Antalya çok sıcak, sıcak olduğu kadar da zor bir haftayı geride bıraktı.

Önce Büyükşehir kapsamında yapılan operasyonlar, ardından Antalya Milletvekilleri Cavit Arı ve Mustafa Erdem hakkında düzenlenen fezlekeler haftaya hızlı bir başlangıç yaptık.

Haftanın sonu yaklaşırken, Döşemealtı Cezaevinde tutuklu olan Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in ifadesi haftaya damgasını vurdu.

Önce Muhittin Böcek’in ifadesinden başlayalım.

Konuştuğum hiçbir hukukçu, bu ifadenin hukuki bir anlam taşımadığını söylüyor. Çünkü Muhittin Böcek’in, Ferdi Zeyrek’e verdiğini ifade ettiği 955 milyon Euro ilgili başka hiçbir bilgi yok. Zaten Muhittin Böcek de Ferdi Zeyrek ile baş başayken çantayı verdiğini söylüyor. Bu iddiayı doğrulayabilecek ya da yalanlayabilecek tek isim olan Ferdi Zeyrek de maalesef yaşamını kaybetti.

Ancak, Muhittin Böcek’in bu ifadesine dolaylı tepkiler gelmekte gecikmedi.

Ferdi Zeyrek’in kampanyasını yürüten Önder İnce, “madem böyle bir para vardı, neden biz sçim koordinasyon merkezi bile açamadık” dedi ve Böcek’i yalanladı. Yine Önder İnce bu ifadenin doğru olmadığını belirleyerek Ferdi Zeyrek’in kaybı ve cevap hakkını kullanamaması nedeni ile vicdan sınırlarını zorladığını söyledi.

Bu vicdan sınırlarının zorlanması, başta CHP Genel Merkezi olmak üzere pek çok kesim tarafından sert dille eleştirildi.

Yine Muhittin Böcek’in Konyaaltı seçim kampanyasına verdiğini söylediği 15 milyon için de o dönem Konyaaltı kampanyasını yürüten isimler, böyle bir olayın olmadığını, her ilçede olduğu gibi seçim koordinasyon merkezi açıldığını, bu koordinasyon merkezinin de hem Muhittin Böcek hem de Cem Kotan için çalıştığını söylüyorlar.

Muhittin Böcek’in verdiği ek ifadenin neden 11 ay sonra geldiği sorusuna da ağırlıklı olarak Böcek’in üzerindeki 21. Yüzyıl işkencesi baskıların etkili olduğu düşüncesi hâkim. Ancak, bu düşünce, kısmen haklı olsa da yeterli değil. Kapalı kapıların ardında başka şeylerin döndüğünü düşünmek için çok neden var. Bu kapalı kapılar ardında dönenler de yakın zamanda açığa çıkar.

Bu konu ile ilgili son olarak, yukarıda da belirttiğim gibi hukukçular, bu ifadenin hukuki bir anlam taşımadığını belirtiyorlar.

Gelelim, Mustafa Erdem ve Cavit Arı ile ilgili fezlekeye.

Fezlekeyi ne kadar dikkatli okursanız okuyun, HTS kayıtlarının ötesinde bir şey bulamıyorsunuz.

Bunun anlamı şu:

Oturdunuz bir mekanda, sizin hemen arkanızda ve hiçbir ilginizin olmadığı bir suç şebekesi olsa ve bu şebeke takibe uğrasa, siz de bu takip kapsamında işlem görebilirsiniz.

Suçunuz, sadece o şebeke ile aynı baz istasyonundan sinyal almış olmanız.

Cavit Arı ve Mustafa Erdem’in durumu da aynen bu. Sadece, adaylık döneminde Muhittin Böcek ile CHP Genel Merkezi’nden sinyal vermiş olmaları ve yine adaylık döneminde yapmış oldukları konuşmalar.

Bu iki milletvekili, siyasi bağları güçlendirmek için torbaya atılmış gibi duruyorlar.

Burada dikkat çeken nokta, milletvekillerinin tezkeresinin 2 Haziran, Muhittin Böcek’in ifadesinin 4 Haziran tarihli olması.

İki vekil için fezlekenin Muhittin Böcek’in ifadesine dayandığını düşünürsek; ya 2 Haziran’da kolluk kuvvetleri Muhittin Böcek’in ifadesinde bu iki ismi vereceğini biliyorlardı ya da bu ifade daha önce alındı ama 4 Haziran’da resmen işleme konuldu.

Her durumda değişmeyen bir durum var.

Bu süreç artık iyiden iyiye hukuki olmaktan çıktı.

Ben değil, hukukçular söylüyor.