Kurtuluşun ve kuruluşun partisi CHP.
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan 103 yıllık bu köklü çınar, Türkiye'nin en eski siyasi parti organizasyonu olma özelliğini taşımaktadır.
Ülkenin siyasi tarih kronolojisinin neredeyse tamamını oluşturan, hatta bu tarihin bizzat mimarı olan kitlesel ve büyük bir hareketin adıdır. Ne var ki ülkeyi kuran ve yöneten bu devasa siyasal güç, bugünlerde adeta dış mihrakların uhdesinde ve iç çekişmelerin dışa yansımalarıyla çalkalanmaktadır.
Fırtınalı bir denizdeki gemi misali, adeta bir kurtuluş çırpınışı içindedir.
Geminin içinde bulunduğu bu sıkıntılı ve zorlu süreçler, her geçen gün bir adım daha çıkmaza sürüklenmektedir.
Yaşananlar yüzünden hayatımızda artık adımız, soyadımız gibi bildiğimiz ve hafızalarımıza kazınan bir “mutlak butlan” bilgeliğine sahibiz.
Burada doğrudan mutlak butlandan bahsetmeyeceğim elbette; fakat onun açtığı, açtırdığı tahribat ve yıkımlardan da bahsetmeden geçemeyeceğim.
Şimdi fazla değil, birazcık zamanı geri saralım. Bahse konu bu siyasal güç, tam 50 yıla yakın bir süredir ülke tarihinde birinci parti konumuna yükselememişti. İşte bu kronikleşmiş durum, aslında iktidar cephesinde büyük bir konfor alanı yaratmıştı. Ancak gün geldi, bu gemi kılavuz kaptanını ve tayfalarını değiştirdi; açık denizlere, büyük okyanuslara açıldı. Seferini başarıyla tamamlayarak, tekrar güvenli ve huzurlu bir biçimde iskelesine yanaştı ve gelecek seferlere hazırlanmaya başladı.
Yeni kaptan seyir defterine, "47 yılın sonunda bize inananların ve güvenenlerin umutlarını boşa çıkarmayıp bir destan yazdık." diye not düştü. İşte bu saygın dünya kruvaziyerinin hikayesi, tam da şimdi yine, yeniden yazılıyor.
Artık maalesef geminin eski kaptanı ortaya çıkıp, "Hayır, ben de kaptanım; söz ve yetki sahibi artık benim!" diyerek direksiyonu geri istiyor.
Mevcut kaptan ise, "Ben hâlâ görev ve sorumluluk bilinciyle seyrüseferlere devam edeceğim." diyerek yerini korumaya çalışıyor. Mevcut tayfalara ise her geçen gün yeni tayfalar ekleniyor.
Eski kaptan diretiyor: "Bu işin ana kaptanı benim, gemiyi alıp arındıracağım! Arınma işlemlerini en kısa zamanda halledip, zamanı gelince tekrar açık denizlere seferlere çıkacağım." Diyor.
Mevcut kaptan ise bu duruma şiddetle itiraz ediyor; geminin yasal haklarını savunmak için gerekli makama müracaat ediyor. Ancak itirazda bulunulan o makam, "Benim yetkim dışında olan bu soruna ben bakmıyorum." diyerek topu mevcut kaptana geri atıyor. Üstelik ekliyor: "Ben sadece deniz için yetkiliyim; fakat senin bu işin için okyanusa müracaat etmen gerekir. Okyanusun vereceği kararı beklemek zorundayım.” Diyor
.
Mevcut kaptan ise, "Daha okyanus lük bir durum söz konusu değil ki!" diyerek çırpınıyor, çabalıyor.
Eski kaptanın ise umurunda bile değil; illaki gemiyi arındıracağını söyleyerek aynı türküyü tutturmaya, çığırmaya devam ediyor. Adeta, "Bu geminin limanını elinden nasıl aldım ama?" dercesine izliyor süreci!
Peki, mevcut genç kaptan boş durur mu? Gemi her geçen saat su alıyor; o da batmadan önce gemiyi kurtarmak için amansız bir mücadeleye girişiyor.
Genç kaptanın bu çabası ve halka verdiği güven, kısa sürede karşılığını buluyor. Şimdi genç kaptan yaşlı kaptana dönüp atıfta bulunuyor: "Bak gördün mü, halkın gözünde 'Ana Kaptan' hâlâ benim. Sen ise bizim gemiyi ele geçirmek isteyen korsanların kaptanısın!" diye telkinlerde bulunuyor.
Evet, birileri artık bu yaşlı kaptana "dur" demeli.
Bu gemi daha büyük darbeler alıp alabora olmadan, su yutmadan, hatta ortadan ikiye bölünmeden önce bu kriz çözülmelidir.
Bu geminin yapım aşamasındaki ana kodlarıyla artık oynamayın, oynatmayın!
Bu gemi diğer gemilere benzemez; eşi ve bir benzeri daha yoktur.
Yok efendim "üst akılmış", "alt akılmış", "birinin, birilerinin aklıymış"... Her ne ise; peki sizin aklınız nerede?
Yok mu, ey içerideki İrlandalılar!
Bir dökün bakın diğer gemilere ve onların kaptanlarına; tüm tayfalar ve geminin ortakları, uğradıkları "metal yorgunluğu" nedeniyle gemiden sessizce ayrılıyorlar.
Oysaki o geminin kaptanı ise hâlâ seyrüseferlere çıkmak için sabırsızlıkla açık denizlerde "yelkenler fora" diyeceği günleri beklemektedir.
Yine buna paralel olarak geçmişte var olan ve hâlâ varlığını sürdüren bir başka gemi daha vardı.
Fakat geçmişte tıpkı bugün alabora olmaktan kurtulmak için çırpınan "Halk Gemisi’nin kaptanları gibi, onlar da "Sen kaptan olacaksın, ben kaptan olacağım" şeklindeki iç çekişmelerin azabına uğradılar.
Bugün "İyi bir gemi", "Zaferler bizim gemisi" veya "Anahtarlar sizde mi bizim geminin" unvanlı, birer “Takalar” oldular.
"Halk Gemisi", bu bahsettiğim takalar gibi olmasın; yine bir kruvaziyer gemisi olarak seyrüseferlerine gururla devam etsin, edebilsin, ettirilsin!
Yaşlı kaptan kendi rızasıyla kaptanlık koltuğundan feragat etmez ya da ettirilmezse bile bu süreci uzatmanın hiçbir anlamı yoktur.
Çünkü bu ülkenin yolcuları, artık seni "Güvenilir ve Umut Dolu Kaptan" olarak seçmiştir.
Denizlerde veya karada, sen nerede olursan ol biz oradayız; o gemide biz de varız diyorlar,
Genç Kaptan’a
Yolun yolumuzdur…