İnsanların kimliklere sıkıştığı, kutuplaşmanın derinleştiği, şoven tepkilerin arttığı; siyasal diyaloğun tıkandığı ve siyaset ikliminin giderek zehirlendiği bir dönemden geçiyoruz. Toplumun beklentileriyle, millet olarak çözüm beklediğimiz meseleler arasında derin bir uçurum oluşmuş durumda. Üstelik bu sorunların siyaset marifetiyle çözülememesi, devleti ayakta tutan temel sütunlara siyasi, idari ve yargı kurumlarına olan güveni de ciddi biçimde zedeliyor.
Bu güvensizlik hali, vatandaşlarımızı doğal olarak yeni bir yol arayışına itiyor. Dün “ak” denilene bugün “kara”, dün “yanlış” denilene bugün “doğru”, dün “terörist” denilene bugün “önder” denilen bir siyasal iklimde; milletin zihin dünyasında sağlıklı bir davranış ve aidiyet geliştirmesi de her geçen gün zorlaşıyor. Dün vatan haini ilan edilenlerin bugün kahraman, dün kahraman olanların bugün hain ilan edildiği bir ülkede, tutarlı bir duruş sergilemek neredeyse imkânsız hale geliyor.
Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel ölçekte kritik bir eşikte bulunduğu bu süreçte, vatandaş artık ekonomik dar boğazın, hayat pahalılığının ve gelecek kaygısının etkisiyle siyasete daha temkinli, daha güvensiz ve daha mesafeli yaklaşıyor. İnsanlar artık ideolojik sloganlardan çok güvenlik, adalet ve kimlik duygusu etrafında pozisyon alıyor.
Tam da bu nedenle, nasıl bir geleceğin bizi beklediğine dair kaygıların arttığı bu dönemde; ayrıştıran değil birleştiren, dışlayan değil kapsayan, kutuplaştıran değil ortaklaştıran yeni bir hikâyeye ihtiyaç var. Bu hikâye; toplumun tüm kesimlerini içine alan, adalet duygusunu yeniden inşa eden, umut veren bir anlayışla yazılmak zorunda.
23 yıldır bu ülkenin insanları, iyi konuşan, güçlü hitabeti olan bir lidere oy verdi ve iktidara taşıdı. İlk yıllarda, doğru kadrolarla yürütülen politikaların toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu hep birlikte gördük. Ancak zamanla A kalite yönetim anlayışının yerini B ve C kalite kadrolara bırakması, başarı grafiğini aşağıya çekti. Bugün gelinen noktada yaşanan tablo bunun en açık göstergesidir.
Bu süreç bize şunu net bir şekilde göstermiştir:
Bu ülkenin iyi konuşan liderlerden çok, iyi yöneten kadrolara ihtiyacı vardır.
Özellikle Ortadoğu’nun ateş çemberine döndüğü, komşu ülkelerin demokrasi söylemleri üzerinden emperyal güçlerin etkisi altına girdiği bir dönemde; Türkiye’nin daha fazla savrulmaya değil, akla, liyakate ve vizyona ihtiyacı vardır.
Artık yeni bir siyasi dil, yeni bir bakış açısı, yeni bir iddia gerekmektedir.
Toplumu ortak bir hedefte buluşturabilecek, güven verecek, ehil kadrolarla yol alabilecek bir anlayış…
Kısacası;
Yeni yüzlere,
Yeni sözlere,
Ve bu ülkeye yeniden umut verecek temiz bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.