Bozuk Zeminde Çuval Dik Durmaz:
Siyasette
Oyuncular Değil, Kurallar Var Olmalı
Siyasette ne zaman yeni bir oluşum veya hareketlilik görsek, toplumda bir heyecan dalgası yaratılmaya çalışılıyor. Yeni isimler, iddialı söylemler, parlak vaatler...
Ancak ekranları kaplayan bu hareketlilik, izleyicilerine sürekli aynı heyecanı vaat eden ama günün sonunda aynı sonuçla biten yemek yarışması programlarına benziyor. Mutfaktaki tarif aynı, kullanılan malzeme aynı, sadece aşçılar ve sunucular değişiyor.
Seyirci bir süre ekran başında oyalanıyor ama tabağa konan yemek bir türlü değişmiyor.
Oysa kök neden analiziyle baktığımızda gerçek çok nettir: Bozuk zeminde çuval dik durmaz. Sorunları sonuçlar üzerinden tartışmak, çökmekte olan bir binanın kolonlarını güçlendirmek yerine cephesini boyamaya benzer.
Bugün adliye koridorlarından bürokrasiye, kamu idaresinden toplumsal güvene kadar yaşadığımız sistemik tıkanıklıkların temelinde de işte bu zemin bozukluğu yatmaktadır.
Siyaset kaynaklı sorunların ana kaynağını görmek için uzman olmaya gerek yok; adliyelerdeki tablolara bakmak bile yeterlidir.
Türkiye’nin gerçek bir "Milli Mutabakat" zemininde buluşması ve kararsız seçmenin güvenini kazanması, vaatlerin çokluğuna değil, üç ana ilkeden oluşan sarsılmaz bir manifestoya bağlıdır:
1. Siyasetin Finansmanının Şeffaf Olması: Siyasetin finansmanı karanlıkta kaldığı sürece, alınan kararlar halkın değil, kaynağı sağlayan odakların menfaatine hizmet eder.
2. Siyasi Etik Yasası: Siyaset bir rant kapısı ve dokunulmazlık alanı olmaktan çıkarılmalı; ahlaki ve hukuki sınırlar netleşmelidir.
3. Kurumlarda ve Özerk Yapılarda Liyakat: İradenin ve yönetimin temeli yetkinliğe ve adalete dayanmalıdır. Liyakatin olmadığı yerde kurumsal hafıza da adalet de yok olur.
Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu ve James Robinson’ın da vurguladığı gibi, toplumların gelişimi veya çöküşü bireysel liderlerin varlığıyla değil; kapsayıcı, kurallı ve liyakate dayalı kurumların varlığıyla belirlenir. Kurumların yozlaştığı, kuralların kişilere göre esnetildiği bir düzende hangi yeni aktör sahneye çıkarsa çıksın, zamanla sistemin içinde silikleşmeye mahkûmdur.
Artık oyuncuları değiştirerek farklı bir oyun izleyeceğimize inanma devri kapanmalıdır. Gerçek dönüşüm, oyunu yöneten kuralları ve zemini inşa etmekten geçer. Bu üç temel ilkeyi bayraklaştıran bir siyasi irade, sadece kararsızların değil, bu ülkenin yarınlarına inancını kaybetmekte olan geniş kitlelerin de en güçlü ortak paydası olacaktır.