" olacaktır.

Kimler olumsuzluklar çıkararak işi uzatmaya ve sabote etmeye yeltenirse; halkın nezdinde, o yüce halk divanında tarihe mal olacak kara bir yafta ile cezalandırılacaklardır.

Ayrışma ve kutuplaştırma kararı bir bayram arifesinde geldi. Velev ki: Cumhuriyeti kuran partinin kuruluş yıl dönümünde gelmiş ve tebliğ edilmiş olsaydı ne olurdu?

Yine de şimdi olduğu gibi o tebliği kabul eder miydiniz? Özel gibi yırtıp atar mıydınız?

Hadi diyelim ki yaz aylarının sonunda olağanüstü bir kongre kararı alındı ve kurultay 2027’nin başlarına takvimlendir ildi. Peki, tarih bir kez daha tekerrür eder mi? 19 Mart benzeri bir süreç yaşanır mı?

Sizce ne olur?

"Dur" mu dersiniz, yoksa; "Hayır! Hukuk kurallarını emrettiği şekliyle uygulayın" mı dersiniz?

Mücadeleniz ve tutumunuz ne olur ki?

Yoksa birileri de çıkıp “Silivri’nin yolları taştan, sen çıkardın beni baştan” türküsünü sürekli bir nakarat hâline mi getirir?

Genel merkez binasında yaşanan olumsuz bazı görüntüler hafızamda canlanıyor. Bu manzaralar beni; Irak’ın işgali ve sonrasında Suriye’de yaşanan iç savaş sürecinde, meydanlardaki ve saraylardaki eski devlet başkanlarının fotoğraf ile heykellerinin yıkılıp talan edildiği görüntülere sevk ediyor. Ulusça bu görüntülere canlı tanıklık ettik.

Bu sahneler, tarihe kara bir demokrasi lekesi olarak geçmiştir.

İnsanın ister istemez şu soruyu sorası geliyor: Cumhuriyeti kuran bir partiye yönelik bu akıl almaz hamleler, süreç içerisinde Cumhuriyet rejimine yönelik bir müdahale ihtimalini de düşündürmüyor mu?

Bu yönde bir evriliş sizce de mümkün olabilir mi?

Cumhuriyetin ilanından sonra, aradan geçen yüzyılı aşkın süreye rağmen yönetim sistemimizde hâlâ Yüksek Seçim Kurulu’nun görev ve yetki tanımları tartışma konusu olabiliyorsa; mahkemeler kendi yetki sınırlarının dışına çıkarak anayasal yetki aşımı sergileyebiliyorsa sorun kuvvetler ayrılığında mı?

Yoksa tüm bunların dışında gelişen, dikta ve monarşik yönetim anlayışını benimseyen çevrelerin ortaya çıkardığı bir sonuç mu?

Ülkemizin önde gelen birçok akademisyeni ve hukukçusunun değerlendirmelerine bakıldığında, hemen hepsinin ortak bir noktada buluştuğu görülüyor: Çıkan bu kararın tam anlamıyla hemen uygulanamayacağı, ayrıca yakın gelecekte tarihi belirlenmiş bir olağanüstü kurultayın yapılmasının önünde herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı yönünde güçlü görüşler mevcut.

Peki, kimler kurultayı istiyor, kimler istemiyor?

Halkın güvenini ve umudunu kazanmış, Gazi Meclis çatısı altında siyaset üretenler mi?

Yoksa Ankara merkezli, genel merkezin uhdesinde şekillenmiş ve mevcut kararın yetkisi ile gölgesinde siyaset yapanlar mı?

Diyelim ki yeni kongre toplandı ve sonuç yine Özel’in genel başkanlığı ile neticelendi. Peki, yeni mazbatayı kim verecek?

YSK mı, mahkeme mi?

YSK verdi diyelim…

Yeniden bir veya birkaç delege “Delegenin Özgür ve hür iradesi, farklı sebep ve menfi çıkarlar doğrultusunda zedelenmiştir.” gerekçesiyle mahkemeye başvurursa tarih bir kez daha tekerrür etmiş olmayacak mı?

Üstelik önceki dönemde YSK, mazbatayı Özel’e tam dört defa vermişken!

Yapılan kurultay yeniden “mutlak butlan” tehlikesiyle karşı karşıya kalmayacak mı?

İki liderli, iki başlı bir siyasi yapının halka yansımalarını hep birlikte görüyor ve izliyoruz. İzlemeye bir hayli daha devam edeceğimiz de kaçınılmaz gibi görünüyor.

Her şey zaman içerisinde daha net bir anlam kazanacaktır. Zamanın burada her şeyden daha değerli ve anlamlı olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Arınmaya değinmende geçmek olmaz. Biberin gazını yiyenlerin, aynı zamanda Ankara’nın rahmetinden ve bereketinden istifade ederek bir nebze arındıklarını düşünüyorum; adeta temizlendiler.

Bu konuda sizin de söylenecek bir sözünüz var mıdır?

Arınma sırası şimdi diğerlerine geldi. Ak pak olabilmek için şimdilik bir staj döneminden geçtiklerini hep birlikte izliyor ve görüyoruz.

Atı alan artık bir kez daha Üsküdar’ı geçmesin!

Yol yakınken dönün bu yanlışlıklardan; yoksa tarih sizi affetmez.

Kimini “kahraman” ilan ederken, kimini de “hain” ilan eder.