Sonunda Yeni Parti kuruldu ve CHP süreci belirsizlikten kurtuldu. Artık ‘atanmış’ ya da ‘seçilmiş’ sözcüklerini kullanmadan ifade edebileceğiz.
Elbette en çok merak edilen yeni partinin program ve tüzüğüydü. Adı üstünde ‘Yeni’ olan bir parti, yeni olarak ne söyleyecekti?
Bu merak da giderildi ve tüzük ve program kamuoyu ile paylaşıldı.
Önce tüzükten başlayayım.
En önemli değişiklik, Kurultay delegeliğinin oluşumunu düzenleyen 15. Maddenin 6. Paragrafında.
CHP’de bu düzenleme, TBMM toplam milletvekili sayısının (600) iki katı (1200) olarak ifade edilmiş. Her il, milletvekili sayısının iki katı delege ile temsil ediliyor. Örneğin, Antalya’nın toplam milletvekili sayısı 18 olduğu için CHP Büyük Kurultayında Antalya 36 delege ile temsil ediliyor.
Yeni Parti’de isi bu düzenleme değiştirilmiş. Yine toplam delege sayısı 1200 olarak belirleniyor ama illere göre dağılım değiştiriliyor. Her ilin milletvekili sayısı kadar delege kendilerine veriliyor. Yani her il en az toplam milletvekili kadar delegeyi kurultaya gönderiyor. Bu da 600 sayısına denk geliyor. Kalan 600 delege ise illerde partinin yerel ve genel seçimlerde aldıkları oy oranına göre dağıtılıyor. Bunun önemi şurada. CHP tüzüğünde, Şanlıurfa 15 milletvekili olduğu için 30 delege ile temsil ediliyor. ancak çıkardığı milletvekili sayısı 1. Buna karşılık, son Büyük Kurultay’da Antalya, 5 milletvekili olmasına rağmen 34 delege ile temsil ediliyordu. Bu durumda, 1 milletvekili çıkaran Şanlıurfa ile 5 milletvekili çıkaran Antalya’nın Büyük Kurultay’da güçleri birbirine denk hale geliyordu. Bu da Antalya aleyhine bir dengesizlik oluşturuyordu. İşte bu adaletsiz dağılım, tüzüğün 15. Maddesinin 6. Paragrafı ile ortadan kaldırılıyor. Bu maddeye göre Şanlıurfa 15, Antalya 18 delegeyi belirledikten sonra kalan delegeler, bu illerde alınan oy ağırlığına göre değişecek.
Gelelim parti programına. Burada da önemli detaylar var.
Yapay zeka yardımı ile programın sözcük kullanım sıklığını belirlemeye çalıştım. Bu sıklık üzerinden de bir kelime bulutu ve söylem analizine ulaşmaya çalıştım.

|
Kavram kökü |
Yaklaşık kullanım |
|
güven / güvence / güvenlik |
152 |
|
hak / haklar |
129 |
|
kamu / kamusal |
87 |
|
sosyal |
83 |
|
demokrasi / demokratik |
74 |
|
yurttaş |
70 |
|
eşit / eşitlik |
65 |
|
eğitim |
58 |
|
ekonomi |
54 |
|
üretim |
54 |
|
kadın |
48 |
|
özgürlük |
46 |
|
sağlık |
42 |
|
kalkınma |
37 |
Bu tablo programın ideolojik merkezine piyasa değil kamuyu, bireysel başarı değil toplumsal güvenceyi yerleştirdiğini gösteriyor. Eğitim, sağlık, barınma, bakım ve sosyal koruma alanları devletin sorumluluğu şeklinde tarif ediliyor.
“Sosyal–kamu–hak–güvence” birlikteliği, programın en belirgin sosyal demokrat ekseni.
Tekrarlanan başlıklar ayıklandıktan sonra bile “yeni” sözcüğü 45 kez kullanılıyor. Buna “yeniden”, “değişim”, “dönüşüm”, “değiştireceğiz” ve “kurulacaktır” gibi ifadeler eşlik ediyor.
Program kendisini mevcut düzenin iyileştirilmesi olarak değil, farklı alanlarda yeni bir sistem kurulması şeklinde sunuyor. “Yeni” sözcüğü yalnızca parti adının parçası değil; programın temel siyasal vaadi:
-
yeni toplumsal düzen,
-
yeni ekonomik model,
-
yeni yönetim anlayışı,
-
yeniden kurulacak kurumlar,
-
yeniden düzenlenecek kamu hizmetleri.
