Son günlerde siyasetin en çok konuşulan ve gündemini işgal eden kavramlarından biri olan “mutlak butlan” terimi hukuk dilinde bir işlemin baştan itibaren yok hükmünde sayılması anlamına gelir. Hukuk terminolojisinde sıkça kullanılan bu kavram bugün sadece mahkeme salonlarında değil, siyasi tartışmaların da merkezinde yer alıyor.

Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Bugün tartıştığımız konu mutlak butlan mı, yoksa siyasi iklimin içine sürüklendiği mutlak çıkmaz mı?

Demokrasinin doğası gereği kitleler arasında münferiden fikir ayrılıkları olur. Parti içi yarışlar ise de siyasi hayatta demokrasiyi besleyen önemli bir parçadır. Fakat mesele kişilerin, makamların ve hesapların ötesine geçtiğinde geriye dönüp bakarak insan, bu tartışmalar sonunda millet ne kazanacak diye sormadan edemiyor. Bugün ülkemizde derinden hissettiğimiz ekonomik buhranla insanlarımız mücadele ederken, gençlerimiz gelecek kaygısı yaşarken, emekliler geçim derdiyle uğraşırken, üretici girdi maliyetini hesap ederken, siyasetin gündemini parti içi hesaplaşmalar ve koltuk mücadeleleri olması toplumun beklentileriyle örtüşmüyor.

Bugün geldiğimiz noktada vatandaşlarımız beklentisi daha fazla kavga değil, toplumun beklentilerine, yaşanan muhtelif sorunlarına ilişkin vizyon ve hamle odaklı çözüm üretilmesidir. Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla ortak akıldır. Çünkü siyasi aktörler kendi iç meselelerine odaklandığında kaybeden yalnızca taraflar değil millet olur memleket olur. Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyde yeni tartışmalar değil yeni umutlardır. Yeni ayrışmalar değil, ortak ufuk, ortak hedeftir. Siyasi kurumların görevi kriz değil çözüm üretmektir.

Belki de asıl konuşmamız gereken mesele toplumun siyasi kurumlara, kurallara, aktörlere olan güvenin aşınması, umutların yıpranması ve samimiyetlerine olan inancın kaybolmasıdır. Unutulmamalıdır ki Hukuk zeminin de yok hükmünde sayılan işlemler yeniden tesis edilebilir ama toplumda kaybedilen güven, inanç ve umudu inşa etmek en zor olanıdır.