Ancak “yeni”nin çok farklı alanlarda kullanılması, kavramın içeriğini zaman zaman belirsizleştiriyor. Değişimin yönü güçlü biçimde anlatılırken öncelik sırası her zaman aynı açıklıkta verilmiyor.
Hak kavram ailesinin yaklaşık 129 kullanıma ulaşması programın önemli özelliği. Eğitim, sağlık, barınma, çevre, bilgiye erişim ve sosyal güvenlik birer yardım değil, yurttaşlık hakkı şeklinde kuruluyor.
Bu yaklaşım sosyal politikayı hayırseverlikten ayırıyor. Yurttaş:
-
yardım alan kişi değil,
-
kamusal hakların sahibi,
-
devlet karşısında güvenceleri bulunan,
-
eşit erişim talep edebilen siyasal özne olarak tanımlanıyor.
Bununla birlikte yurttaşın karar süreçlerine nasıl katılacağı, hakların nasıl talep edileceği ve iktidarın nasıl denetleneceği; kamu hizmetlerinin nasıl sunulacağı kadar ayrıntılı işlenmiyor.
“Güven”, “güvence” ve “güvenlik” köklerinin yaklaşık 152 kez kullanılması dikkat çekici. Güvenlik sadece asayiş veya ulusal savunma anlamında değil;
-
iş güvencesi,
-
gelir güvencesi,
-
sosyal güvenlik,
-
gıda güvenliği,
-
enerji güvenliği,
-
hukuki güvence,
-
kadınların ve çocukların güvenliği anlamlarında da kullanılıyor.
Program böylece güvenliği sağ siyasetin dar “kamu düzeni” alanından çıkarıp sosyal demokrat bir insani güvenlik anlayışına genişletiyor. Buna rağmen “güvenlik” kavramının yoğunluğu, özgürlük–güvenlik dengesinin uygulamada nasıl kurulacağı sorusunu açık bırakıyor.
“Kamu” ve “kamusal” kavramları oldukça görünür. Devlet:
-
düzenleyen,
-
yatırım yapan,
-
hizmet sağlayan,
-
denetleyen,
-
güvence veren,
-
bölgesel eşitsizlikleri azaltan
-
temel aktör olarak konumlandırılıyor.
Buna karşılık “özel”, “üretim”, “verimlilik”, “girişim”, “rekabet” ve sektör politikaları da metinde yer alıyor. Bu nedenle program klasik anlamda bütün ekonomiyi devletleştiren bir model değil; piyasayı kamusal hedefler doğrultusunda yönlendiren kalkınmacı devlet anlayışına yakın.
Ekonomik modelin ana bileşimi şöyle görünüyor:
Kamusal planlama + özel sektör + sosyal haklar + yeşil ve dijital dönüşüm.
Demokrasi kavram ailesi yaklaşık 74 kez geçiyor. Hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, insan hakları, şeffaflık, hesap verebilirlik ve yerinden yönetim öne çıkıyor.
Ancak demokrasi çoğunlukla:
-
kurumların yeniden düzenlenmesi,
-
denetim mekanizmalarının kurulması,
-
yasaların değiştirilmesi,
-
yetki sınırlarının belirlenmesi üzerinden anlatılıyor.
Toplumsal hareketler, sendikalar, mahalle örgütlenmeleri ve doğrudan katılım mekanizmaları daha sınırlı görünürlükte. Bu nedenle demokrasi söylemi, aşağıdan yükselen siyasal katılımdan çok kurumsal restorasyon karakteri taşıyor.
Biraz uzun bir şekilde yukarıdaki analizi özetleyecek olursak, Program, piyasaya karşı kamuyu, yardıma karşı hakkı, bireysel kurtuluşa karşı toplumsal güvenceyi öne çıkarıyor. Ancak değişimi halkın aşağıdan müdahalesinden çok, iktidara gelecek kadroların devlet aygıtı üzerinden gerçekleştireceği bir reform süreci olarak kurguluyor.
Elbette bu konular daha uzun süre tartışılacaktır. Ancak, ilk değerlendirme olarak Yeni Parti, önümüzdeki dönem ihtiyaç olan politik hattı önemli ölçüde doğru belirlemiş ve Türkiye’nin içine girdiği makas değişiminde doğru çizgiyi merkezine oturtmuş gibi görünüyor.
Peki, bu programa toplumun farklı kesimleri; sosyalistler, merkez sağ gibi yapılar nasıl tepki verdiler? İlk düşünceleri neler?
Bu soruların yanıtlarını da pazartesi gününden itibaren Antalya ölçeğinde aramaya başlayacağız.